BİST

1.434,75

%-0.54

Dolar

8,5378

%-0.23

Euro

10,3569

%-0.24

Altın

509,6830

%-0.35

ABD Yaptırımlarını Kınama Mesajı
21.12.2020 14:31
ABD yaptırımlarının millî savunma sanayimize bir kez daha gelişme fırsatı kazandıracağına kuşku yok.

Türkiye’nin gerek 15 Temmuz darbesi öncesi gerekse sonrasında geliştirdiği iktidar ve cemaat eksenli dış politikalarında yerli ve millî iddialarının küresel plan ve projelere doğrudan ya da dolaylı olarak eklemlendiğini, Türkiye’nin giderek yalnızlaştırıldığını görmeyen yok.

Bu, Batı karşıtlığını geliştirip Türkiye’de AB üyeliği taleplerini rafa kaldıracak bir sürece hizmet ediyor şüphesiz. Dış politikada yalnızlaşmanın, içerde algı problemi yaşayan yerli ve millî söylemlerine büyük katkı sağladığı açık… Küresel güçler entegrasyon sürecini sağlıklı geliştiremeyen ve uyum sancısı çeken bazı perifer ülkelerde ‘tayin edilmiş düşman’ kurgusuyla bir ötekileştirmeye Sovyetler Birliği’nin çöküşünden itibaren her vesileyle başvuruyor. Başlangıçta müttefik ilan ettikleriyle kanlı bıçaklı düşman olma da böylece kaçınılmaz oluyor.

Yeşil ya da bereketli hilal kavramlarıyla birlikte komünizme karşı derneklerin bile desteklendiği bir ‘hür dünya rüyası’ o dönemlerin eseri.

NATO, iki kutuplu dünya sonrası işlevini yitirmenin sancısını çekerken Avrupa, ‘Altılar’ etrafında bir güvenlik şemsiyesini hayata geçirmeye niyetlenmişti. Ancak kısa zamanda anlaşıldı ki, hayâlî bir İslâm ve terörizm bileşkesi yeni ‘tehdit algısı’ yaratabilir ve yepyeni bir ‘güvenlik stratejisi’ne kapı aralayabilirdi. Böylece İslâm, ‘yumuşak ve sert’ taraflarıyla Batı’nın tehdit algısı içinde sayıldı.

Artık Türkiye’nin AB uyum politikalarının da bir gereği kalmamıştı ve Toynbee’nin de dediği gibi medeniyet değiştirmek için üç aşamanın ilk ikisini gerçekleştirmiş olsa bile Türkler için üçüncüsü imkânsızdı. O zaman Batı için ötekileştirilecek ‘kötü ülke ve adam’ imajına hizmet edecek senaryolar gündeme getirildi.

Türkiye bu arada darbeye maruz kalmıştı ve güvenliğini modernleşmesinin önüne geçirmek zorunda bırakılmıştı artık.

Tayin edilmiş öteki ülke olarak lüzumsuz bir kapışmanın iki taraf siyasetçilerine de dayanılmaz hafiflikler kazandırdığını biliyoruz. İç politikada Türkiye de onu karşıya alan bütün batılı siyasetler de bu hafifliklerden nasibini çok aldı.

Türkiye bu süreçten ‘normalleşerek’ kurtulabilirdi. Muhalefetten, özellikle de İyi Parti’den beklenen ülkeyi normale döndürmesiydi. Ama onlar, maalesef tutarsız politikalarıyla bu süreci akredite ettiler.

Şimdi TBMM’nde grubu olan 4 parti ortak bildiriyle ABD’nin yaptırım kararını protesto etti.

İşte bazı aydınlar benim yukarıda özetlediğim normalleşmeden sapma sürecine hizmet edeceği gerekçesiyle muhalefetin bu protestoya katılmasını onaylamama içerliyorlar.

“ABD yanlış yapıyor demek için S-400 doğru demek mecburi olmamalı! Bağımsızlık ve egemenliğin halkta olması, o kararlara dahil olabilmekle ve denetlemekle gösterilir.”[1]

Türkiye’nin yalnızlaştırılması sadece iç politik argümanlar ve aparatlar eliyle olmuyordu ki! İlk bakışta ülke ile kişiyi karıştırdığını düşünebilirdiniz küresel güçlerin. ABD’den beklenirdi ki, Türkiye ile yönetimini birbirine karıştırmasın. Mesela AB, içindeki kışkırtıcı unsurlara rağmen böyle yapmadı, yani Türkiye’den ümidini kesmedi.

Türkiye, eğer bütün unsurlarıyla bir yandan yaşama iradesini, millî güvenliğini garantiye alarak sürdürmek ve demokrasisini geliştirmek, millî iradeye saygıyı pekiştirmek istiyorsa önce bağımsızlığına gölge düşürecek ABD yaptırımlarına gereken tavrı göstermek zorundadır. Bu süreçte HDP’yi de ötelemeden, örgüt dahil bütün Kürt temsilcilerinin Amerikan emperyalizmine karşı durmasını temin etmek ‘devlet aklı’nın işi olmalıydı, olmadı. Madem devlet aklı bunu başaramadı, HDP, Türkiye partisi olma yolunda çok önemli bir fırsatı geri tepmeyebilirdi. HDP, ABD yaptırımlarına kınama bildirisini imzalasaydı, hem Amerikan emperyalizmine tavır koymuş olacak, hem de Türkiye partisi olarak muhalefette genişliğe erişecekti.

Seçim sürecinde yaşanan işbirliği arayışlarını sonradan kamuoyuna açıklamakta zorlanan muhalefet, bir sürü tevile de ihtiyaç duymayacaktı yani… HDP ile seçim sürecinde gizli kapaklı ‘anayasa görüşmeleri’ yapma gibi bir usul yerine topluma açık ve geniş bir yönetişim modeli sunulabilmenin yolu ancak böyle açılır.

Şüphesiz “canım bunlar mı emperyalizme karşı duracakmış, bizzat onun oyuncağı!” diye itiraz edecekler olacak elbet; onlara da “Dedemden Dinlediklerim” adındaki masal kitabımın son bölümü olan Üç Öküz ve Aslan[2] masalımı okumalarını salık veririm. Netice itibariyle üç öküz de aslanın ‘müttefiklik cilveleri’ne olumlu karşılıklar vermeye hep teşne olmuşlardır.

Küresel strateji gereği Türkiye’de tayin edilmiş bir siyasal alan mevcuttu ve millî bağımsızlığımıza halel getirecek ortak bir tavır sergilemek, bizatihi muhalefetin elini güçlendirebilir ve eleştiri imkânını artırabilirdi.

Hülasa bu ortak tavır, iktidara bir teslimiyet olmayıp ABD yönetimine ‘ülke ile kişi’yi karıştırmama yolunda bir uyarı mahiyeti taşıdığı kadar millî güvenlik stratejilerinde Birinci Meclis’te olduğu gibi millî irade ile tam bağımsızlığın ‘hemdem’ini hatırlatan bir ortak kaygı ve paylaşımı beslemelidir.

Yoksa tam bağımsızlık ve millî iradenin idamesi meselesi, mes’uliyet ve samimiyetten yoksun bir keyfi yönetimin kâh şunla, kâh tam tersiyle her türlü ittifak arayışını meşrulaştırmak adına iğdiş edilemez!




[1] Kemal Can’ın twitter cevabı 15:56 16.12.2020

[2] Üç Öküz ve Aslan Masalımız ise aşağıdaki gibidir:

ÜÇ ÖKÜZ VE ASLAN

Ciğerparelerim.

Destan, masal derken geldik günümüze; onunla yetinmedik geçtik zamanın ötesine.

Anlatacağım şey bütün çağları kuşatan bir gerçekten bahsediyor. Şimdiye kadar anlattıklarımın özeti gibi bir şey… Üç öküz var, neyi temsil ediyorlar?

Bir de aslan… O da elbet gücü, ihtişamı, hakimiyeti.,.

Aslanın gözü öküzlerin o besili butlarında, Hele bir de aç ise.., Fakat üç öküzün birliği, aslanın iştihasını gemliyor. Aslan üçünün birliği karşısında hiçbir şey yapamıyor.

Fakat emperyalizmin taktiği “böl, parçala, yut” değil mi?

Üçünü birbirine düşürürse, aralarındaki köklü ittifakı, birliği bozarsa… gerisi kolay…

Bu destanı, bu masalı, bu hikâyeyi, bu makaleyi Galip Dede’den bir dinledim, bir daha unutmadım. Onu anlayasınız ve unutmayasınız diye de şiire döktüm.

Siz de evlatlarınıza okuyun, onlara da öğretin olur mu?

Yoksa halimiz nice olur?

*

Zaman zaman içinde

KALBUR saman içinde

Gök gürleyip tırlamış

Altı üste çevirmiş

Okyanusu kaldırmış

Gökyüzünü indirmiş

Sular boşalacakken

Toprak oldum suyu aldım

Suyu dağlara verdim

Dağlar bana elek verdi

Eleği feleğe verdim

Felek bana melek verdi

Meleği yüreğe verdim

Yürek bana kürek verdi

Küreği tüleğe verdim

Tülek bana sürek verdi

Süreği zamana yaydım

Zaman bana aman verdi

Amanlı bir türkü tutturdum

Giündüzü geceye tutturdum

Bu masalı yakanıza

Bir iğneyle tutturdum

*

Bir memleket varmış ki, devri vaktin birinde

Otlakları genişmiş, bağı bahçesi bolmuş

Dağları hep ormanmış, bütün canlılar zinde

Köylünün, şehirlinin ambarları tüm dolmuş


Koca merada envay çeşit otlar boy atmış

Sağmallar öyle ki her biri soya soy katmış

Çiftlikler neşeliymiş; düğün, dernek, toy çatmış


Otlakları genişmiş, bağı bahçesi bolmuş

Köylünün şehirlinin ambarları tüm dolmuş


Asıl mevzu bu yurtta, soylu üç öküz varmış

Yaratan üçüne de çok özel boynuz vermiş

Bir araya gelende her düşmanı ezermiş


Üç öküz de iyiymiş, kalplerinde yok fesat

Dostlukları kaviymiş işler gitse de kesat


Hep birlikte gezerler, otlarlarmış beraber

Allah’ın hiçbir günü olmamışlar derbeder

Gıpta edermiş ülke bu dostluğa ser a ser

Üç öküzün birliği her zorluğu yenermiş

Fil saldırsa sürüye onu yere serermiş


Birinin rengi sarı, diğerinin alaca

Birininki karaymış fakat derisi pakça

Birbirine her şeyi verirlermiş rahatça


Üçü de can yoldaşı, birbirine emanet

Bu birlikle sürecek bu otlakta selamet

*

Ormanların kralı Aslan bir gün sıkılmış

Yenecek her bir şeyin nesli çoktan tükenmiş

Oturdukça esnemiş, esnedikçe acıkmış


Bakmış böyle süremez, çıkmak gerek ormandan

Çayırda av bulmalı düşmeden tüm dermandan


Vardığında çayıra ağzının suyu akmış

Gözü olmuş fal taşı, beyninde şimşek çakmış

Eti zengin sofraya gayet rikkatli bakmış


Yaklaşmış itinayla, ürkütmeden etrafı

Hayvanlar padişahı fıtrat güçlü tarafı


Üç ahbap öküz rahat, sakin, emin, huzurlu

Gezerlermiş otlakta yüzü, gözü hep nurlu

Üçünün de ufacık yanı yoktur kusurlu


Derken Aslan yavaşça öküzlere yaklaşmış

Önce “ya sabır” demiş, sonra kendini aşmış


Karnı kazınan aslan artık dayanamamış

“Midem bayram edecek” der demez duramamış

Adet üzre kükremiş, kendini tutamamış


O üstüne yürürken besili öküzlerin

Bilmemiş ki geçemez ardına boynuzların


Aslan kral değil mi, bakmış nazik vaziyet

Hemen geliştirmeli pek ince bir siyaset

Onda Tanrı vergisi üstündeki riyaset


Gözleri üç öküzün o dev boynuzlarında

Sözün yükünü duydu Aslan omuzlarında


“Günaydın can dostlarım” diyerek adım adım

Yaklaşmış öküzlere, “sizi epey aradım”

Günlerdir çok gezindim ve lâkin bulamadım”


“Tanrım bu ne saadet, işte karşımdasınız

Ben hep sizle yaşarım, siz hep aşımdasınız”


“Ne aşı” demiş öküz, aslan bakmış sarısı

Siyasetin özü söz başarının yarısı

“Soframıza davet et” demiş meğer karısı


“Sizinle değil miyiz stratejik ittifak

Bir daha aramızda oluşmasın hiç nifak”


Kral demiş “günaydın, nasılsınız bakalım”

Hatır soran bir kral, düşünmüşler “N’apalım”

Elbet cevap vermişler: “hürmet bizden kralım”


Ne demek ormanların kralı konuk gelmiş

Üçlünün Öküz psikolojisi düzelmiş


“Siz sağ olun efendim, gerçekten çok iyiyiz

Sayenizde otlakta güvendeyiz, diriyiz

Biz gariban, otlayan sürülerden biriyiz”


Aslan tekrar seslenmiş “değerli arkadaşlar!”

“Beni yanlış bilmeyin, dostluklar böyle başlar”


“Asla yoktur niyetim, yemek gibi sizleri

Yanlış bir adım da düşman etmesin bizleri

Aldatmasın kötünün riyâkâr, kem sözleri”


“Ağzı torba değil ki, büzesin elâlemin

Benim karnım pek toktur, sofradan kalktım demin”


Yiyecek bulmak kolay, ama dost bulmak güçtür

Sizi ben nasıl yerim, iddiası gülünçtür

Sizinle arkadaşlık, hem kıvanç, hem güvençtir


Bu güzel söz ve latife öküzleri şımarttı

Gururla böğürdüler, fiyakaları arttı


Böylece derin bir pakt, stratejik ittifak

Kurdu mutlu üç öküz aslanla ufak ufak

Şafak artık daha nur, merayla kaplı afak


Üç öküzü gözüne kestirmiş avcı aslan

Üç öküzü bölmeye azmetmiş avcı aslan

*

Haylice yani üç gün arkadaşça gezmişler

Öküzler de merayı aslan gibi süzmüşler

Aslan gibi yatmışlar, aslan gibi ezmişler


Aslan kimin yanına yattıysa fısıldamış

Üç öküz de kendini bu dostluğa adamış


İnanmazsan çokbilmiş uzun kulağa var git

Güzel gözlü, akıllı, kara öküz sor beni

Benim sana ne gibi bir garazım olacak


Böylesi surat asman bin bir derde kor beni

Benimle dost olmaman üzer beni, yer beni


İsterim ki ebedî dost kalalım seninle

Dilediğin otlağa post atalım seninle

Nice yeşil vadiye rast gelelim seninle


Benimle dost olmaman bin bir derde kor beni

Böylesi surat asman üzer beni, yer beni


Sarı öküz, ya rabbim bu ne güzellik böyle

Sen onlardan ayrısın sen bambaşka bir varlık

Öncekilerde bu renk söyle var mıydı söyle


Sen nadide öküzsün, sen nadide bir varlık

Sen benim can öküzüm, güzel sana yoldaşlık


Bırak, unut karayı, şımarık alacayı

Birlikte yazmalıyız yeni anayasayı

Koyalım bir kenara elemi ve tasayı


Sen nadide öküzsün, sen bambaşka bir varlık

Sen benim can öküzüm, güzel sana yoldaşlık


Bir gün alaca öküz su içerken derede

Aslan iki öküze demiş “Allah vere de”

Düşman bizi fark eder bir anda, bir kerede


Dostlarım tehlike var, dikkatli olmalıyız

Yaşamak istiyorsak ondan kurtulmalıyız


Kara ve sarı öküz inanmaya hazırmış

Zaten bekledikleri şu andaki huzurmuş

Emir ve görüşüne ikisi de nazırmış


Münasiptir efendim deyip onlar oyladı

Alaca da aslanın midesini boyladı


Alacayı kolayca hazmetmiş avcı aslan

Sonra diğerlerine ahdetmiş avcı aslan

Bu usul ve yöntemi gözetmiş avcı aslan


Aynı masal ve düzen ne yazık ki hep tutmuş

Öküz aklı işte bu! Her birinde unutmuş


Sarı öküz kalınca avcı öyle kükremiş

“Ey öküz oğlu öküz! Düşünmedin mi?” demiş

“Sıra sana gelecek” sarıyı yere sermiş


Son öküzü daha bir keyifle yiyivermiş

Bu masaldan bizlere acep ne kalıvermiş