BİST

1.409,56

%-0,15

Dolar

9,2611

%0,91

Euro

10,7467

%0,69

Altın

526,3910

%-0,72

Fıkhı Siyasette Kullanmak
07.06.2021 07:02

İslam siyaset fıkhını -fitne korkusu- oluşturmuştur. Kuran, fitnenin katilden ağır bir suç olduğunu söyler. Ama fitne korkusu ile de İslam'ın değer ölçülerinden taviz verilmesini gerektiren bir ölçü ortaya koymaz. Zira, bir defa korku tavizin haklı bir gerekçesi haline gelince, orada din diye bir şey kalmaz, her şeyden vazgeçilebilir.



Nitekim öyle de olmuştur.



İslam, bir devlet modeli önermemiştir. Bunu zamana, şartlara toplumların kültürel durumlarına ve ihtiyaçlarına bırakmıştır. Toplumsal değişimi görerek, yönetim meselesinin ucunu açık bırakmıştır. Ancak bu İslam'ın siyasete dönük ilkeleri olmadığı anlamına gelmiyor. Tam tersine devlet modelini toplumlara bırakmakla birlikte yönetime kılavuz olacak temel ilkeleri vazetmiştir.



Adalet, ehliyet, istişare, biat(seçim), ahlaklı yönetim, din ve vicdan hürriyeti bu ilkelerin bazılarıdır. Bu ilkelerin nasıl sağlanacağını ise insanlara, yanı bize bırakmıştır. İslam hukukçularının görevi bu ilkelerden hareketle bir siyaset/yönetim/kamu hukuku oluşturmak iken, sadece fitne korkusundan hareketle bu temel ölçüleri ıskalayan bir tutum izlemişlerdir.



Fitne korkusu, ahlakı, adaleti, istişareyi, seçimi, yönetimde ehliyeti unutturmuş, kişi(sultan/emir) odaklı bir siyaset anlayışının İslam dünyasını esir almasına neden olmuştur. Üstelik fitne korkusu ile İslam'ın yönetime yönelik ilkelerinden taviz vermek fitneyi engellememiş, daha büyük bedeller ödenmesinin zemini, olmuştur.



Fitne korkusu, iktidarın her şekilde ele geçirilmesi ve elde tutulmasını meşrulaştırdığı için, kanlı ihtilallerin yolu açılmış, arkasında yeterli gücü bulan her muhteris bunu devleti ele geçirmek için kullanmıştır. Neticede, fitne korkusuna feda edilen İslami ölçülerin bedeli, yüz binlerin kanı ve gerçekte asırlara yayılacak fitne ateşinin tutuşturulması olmuştur.



Ancak tek bedel bu değildir, İslam dünyası iktidarını kaybetmek istemeyen ceberut yönetimlerin baskısı altında bütün yaratıcılığını yitirmiş, İslam’la hayat arasındaki mesafe her geçen gün açılmış, kurulu düzen meşrulaştırılırken, İslam(fıkhı) yaşanan hayat karşısında -eskimiş, toplumsal sorunlara cevap verme kapasitesini- yitirmiş bir mevkiye itilmiştir.



Rıdvan Es-Seyyid bu gerçeğe işaret ederken,"İslam'ın erken dönemlerinden itibaren siyasi otoritenin meşruiyeti ile toplumun bütünlüğü ilkeleri birbirinden ayrılıp, meşruiyetin kaybedilmesi pahasına toplumsal birliğin gerçekleştirilmeye çalışılmasının, sonunda meşruiyetle birlikte toplumsal birliğin de kaybedilmesine sebep olduğunu" söyler.



Onun için İslam siyaset fıkhı, İslami ölçüler üzerinden oluşturulmuş bir fıkıh disiplini olarak değil, bir ayak uydurma, cevaz verme fıkhı olarak görülür. Kaynağı İslam'dan çok, parçalanma korkusu ve müstebitlere yaranma arzusudur.



İslam dünyasında bölünme korkusu nasıl baskıcı, otoriter, ceberut yönetimlere çanak tutmuşsa, bugün de -beka sorunu- üzerinden aynı fıkhi gelenek sürdürülmeye çalışılmaktadır. Dün fitne ile korkutulan toplum, bugün de onun bir versiyonu olan beka korkusu ile her türlü dayatmaya razı edilmeye çalışılmaktadır. Her iki tavrın da meşruiyetini İslam'la gerekçelendirmeye çalışmasına rağmen, İslam'la alakası yoktur. Zira korku perdesi altında aslında -yönetenlerin- saltanatı için feda edilen İslam'dır.



Dönemsel şart ve korkuların ürünü olarak ortaya çıkan bu ayak uydurma fıkhı sonraki dönemlerde de -din gibi- taklit edilmiş, sorgulanmadan bugüne kadar gelmiştir. Hala günümüz siyasetine din penceresi adı altında bu fıkıh perspektifi ile bakılmaktadır. Muhammed İkbal bu gerçeğe ve İslam dünyasındaki geri kalmışlığa işaret etmek için: Müslümanlar siyasetlerine putçuluğu karıştırdılar ve bu hale geldiler", der. Putçuluk, bir heykele uluhiyet isnat edip ona tapınmak değil, geçmişin şartlarından neşet eden fıkha, fıkıhçılara (düşüncelere, fikirlere, içtihatlara) dünya hala oradaymışçasına din gibi bağlanıp, değişen ihtiyaçların değişen çözümler gerektireceğini görmemektir. Bu, geçmişin bugünü esir alması, hayatın hep aynı noktada donup kaldığının kabul etmesidir.



Halbuki yapılması gereken, İslam'ın yönetim için ön gördüğü adalet, ehliyet, meşveret, din ve vicdan hürriyeti, ahlaklı yönetim ve seçim gibi ilkeleri -günümüzün- idraki ile anlayıp, yeni bir siyaset/kamu hukuku geliştirmektir. Bunun için Müslümanların da, insanlığın da yeterli birikim ve tecrübe vardır. Mesela, adaletin sağlanması için, yargının bağımsız ve yansız olması gerektiği insanlığın acı tecrübeler sonucu vardığı bir sonuçtur. Montesquieu'nun kuvvetler ayrılığı prensibi bu tecrübeden doğmuştur.Sanıldığı gibi bu Batı tecrübesinin bir ürünü değil,tüm insanlığa ait birikimin bir sonucudur. Montesquieu, Kanunların Ruhu'nu yazarken yaşadığı tarihe kadar sadece Batı'nın değil, ulaşabildiği bütün yönetim biçimlerini inceleyerek eserini yazmıştır.



Liyakat/ehliyet için bugün işe alımlarda sınav, öz geçmiş, eğitim durumu ve çeşitli referanslar, mülakat gibi prensipler aranmaktadır.İslam hukukçuları bu kıstaslara rağmen ehil olmayanların devlet kademelerini doldurduğunu görerek yeni ölçütler getirebilirler.



Biat, bugün seçim olarak mütalaa edilmektedir. Geçmişte birkaç bin nüfuslu şehirlerde yüz yüze biat mümkündü. Bugün milyonluk şehirlerde bunun yolu seçimdir.Vatandaş istediğini seçer, seçilen kendi seçtiği olmasa bile seçilenin meşruiyetini kabul eder.Siyaset fıkhı bundan sonrasını o ülkenin kültürüne, sosyolojisine bakarak belirler veya ona bırakır. Çünkü dinle çatışmadığı müddetçe kültürel olan da dine uygundur. Seçilen yönetimin kaç yıl görev yapacağı, hangi şartlarda azledileceği,bakanlıkların sayısı, kapsama alanı,seçim aralıkları şunlar bunlar artık dinin konusu değil, toplumsal ihtiyaçların konusudur. Bunlar fıkıhçılardan çok, toplumun, bilim adamlarının, siyasetçilerin tasarruf alanındadır.Çünkü bazı konular için tarih, sosyoloji, psikoloji gibi disiplinlere başvurmak gerekir.Hal böyle olmasına rağmen her beşeri alan -din adamlarının- konusuymuş gibi yaygın ve yanlış bir anlayış vardır. Bu da -beşeri tecrübe ve akla- bırakılmış bir alan yokmuş gibi bir sonuç doğurmakta, akletmenin, tecessüsün,düşünmenin önünü tıkamakta,düşünme eylemini din adamları ile sınırlamaktadır.İtiraf etmeliyiz ki, bazı din adamları da uzmanlık alanlarını aşan konulara girerek bir nevi din ve düşünme tekeli oluşturmaktadır.Halbuki, Allah Resulü, dünya işlerini siz benden daha iyi bilirsiniz, demişti.Her alan dinin alanı olmadığı gibi din adamının uzmanlık alanı da değildir.



Ahlaklı yönetim her çağda İslam'ın temel ilkelerinden biri olmuştur. İslam, yönetenlerin de yönetilenlerin de ahlaklı olmasını ister. Yani yolsuzluğu, hırsızlığı, rüşveti,yalanı, dolanı yasaklar. Peki bu nasıl uygulanacaktır? Yasak demek, yahut bunu kişilerin vicdanına bırakmakla meselenin hallolmadığı görülmektedir. İnsanlık bunun için demokrasiyi, şeffaflığı, hesap verilebilirliği getirmiştir.Demokrasi aynı zamanda din ve vicdan hürriyetinin de teminatıdır.Geçmiş fıkhının ceza dışında buna verdiği bir cevap yoktur. Ceza,aşikar hale gelen suçlar içindir,açığa çıkmayanlar için fıkhın söyleyeceği bir şey yoktur. İşte şeffaflık, özgür basın bu tip suçlar gizli ve cezasız kalmasın diye ihdas edilmiş mekanizmalardır. Oysa Şankıti'nin deyimiyle; İslam dünyası hala ahlakiliği yöneticinin bireysel vicdanındaki ahlaki bağlılık alanından alıp, toplumsal alandaki kanuni bağlayıcılık alanına çıkaramamıştır.Ahlaklı yönetim yasal bir zorunluluk ve kuşatıcılık değil, yöneticinin merhamet ve vicdanına bırakılmıştır.Yöneticinin isterse ahlaklı davranacağı bir yönetim biçiminde üstün olan hukuk değil, keyfiliktir.



Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere fitneden sakınma korkusuyla hem bir siyaset fıkhı oluşturulamamış, hem de daha büyük bir fitnenin kapısı aralanarak zalim yöneticilerin otoritesi meşrulaştırılmıştır. Din- siyaset ilişkilerinin doğru bir temele oturtulmaması, geçmişin otoritelerini kutsama ve düşüncelerini dinleştirme yolunu açmış, bugünü düne tutsak eden, aklı dünde donduran bir yaklaşım tarzını hakim hale getirmiştir.İslam dünyasındaki gerilemenin, toplumdaki gerilimlerin, din- siyaset ilişkisinin bir çatışma alanına dönmesinin arkasındaki sebeplerden biri budur. Dünün aklıyla düşünmek, aklı dünde, bedeni bugünde olan şizofren,kararsız, kendi kendisiyle kavgalı, tatminsiz nesillerin yeşermesine neden olmuş,tarihsel olanla tarih üstü olan, din ile dün karıştırıldığı için bu dine şüphe olarak dönmüştür.İslam dünyası bu sorunu çözmediği müddetçe, içinde bulunduğu ataletten, gerilikten, akıl-beden, din ve yaşam kopukluğundan kurtulamayacaktır.


İrfan SÖNMEZ

  • Askeri Sefere Çıkınca Rotamız Onunladır
  • Hitler Ne Öğretti?
  • Din, Siyasete Alet Oldu
  • Din, Siyasete Alet Oldu
  • Trump Sadece Suriye'yi Vurmadı
  • SİYASİ FARKLAR KARDEŞLİĞİMİZİN ÖNÜNE GEÇMEMELİ...
  • Nefret, Korkakların Dilidir
  • Partilerde Adalet
  • Hükümetten Korku Stratejisi
  • İdam
  • Adalet ve Demokrasi Arayışı
  • Toplumun Vicdani Duygusu
  • Yerel Seçimler
  • Dolmabahçe Kadrosu Hazır Kıta Bekliyor
  • Yeni Bir Yıl
  • Ahlak ve Müslüman
  • Yanlışı Savunmak
  • Seçime Doğru
  • Korku Siyaseti
  • İslam'ı Şirkten Kurtarmak
  • Nurettin Soyer Şimdi Mi Akıllara Geldi?
  • Türkeş Anısı ve Siyaset
  • YSK ve Cumhurbaşkanlığı Sorunu
  • YSK ve Cumhurbaşkanlığı Sorunu
  • İslamda Aile ve Tek Adam Yönetimi
  • Emevi İslamı
  • Apo'nun Mektupu ve Beka Söylemleri
  • Siyasi Çürüme
  • HDP ve 19 Mayıs
  • Bozuk Yargı
  • Müslümanların İslamofobisi
  • AKP'den İmamoğlu'na Büyük Hediye
  • Seçimde Her Yol Mübah Mı?
  • 15 Temmuz, Gerçek ve Mağdurlar
  • Suriyeli Meselesi
  • AYM Kararı'nın Ölçüsü
  • Devletin Adaleti
  • Milliyetçilik
  • Sessiz Milliyetçi Olmaz!
  • Malazgirt'ten Bay Kemal'e
  • Kemal Tahir'i Anlamak
  • Kolombiya-Farc Barışı Nasıl Başarıldı?
  • Suriye'ye Neden Müdahale Ettik?
  • Darbe Üzerinden Din Düşmanlığı
  • Yeni Bir Çözüm Süreci Mi?
  • 12 Eylül'ü Anlamak
  • Silah Bırakma Süreci
  • Yargı Reformu
  • Siyaset Dili ve Ahlağı
  • Dinin Siyasete Alet Edilmesi
  • Milli Sorumluluk
  • Münbiç Belirsizliği ve Ümmet Kavramı
  • HDP'ye Kayyum ve Hazine Yardımı
  • DEAŞ, El Kaide ve Sapkın Din Anlayışı
  • Din Muhasebesi ve Yorumu
  • Farklı Dillerde Eğitim
  • Hiçbir Günahkar Başkasının Günahını Yüklenmez
  • İslam Davası
  • CHP'ye Kumpas Mı Var?
  • Milliyetsiz İslam Telkinleri
  • Türkçe Eğitim
  • Siyasal Zafiyet, Sistem Krizi Doğurdu
  • İktidar İçin Her şey Daha da Zorlaşacak
  • Vatandaşlık Bağı ile Devletin Doğru Yönetilmesi
  • Korku Siyaseti
  • Dini Siyasete Feda Etmek
  • Otokrasi ve Demokrasinin Dili
  • Siyasetin Dine Etkisi
  • Savaş Halini İktidarın Devamı İçin Kullanmak
  • Elazığ/Malatya Depremi
  • BOP Uykusu
  • Türkiye'ye Yapılan Operasyonu İdrak Etme
  • Yanlış Siyasetin Sonucu
  • Kazanan Kim, Kaybeden Kim?
  • Milliyetçilik Kontrolü
  • Milliyetçilik Kimlerin Kontrolünde
  • Milliyetçilik Kimlerin Kontrolünde
  • Milliyetçilik Kimlerin Kontrolünde
  • En Büyük İntikam, Affetmektir
  • Selefi Akımlar
  • Vicdanı Olanı Affetmek İyiliktir
  • Kutsallarımız ve Komplekslerimiz
  • Demokrasi Dışı Siyaset Otoriter Rejime Kapı Aralar
  • İçimizdeki Haririler
  • Darbelere Gerçekçi Çözüm
  • Milliyetçiliğin Nefret Dili
  • HDP ile Görüşmek
  • Din, Ahlak ve Milliyetçilik İstismarı
  • Dinle Özdeşleşen Siyaset Sosyal Barışı Yıkar!
  • Ankara'da Öldürülen Genç Üzerinden Provokasyon
  • Dini Değerler Üzerinden Siyaset
  • Kuzey Irak'taki Bölgesel Sorunlara Bakış
  • Dünya Adalete Mecburdur
  • Siyasetin Bütünleştirici Olması
  • Etnik Baro Etnik Hukuk Anlayışına Yol Açar!
  • Hapishanelerin Hazin Hali
  • Ayasofya-Lozan
  • İstanbul Sözleşmesi ve Ahlaki Çözüm
  • İnce'nin Politikası
  • 30 Ağustos Zaferi ve Malazgirt Zaferi
  • Ülkenin Sahipsizleri: Türk Milliyetçileri
  • Dünü Tartışıp Bugünü Unutmayalım
  • Tasavvuf Terbiyesi
  • Medyada Demirtaş Hissiyatı
  • Irkçılık, Kan Bağı ve Türklük
  • Suçlular Arasında da Adalet Olmalı
  • Muhalefetsiz Siyaset Olur Mu?
  • Öcalan Üzerinden Yeni Oyun
  • Siyasetin Karmaşası
  • Cumhuriyet'in Asıl Koruyucuları Müslümanlar Olmalı
  • Merhamet ve İnsanlık
  • ABD Seçimleri ve Türkiye Kaderi
  • Sorumlu Kim?
  • Dilin İzahı
  • Reform Değil Siyasi Değişim Gerekli
  • Slogan Milliyetçiliği
  • Milliyetçilik
  • Kurum İnsanı ve Dava İnsanı
  • Milli Şuur Sloganla Olmaz
  • Kabuğunu Kıran ve Kıramayan Ülkeler
  • HDP'yi Kapatmak Mı?
  • Demokrasinin Varlığı Bağımsız Bir Yargının Varlığına Bağlıdır
  • Emaneti Liyakat Ehline Vermek
  • Hiç Çakmak Bir Kişiye Verilir Mi?
  • Dönemin Değerleri
  • Kültürün Dinleşmesi ya da Dinin Kültürleşmesi
  • Akıl Hayat ve Din İlişkisi
  • Kılıçarslan'ın Mezarını Bulan Ülkücü Yürekler
  • Türk Milliyetçiliğini İtibarsızlaştırma
  • Türk Milliyetçiliği -1-
  • Türk Milliyetçiliği -2-
  • Öcalan'la Aynı Çizgiye Gelip Milliyetçilik Yapanlar !
  • Necip Fazıl Tipi Siyaset
  • En Etkili Yol: Toplumsal Bütünleşme
  • Türk Milliyetçiliği -3-
  • Demokrasi Özgürlüğü
  • Siyasetin Denetimi ve Aklı
  • 28 Şubat'ı Neden Yazmadım
  • Hükümet Sistemi ve Siyasi Parçalanma
  • Kürsüleri Kirletmeyin!
  • Andımız Krizi ve Yargının Bitişi
  • Reddettikleri Millet Değil, Türklüktür
  • Alkol Yasağı
  • HDP'yi Bir Dünya Anladı Ama Bizim Bazı Kürt Kardeşlerimiz Anlamadı
  • Ceza Hukuku ve Din
  • Müslüman Zalim Ayrımı Yapmaz!
  • Kral Çıplak
  • Ülkenin İhtiyacı: Temiz Toplum, Ahlaklı Siyaset
  • Yolsuzluğu Kapatan Kutsal El
  • Ey Muhalefet! İşiniz Çok Zor!
  • Camide Kin Değil Din Görmek Gerek
  • Fıkhı Siyasette Kullanmak
  • Bilinen Sırlar
  • Kalem Düşüncenin Namusudur
  • İki Büyük Sorun
  • Siyasette 15 Temmuz Dizaynı
  • HDP İl Binasına Yapılan Saldırıyı Okumak
  • Emevilik Halen İçimizde
  • Muhtaç Olduğumuz Milliyetçilik
  • Taliban ve Işid Arasındaki Zihinsel Kodlar
  • HDP/PKK Faşizmi
  • Seçim Barajı Neden Düştü?
  • Cumhurbaşkanı'nın Attığı Yem
  • Rüşveti Besleyenler
  • Sorunları Etkinleştirmek Ayrışmaya Kapı Aralar
  • Yerelleşme nereye götürür ?
  • İktidara Özeleştiri