Piyasalar

HAKKI ÖZNUR : Muhsin BAŞKAN, "KÜRESEL BİR TERTİPLE ŞEHİT EDİLDİ"

  • 142
Punto:

Ülkücü Hareketin önde gelen isimlerinden, Araştırmacı Yazar Hakkı Öznur ve Alperen
Ocakları eski genel başkanlarından Doğan Öztaşkın Almanya’nın Duisburg şehrinde
bulunan Muhsin Yazıcıoğlu Kültür merkezinde düzenlenen ,şehit lider Muhsin
Yazıcıoğlu’nu anma programına katıldılar. Program iftar yemeğinin ardından sonra
başladı.
İlk konuşmayı Doğan Öztaşkın yaptı Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili anılarını ve yaşadıklarını
anlattı Daha sonra ,şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun dava ve yol arkadaşı , çok
sevdiği , “Hakkı Baba” diye hitap ettiği, camianın ağabeyi Hakkı Öznur konuştu. Öznur
Yazıcıoğlu’nun 40 yıllık siyasi geçmişini , davasını, tarihi mücadelesini anlattı.
Konuşmasının son bölümünde Muhsin Yazıcıoğlu suikastine değindi. Bu suikaste, AKP/
Saray rejiminin “kaza” dediğini milletin ise “suikast” dediğini bunun bir suikast
olduğunu küresel bir tertiple Muhsin Yazıcıoğlu ve dava arkadaşlarının şehit edildiğini
söyledi.
Hakkı Öznur’un konuşmasının tam metni:

Aziz dava arkadaşlarım, ülküdaşlarım, yiğit Alperenler,

Türk siyasi ve demokrasi tarihine ilkeli ve dik duruşuyla yiğit tavrıyla, damga vuran
milletin adamı liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun ve dava arkadaşlarımızın şehadetlerinin
15. Sene-i devriyesi.
Zor zamanlardan geçiyoruz. Sıkıntılı ve bunalımlı günlerdeyiz. Zor zamanlardan
geçerken, millet önderlerine, gerçek devlet adamlarına ihtiyaç duyarız. Onlar, devlete,
millete, vatana, sahip çıkmalarıyla, varlıklarıyla, duruşlarıyla, yol göstermeleriyle hep
anılırlar ve aranırlar.
İşte, milletin adamı şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu da onlardan biriydi. Milletin sevdiği,
değer verdiği, güvendiği bir siyaset adamıydı. Milletin adamı Muhsin Yazıcıoğlu’nun
yokluğu derinden hissediliyor. Şehadetinden bugüne 17 yıl geçti . Acımız hala dipdiri.
Hüznümüz devam ediyor.
Muhsin Yazıcıoğlu gerçek bir siyaset ve devlet adamıydı. Eskilerin "kahtı ricâl" yani
"devlet adamı kıtlığı” dedikleri bir süreç yaşanıyor ülkemizde. Onun yokluğu hem devlet
nezdinde hem millet nezdinde derinden hissediliyor. Toplumun bütün kesimleri onu
özlemle arıyor. Birleştirici, bütünleştirici, yol gösteren, sağduyulu, itidalli tavrıyla hep

örnek olmuştur. Öylesine vâkar sahibi, feraset sahibi bir insandı ki; ‘zulüm Azrail olsa da
ben hep Hakk’ı tutacağım’ düsturuyla hareket ederdi.
Ömrünün her aşamasında ihlas ve istikamet üzerinde olan, cennet mekân Muhsin
Başkan, kadirşinas Türk milletinin gönlünde taht kurdu. Manevi rütbeler aldı. Aziz Türk
milleti, şehit Muhsin Başkan’ı zahiren Tacettin Dergahı’na, manen kendi yüreğine
gömdü.
Muhsin Başkan Türkiye’nin milli direnç merkeziydi, meclisin sigortasıydı Anadolu’nun
bağrından çıkan bu yiğit liderin, bu büyük siyaset ve millet adamının kahramanca,
idealist mücadelesi her zaman toplum da büyük saygı uyandırdı. Milyonlarca insan
ona sevgi ve hürmet besledi. O’nun dik duruşuna davasına olan bağlılığına hep
hayran oldu.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun cenaze töreni; kalabalığı, kuşatıcılığı, mesajları ve toplumun her
kesimini kucaklaması ve her kesime mesaj vermesi açısından çok önemlidir
Devleti kuran ilk meclisten bu yana ilk kez millet meclisinde tekbirler duyuldu. Kocatepe
Camii’nden Tacettin Dergâhına uzanan yolları, sokakları, caddeleri dolduran milyonlar
onun için gözyaşı döktü ve hüsn-ü şahadet etti. Cumhuriyet tarihi boyunca ölümüyle
milyonları ağlatan, hüzne boğan ve ardından dualar, hatimler gönderilen kaç siyaset
ve devlet adamı var!
Muhsin Yazıcıoğlu, her zaman adaletten, demokrasiden ve milletten yanaydı. Muhsin
Yazıcıoğlu, devletin kilit noktalarında görev yapmadı. Ne Cumhurbaşkanı oldu ne
başbakanlık yaptı ne bakanlık… Ne iktidara geldi ne de hükümete ortak oldu. Hep
milletin ve devletin bekasını savundu. Hep “Türk devleti ve milleti yaşasın” dedi.  Ama
buna rağmen hep darbeler yedi, zulümler gördü. Devlet ona bir gün lazım oldu, o gün
de devlet Keş Dağları’nda yanında yoktu.
İstikameti-Kıblesi dosdoğru bir dava adamıydı.. İman ve ahlak abidesi bir şahsiyetti.
Milletin adamı Muhsin Yazıcıoğlu için önemli olan iktidar vizesi değil, yüce Rabbimizin
rızasıydı. Kur’an ve sünnet çizgisinde bir hayat sürdü. Hesap adamı değil, gerçek bir
dava ve gönül adamıydı. O, istikamet ve vakar sahibiydi. Hiç yanlış yapmadı,
politikanın hiçbir kiri bulaşmadı üzerine. O, makam ve mevkileri değil, sonsuzluğu
düşünen bir liderdi..
Bütün ömrünü, bütün varlığını Kur'an'a bağlayan bir adamdı. Davasını Kur’an’la
anlatan, ülküsünü iliklerine kadar yaşayan Muhsin Yazıcıoğlu, bir Kur’an ve peygamber
sevdalısıydı. O’nun referansı Kur’an ve sünnetti. Öylesine vâkar sahibi, feraset sahibi bir
insandı ki; “zulüm Azrail olsa da ben hep Hakk’ı tutacağım” düsturuyla hareket ederdi.

ALLAH MUHSİNLERLE BERABERDİR

Kamil bir Müslümandı, feraset sahibi bir liderdi. Muhsin Yazıcıoğlu deyince Kur’an’a
adanmış bir ömür ve Allah ve peygamber sevdası ile dolu bir yürek karşımıza çıkıyor.
Yüce kitabımız Kur’an diyor ki, “Allah, Muhsinlerle beraberdir.”
Kur’an ayetlerinde ‘Muhsin’ ifadesi birçok yerde geçmektedir.
Kur’an’ın açıkladığı 99 güzel isminden biri de Muhsin olan Cenab-ı Allah, güzeli ve
güzellik sergileyenleri sever. O, gerçekten Muhsinlerdendi. Muhsin Başkan, güzel bir
insandı.
Allah, iyilik ve güzellik insanı olan Muhsinlerle beraberdir. Hiç şüphesiz yüce Allah,
dünyada ve ahirette kötülerle değil, Muhsinlerle/iyilerle beraberdir. Dünyada kiminle
birlikte olursak, kıyamet günü de onunla birlikte oluruz.
Rabbimizin yüce kitabında Muhsinleri sevdiğini ferman ettiği ayetlerindeki gibi kendini
Allah’a adamış yiğit ve güzel bir insandı Muhsin Başkan…
Acımız hale taptaze, tarifi mümkün değil. Acımız, hüznümüz devam ediyor. Muhsinlerle
de hüznümüz Allah’adır bizim…
Muhsin Başkan’ın hayatı cesaret, adalet ve şehadetti.
Biz Allah yolunda, Kur’an yolunda, millet yolunda şehit düşen Muhsin Başkan’la beraber
olduk. İyi ki onun gibi yiğit bir liderle, adam gibi adamla yol ve dava arkadaşı olmuşuz.
Ne mutlu bizlere…
Muhsin Yazıcıoğlu’nun “gizli” ajandası yoktu. Açık, şeffaf ve milletiyle, dava
arkadaşlarıyla iç içe, bir bütün olan milli bir liderdi. Muhsin Yazıcıoğlu için kişilerin,
grupların bekası değil, devletin, milletin bekası, ülkenin yarınları önemlidir.
Şehit Muhsin Yazıcıoğlu deyince dava adamlığı, davaya adanmışlık, fazilet, fedakârlık,
vefa, kadirşinaslık, hasbilik, beklentisizlik akla gelir. Kendisi için bir gün yaşamadı.
Ömrünü, hayatını, verdiği yüce davasına adadı. Her türlü istibdada karşıydı, İstiklal
aşığıydı. Çile adamıydı. Davasının çilesini çekti hep.
Hep dik durdu, düz yaşadı, çizgisini bozmadı, istikametini değiştirmedi. İnandığı
değerlere hep bağlı kaldı. Kendisi için bir gün yaşamadı. Ömrünü, hayatını, verdiği
yüce davasına adadı.
Siyaset üslubunda seviye, nezaket, naiflik, hoşgörü, diyalog, kuşatıcılık vardı. Bugün
ülkeyi yönetenlerin üslubunda ise tam tersi var. Güç zehirlenmesi yaşayan siyasetçileri
daima uyarmıştır. Güç çılgınlığı ile yoldan çıkan saldırgan ve çirkin bir dil kullanan,
kendini “tek adam” olarak görenleri, otokrasiye saplanmakla itham etmiştir.

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, 33 yıl önce Türk siyasetine “sivil inisiyatif programı” ile tarihi
bir çıkış yapan, Türk demokrasi tarihinde ilk ve önemli bir yere sahip olan sivil toplum,
sivil siyaset, sivil anayasa, adalet, demokrasi ve özgürlük vurgusu yapan, tarihi bir
manifesto olan, bugün de yarın da her zaman geçerliliğini koruyan, millet merkezli
programın çizgisi ve savunucusudur.
Sivil siyaset programı; sivil siyaset, sivil toplum vurguları askeri vesayete ve darbe
anayasalarına karşı çıkan, sivil bir anayasa ve özgürlükçü demokrasiyi savunan, milli
iradeye sahip çıkan özgün düşünceler, ilkeli, seviyeli siyaset anlayışı, başta aydınlar,
sivil toplum kuruluşları olmak üzere toplumun çeşitli kesimlerinin dikkatini çekmiş,
destek bulmuştu.

ALDANMADI, ALDATMADI, DİK DURDU, DÜZ YAŞADI

Muhsin Yazıcıoğlu’nun siyasi çizgisinde kırıklık yoktur. “Gizli” ajandası yoktur. Açık, şeffaf
ve milletiyle, dava arkadaşlarıyla iç içe, bir bütün olan kumaşı, omurgası, ahlakı,
sağlam bir liderdi. Muhsin Yazıcıoğlu, klasik bir politikacı değildi. O’nda İslam ahlakı
vardı. Ahlaklı, faziletli, dürüst, haysiyetli bir liderdi. Asla çıkarların adamı olmadı, daima
fikirlerin adamı oldu. O, siyasi parti başkanının ötesinde tarihi bir kişilikti. Politikanın
kayıkçı kavgasını andıran bir üslupla yürütüldüğü bir zeminde, inancın ve fikrin
doğrularını söyleyerek, Türk siyasetinin hesap yapmayan tek lideriydi.
Günümüzün bazı siyasi liderleri gibi makyavelist değildi, Oportünist değildi, ikiyüzlü
değildi, ‘Aldanmadı’, ‘aldatmadı’, milletimizden özür dileyecek yanlışlar yapmadı. Ne
‘aldandı’ ne ‘aldattı’. Hep doğru, ilkeli, tutarlı siyaset izledi.
Hiçbir çıkar ve menfaat duygusu olmadan millet aşkı ile yola çıkan Muhsin Yazıcıoğlu,
milletine asla yalan söylemedi, yanlış yapmadı, popülizme sapmadı, sağa sola
yalpalamadı, politikanın fırıldaklarından olmadı, ikiyüzlü davranmadı. İhtirasları yoktu…
Şehit Muhsin Yazıcıoğlu deyince dava adamlığı, davaya adanmışlık, fazilet, fedakârlık,
vefa, kadirşinaslık, hasbilik, beklentisizlik akla gelir. Kendisi için bir gün yaşamadı.
Ömrünü, hayatını, verdiği yüce davasına adadı. Her türlü istibdada karşıydı, İstiklal
aşığıydı. Çile adamıydı. Davasının çilesini çekti hep. Nefsine esir düşmedi, kimseye iftira
atmadı, kin tutmadı, Hep dik durdu, düz yaşadı, hayat çizgisinde kırıklık yok, çizgisini
bozmadı, istikametini değiştirmedi. İnandığı değerlere hep bağlı kaldı.
Muhsin Yazıcıoğlu, siyasette otoriterleşme eğilimlerine hep dikkat çekmiştir. Tek parti
güdümlü otoriterleşmeye karşı durmuş, demokrasiyi ve özgürlükleri savunmuştur.
Siyasi yaşamı boyunca tek adam anlayışına, lider sultasına daima karşı çıkmıştır.
Her zaman otoriter, hegemonik ve despotik iktidarlara ve ceberut devlet anlayışına
karşıydı. Ötekileştirmezdi. Birleştirici, bütünleştirici ve kuşatıcıydı. Toplumu ayrıştırıcı ve
kutuplaştırıcı siyasetleri her zaman tehlikeli bulmuş ve uyarıcı olmuştur. Siyasi yaşamı

boyunca tek adam anlayışına, lider sultasına daima karşı çıkmıştır. Siyaset üslubunda
seviye, nezaket, naiflik, hoşgörü, diyalog, kuşatıcılık vardı
Siyasette “benden yana olanlar” ve “karşımda olanlar” diye ikiye ayıran yaklaşımların
ülkeye büyük zararlar vereceğini daima dile getirmiştir. “İnsanları ötekileştirerek bir
yere varamayız” diyordu. Güç zehirlenmesi yaşayan siyasetçileri daima uyarmıştır.
Güç çılgınlığı ile yoldan çıkan saldırgan ve çirkin bir dil kullanan, kendini “tek adam”
olarak görenleri, otokrasiye saplanmakla itham etmiştir.
Milletin adamı Muhsin Yazıcıoğlu, siyaset üreten bütün kesimlerle monoloğu değil
diyalogu tercih eden, konuşmalarında vatandaşları kucaklayıcı bir dil kullanan ve bir
siyasetçide olması gereken bütün güzel vasıfları üzerinde toplamış, bir rol-model
siyasetçi, yüksek bir şahsiyet, özüne ve sözüne kayıtsız itimat ve itibar edilen tertemiz
bir devlet adamıydı.

DÖNEMİN CUMHURBAŞKANI KORUTÜRK’Ü UYARDI

Ülkücü Gençlik hareketinin yayın organı  “Büyük Türkiye’ye Hasret” ve  “Genç Arkadaş”
gazetelerinde ideolojik politik başyazılar yazdı Genç Arkadaş’ta “sistem tartışmaları” (4
bölüm)  Hasret Gazetesinde  “İslam’ın Bayrağı Kanlarımızla Yükseliyor”, “Ülkücü Gençlik
Ölecek İslam Güneşi Sönmeyecek”, “Gücümüzü İslamdan Alıyoruz “. “Önce İman ve
Ahlak.” “Ülkücü Gençlik Ölse de Zafer İslam Bayraktarlarının” “Ölçü İslam Olmalı”
,”Ülkücü Hareketin İlkeleri”, “Türk milliyetçiliği Hareketi” ve gayri –milli ideolojiler vb.
onlarca yazı yazmış.
1980 öncesi ÜOD ve ÜGD Genel Başkanlığı yapan  Ülkücü Gençlik  lideri  Muhsin Başkan 
ölümün kol gezdiği, namluların kan kustuğu çatışmalı yıllarda Türk gençliğini hep
şiddetten çatışmalardan uzak tutmaya çalıştı.  Konuşmalarında ve yazılarında “eller
silah değil, kalem tutmalı” diyerek, gençliğe tarihi öneme sahip mesajlar verdi.
Türk gençliğini, küresel emperyalizme ve onun emrindeki beşinci kol gruplara, iç savaş
tahrikçilerine karşı daima uyardı. “Tahriklere kapılmayın, provokasyonlara
gelmeyin” dedi. Ülkü Ocakları Derneği Genel Başkanı iken, Şubat 1978 yılında, dönemin
Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e diplomatik bir üslupla mektup yazarak, ülkenin içinde
bulunduğu zor şartları ve tehlikeleri, devam eden kaos ortamını ve kızıl anarşiyi
anlatıyordu.
Ülkenin Cumhurbaşkanı olarak sorumlu olduğu makamın gereğini yapmasını ve
duruma seyirci kalmamasını istiyordu. Kısacası Cumhurbaşkanına, “ülke tehlikede,
demokrasi düşmanları kaos peşinde” uyarısında bulunuyordu.  Bir gençlik lideri gibi
değil, bir bilge siyaset ve devlet adamı gibi hareket ediyordu. Türkiye’nin 12 Eylül askeri
darbesine sürüklenen sürecini önceden görmüştü.
1977 – 1980 yılları arasında milletimizi derinden sarsan ve acılara gark eden Malatya,
Sivas, Kahramanmaraş, Çorum, vb. yerlerde çıkan olayların birer provokasyon

olduğunu, bu provokatif olayların, Türkiye’yi iç savaşa sürüklemek isteyen yabancı
istihbarat servisler ile ajan diplomatların (CIA elemanları, Barış Gönüllüleri) işi
olduğunu, bunların amaçlarının Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak olduğunu siyasi
konuşmalarında, sohbetlerinde, yazılarında açıkça ortaya koyuyordu.

12 EYLÜL DARBESİNİ ÖNCEDEN GÖRDÜ. UFKU GENİŞ BİR LİDERDİ

Demokrasi dışı arayışlarda bulunan ve 1978 Temmuz’undan itibaren “ihtilal şartlarını
olgunlaştırmak” isteyen, gladyo ile iç içe çalışan askeri vesayetçi kesimlerin, darbe
hazırlıkları yaptığı süreci, ülküdaşlarıyla değerlendiriyor, yaklaşan bir darbeye karşı ne
yapacaklarını, darbenin rengini ve böyle bir darbede Türkiye’nin nasıl bir durumla
karşılaşabileceğinin durumunu kendi aralarında tartışıyorlardı.
Muhsin Yazıcıoğlu, Türkiye ve dünya meselelerini çok iyi analiz ediyordu. Türkiye’nin
askeri bir darbeye hızla sürüklendiğini, askerlerin Genelkurmay karargâhında darbe
hazırlıkları yaptığını, olacak bir darbenin, Amerikancı, NATO’cu bir darbe olacağını ve
demokrasinin büyük yara alacağını, ülkenin karanlık bir döneme gireceğini önceden
tespit etmişti. Yönelişleri sezen bir başkandı.
Muhsin Yazıcıoğlu ufku geniş bir liderdi. “Darbe geliyor” öngörüsünde ve tespitlerinde
haklı çıkmıştı. CIA’nın “Bizim Çocuklar” dediği, Amerikancı, NATO’cu Generaller 12 Eylül
darbesini yapmışlar, yönetime el koymuşlar ve ülke karanlığa sürüklenmiş, demokrasi
bir kez daha rafa kaldırılmıştı.
MUHSİN YAZICIOĞLU BİR İHBAR NETİCESİNDE KURULAN BİR PUSUDA YAKALANMIŞTIR
12 Eylül 1980 tarihinde de darbe yapıp, yönetime el koyanlar tarafından; hareketin lideri
Başbuğumuz Alparslan Türkeş, MHP ve Ülkücü kuruluşların yöneticileri dâhil 50 binden
fazla ülküdaşımız, gözaltına alınmıştır. Binlercesi, uydurulan senaryo, tertip, düzmece
belge ve yalancı şahitlerle haksız yere suçlanarak, tutuklanmıştır.
Muhsin Başkan darbenin olduğu tarihte Sivas’ta bulunmaktaydı. Darbeyi öğrenir
öğrenmez Ankara’ya geldi. 12 Eylül fırtınası devam ediyordu. İrtibat kopmuştu.
Yazıcıoğlu, zor koşullarda ülküdaşlarına yardım etmeye çalışıyordu. İşi zordu. Bütün bu
zorluklara rağmen teşkilatın dışarıda kalan kadrolarını toparlamaya, yeniden bir
teşkilat yapısı kurmaya büyük çaba sarf ediyordu.
İstanbul dönüşü Başbuğumuz Türkeş, Aralık ayında bazı aracılar vasıtasıyla
Yazıcıoğlu’na haber göndererek “Yazıcıoğlu yurt dışına çıksın” diyordu. Türkeş
Yazıcıoğlu’na bu teklifi “12 Eylülcüler yakalar, işkence yaparlar. Büyük eziyet görür” diye
yapmıştı. Yazıcıoğlu ise Türkeş’in bu isteğine şöyle cevap veriyordu: “Arkadaşlarımız
idam edilirken, işkenceden geçirilirken zindanlardayken benim yurt dışına çıkmam
doğru değil. Arkadaşlarımı yalnız bırakamam. Önemli olan benim şahsımın dışarı
çıkması değil, hareketin toplanması dağınıklığın giderilmesidir.”

MUHSİN YAZICIOĞLU, C-5 ADLI İŞKENCE MERKEZİNDE İŞKENCELERDEN GEÇİRİLDİ!
12 Eylül askeri müdahalesiyle, MHP ve ülkücü kuruluşların lider kadroları başta olmak
üzere on binlerce ülkücü tutuklanmıştır. Ülkücülerin işkence gördüğü merkezlerden biri
İstanbul Harbiye'deydi. Adana Bölgesi'nin işkence merkezi Polis Okulu'ydu. Kayseri'de
Zincidere adı verilen bir işkence merkezi vardı. Malatya, Bursa, Eskişehir, Sivas, Erzurum,
Konya vb. yerlerde Emniyet Müdürlüğü'nün içindeki özel işkence merkezleri vardı.
Mamak’ta C-5’te,  Zincidere’de, Malatya’da, Bursa’da, Eskişehir’de; Türkiye’nin dört bir
yanında işkencehanelerde Ülkücüler şehit edildi. Dava arkadaşlarımızı şehit ettiler
intihar süsü verdiler.
12 Eylül 1980 öncesi Ülkücü gençlik hareketinin lideri olan Muhsin Yazıcıoğlu Ankara
Mamak’taki 4. Kolordu Komutanlığı 28. Mekanize Piyade Tümeni içerisinde bulunan C-5
adlı işkence merkezinde 1 ay işkencelerden geçirildi. Muhsin Başkan’ın, adına “C-5”
denilen işkencehanede gördüğü işkence, 13 Şubat 1981 tarihli “ilk muayene” kaydında,
‘dirseklerinde yara, parmaklarında yanık izleri ve idrarında kan’ tespit edildi bilgisiyle
yer alıyordu.
Muhsin Yazıcıoğlu, C – 5 adlı işkence merkezinde de devam ettirmiş, ser verip, sır
vermemiş, işkencecilere direnmiş, teslim olmamıştır. Her türlü zulme ve baskıya
rağmen merkezinde işkencecilere karşı dik durmuş, ülkücü duruşunu bozmamış,
onlara asla boyun eğmemişti.
İşkenceli sorgulara konseyden talimat alan solcu savcı ve hakimler de katılıyordu.
Hava Hakim Albay Nurettin Soyer ve onun gibi ülkücü hareket düşmanı savcıların
nezaretinde ülkücülere işkenceler yapılıyor, işlemedikleri suçlar işkence ile üzerlerine
yıkılmaya çalışılıyordu. Birçok ülkücü idam sehpalarında ve işkencehanelerde şehit
düştü.
Türkiye’nin dört bir yanından Ankara Mamak Askeri Cezaevi’ne C-5 adlı özel işkence
merkezine getirilen Ülkücülere, Başbuğ Türkeş ve Muhsin Başkan başta olmak üzere
Ülkücü hareketin önde gelen isimlerinin aleyhine ifade vermeleri için büyük baskı ve
işkenceler yaptılar.
İdam edilen Mustafa Pehlivanoğlu, Fikri Arıkan, Ali Bülent Orkan gibi ülküdaşlarımızı
hücrelerinden çıkartıp tekrar işkenceli sorgulara almışlar ve “Türkeş’i ve Yazıcıoğlu’nu
suçlayın, idamınızı engelleriz” gibi alçakça tekliflerde bulunmuşlardır. Hava Hakim
Albay Nurettin Soyer’in içinde bulunduğu çetede cezaevi komutanı Raci Tetik de vardı.
İdama gidenleri hücrelerinden çıkartıp dövdüler, insanlık dışı eziyetlerde bulundular.
Türk mahkemelerinde, Türk milliyetçileri yargılanmaya kalkışıldı. 12 Eylül 1980 sonrası
açılan “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın” iddianamesini de askeri savcı, Ülkücü
düşmanı Nurettin Soyer Genelkurmay karargâhında, ordu içindeki mezhepçi “Saltık
Çalışma Grubu” ile birlikte hazırlamıştı.  29 Nisan 1981’de “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar
Davası” açıldı. Davanın savcısı ülkücü düşmanı Nurettin Soyer idi.

29 Nisan 1981 tarihinde 945 sayfalık bir iddianame ile başlayan davada Milliyetçi
hareketin lideri Alparslan Türkeş ve Ülkücü Gençlik lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun içinde
bulunduğu 220 ülkücünün idamı istenmiştir.

MAMAK’TAN  MECLİSE

Muhsin Başkan Mahkemelerde yaptığı tarihi savunma ile 12 Eylül’cülerin karanlık
yüzünü ortaya çıkarmış, maskelerini düşürmüştür. 12 Eylül mahkemelerinin
hukuksuzluğunu ortaya koymuştur. Onun varlığı, duruşu, yiğit tavrı zindanlardaki
Ülkücülere büyük güven veriyor, onların moralini yükseltiyordu. Mamak Cezaevi’nde
yattığı sürece dik duruşu, örnek tavrıyla dışarı da olduğu gibi içerde de örnek bir
gençlik lideriydi. Bu yüzden O, bütün Ülkücülerin hep yürekten sevdiği, inandığı, itimat
ettiği, yiğit “Muhsin Başkan”larıydı.
Yazıcıoğlu bir konuşmasında “Ne kaderime küstüm ne devletime küstüm! Çünkü
inanmak iman etmek varsa bir şeye bedel neyse katlanıp; Ya Rabbi kahrın da hoş
lütfun da dedik” demişti. Davasına, inanmış bir iman ve ahlak adamı söyler bu sözleri.
Muhsin Yazıcıoğlu hiçbir zaman 12 Eylülcülere, zalimlere boyun eğmemiş tahliye
talebinde bile bulunmamış, ülkücü camianın bütün acısını ve ızdırabını omuzlamaya
çalışmıştı. Yazıcıoğlu, “Ben tahliye edilirsem arkadaşlar kendilerini yalnız hissederler. Bu
zindandan en son çıkacak ben olmalıyım.” diyordu. 12 Eylül zulmünün bütün dehşetiyle
sürdüğü Mamak cezaevinde bir gençlik lideri nasıl davranması gerekiyorsa öyle
davrandı. Dava arkadaşları için ümit ve moral kaynağı oldu hep…
8 Nisan 1987 yılında cezaevinden çıktıktan sonra dava arkadaşlarıyla aktif siyasi
hayata girdi. 20 Ekim 1991 genel seçimlerinde Sivas’tan milletvekili seçildi. 9 Ocak
1993’te Büyük Birlik Partisi’ni kurdu. Şehadetine kadar BBP’nin genel başkanlığını yaptı.
93 SÜRECİNDE LAİK-ANTİLAİK VE TÜRK-KÜRT ÇATIŞMASI ÇIKARTILMAYA ÇALIŞILDI
Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, Avrupa’da Gladyo tasfiye edilirken Türkiye’de ise
Gladyo, çalışmalarını aksatmadan devam ettiriyordu. 1993 sürecinin; suikastlar,
provokasyonlar, faili meçhul cinayetler, devlet içinde illegal yapılanmalar ve
demokrasi dışı arayışlar, 12 Eylül 1980 öncesinden farkı yoktu. Gazeteciler, yazarlar,
akademisyenler, emekli ve muvazzaf subaylar, profesyonelce işlenmiş siyasi
cinayetlere kurban gittiler.
Körfez Savaşı’nın sona ermesinden sonra, bölgedeki boşluktan istifade eden PKK ise,
TSK’ya silahlı eylemler düzenledi. “Kirli güç” olan Çekiç Güç destekli PKK, eylemleri ile
birlikte suikastlar da devam ediyordu. 1991-1994 yılları arasında Çekiç Güç’e karşı
çıkanlar, peş peşe suikast ve şüpheli ölümlerle hayatlarını kaybedecekti.
Bingöl-Elazığ karayolunda korumasız yola çıkarılan 33 erimizin şehit edilişi, Sivas,
Başbağlar olayları, yine 1993 yılının en karanlık olaylarındandır. Karanlık suikastlar gibi,

33 er olayı, Sivas olayları (Madımak yangını) ve Başbağlar katliamı halen
aydınlatılamamıştır. İç savaş tahrikçileri, Sivas, Başbağlar, Gazi Mahallesi olaylarıyla
Alevi-Sünni çatışması çıkarıp, toplumu cepheleştirmek ve kamplaştırmak istemişlerdir.
Tutarlı ve ilkeli bir siyaset adamı olan liderimiz Yazıcıoğlu, 93 sürecinde ülkede devam
eden ötekileştirici, kutuplaştırıcı, cepheleştirici, kirli politikaları yanlış buluyor ve karşı
çıkıyordu.
Yazıcıoğlu, bürokratik oligarşi ile irtibatlı militarist kesimlerin ülkemizde “laik-antilaik
çatışması” çıkartarak, BAAS tipi bir dikta rejimi peşinde koştuklarını dile getiriyordu.
Yazıcıoğlu, “Darbe dönemleri kapanmalı, antiparlamenterist akımlara karşı toplumun
bütün kesimleri, duyarlı olmalı, demokrasiye sahip çıkmalı” diyordu.
Yazıcıoğlu, Türkiye’yi istikrarsızlaştırmaya yönelik menfur, karanlık suikastların üzerine
kararlılıkla gidilmesini, devlet içinde, hukuk dışına çıkan, illegal karanlık yapılanmalarla
mücadele edilmesini söylüyordu.

“NAMLUSUNU MİLLETİNE ÇEVİRMİŞ BİR TANKI ASLA ALKIŞLAMAM”
Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Eylül sürecini takip eden “1993 Örtülü Darbe’sinde” bu sürecin
devamı olan 28 Şubat ve sonrasında yine demokrasiye ve millî iradeye sahip çıkarak,
Türk demokrasi ve siyasi tarihine yiğit bir lider, gerçek bir ‘siyaset ve devlet adamı’
olarak geçmişti.
Örtülü darbe süreci (93 süreci karanlık yıl 1993) 28 Şubat ve E- muhtıra sürecinin de
çok iyi bilinmesi lazım. Bu süreçte siyasete dışarıdan müdahaleler vardı. Yine Türk
siyaseti küresel bir plan dahilinde dizayn edilmeye çalışılıyordu. Muhsin Yazıcıoğlu bu
süreçte de demokrasiyi milli iradeyi savundu.
Statükocularla, ordu içindeki mezhepçi sol cuntaların otoriter BAAS’çı zihniyete sahip
bir askerî darbe yapıp yönetime el koymaya çalıştıkları karanlık 28 Şubat sürecinde
“Namlusunu millete çevirmiş tanka selam durmam!” diyerek millî irade ve demokrasi
düşmanlarına dikilmiş, demokratik sisteme sahip çıkmıştı.
4 Şubat 1997’de Sincan’da yürütülen tanklar için Genelkurmay Karargahı’na en sert
tepkiyi şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu gösterdi. Milletin adamı, demokrasi
savunucusu Muhsin Yazıcıoğlu, tankların sokağa çıktığı gün bayram eden ve askeri
tahrik eden zinde güçleri “Demokraside çözüm asker çağırmak değildir” diyerek
uyarıyordu. Tankları alkışlayan antidemokratik çevreleri “Türkiye’yi maceraya
sürüklemek isteyen” karanlık çevreler olmakla itham etti ve onlarla mücadele etti.
Muhsin Yazıcıoğlu askeri vesayet peşinde koşan çevreleri şu tarihe geçen sözleriyle
uyardı “Namlusunu milletine çevirmiş bir tankı asla alkışlamam”. Bu sözleri de 7 Şubat
1997 tarihli Gündüz gazetesinde manşetten verildi.

Sincan’da tank yürüten, milli irade ve demokrasi düşmanı, ulusalcı militarizme,
oligarşik güçlere; “Askerin yeri kışladır. Ordu sivil siyasete müdahale etmemelidir, ‘ordu
göreve diyen’ darbeci zihniyet, demokrasi ve millet düşmanıdır.” diye haykırmış,
cesareti ve dik duruşuyla milletin gönlünde taht kurmuştu. Muhsin Yazıcıoğlu, askeri
vesayete ve onun her türlü iş birlikçilerine şunları söylüyordu: “Siyaset, siyasetçilerin
işidir, askerlerin değil. Demokrasilerde ordunun yeri kışladır.”

MUHSİN YAZICIOĞLU: TÜRKİYE, İRAN OLMAYACAK, CEZAYİR OLMAYACAK.                                                                                               SURİYE YAPILMASINA DA BİZ ASLA MÜSAADE ETMEYECEĞİZ

Patronlar Kulübü “TÜSİAD!”ın da içinde yer aldığı “Beşli Çete” denilen, Genelkurmay
Karargâhı ile irtibatlı ‘sivil ihtilal kuvvetlerinin’ ve ordu içindeki mezhepçi cuntaların
antidemokratik baskıları devam ediyordu. Kartel medyası iş dünyası ve onların
Meclis’teki temsilcileri olan bazı siyasi partiler demokrasi dışı arayışları sürdürüyordu.
Muhsin Yazıcıoğlu askeri vesayete ve onun her türlü işbirlikçilerine şunları söylüyordu:
“Sivil siyasete ordu karışamaz. Genelkurmay karargahı milli güvenliğimizle
ilgilenmelidir, siyasetle değil. Siyaset siyasetçilerin işidir, askerlerin değil.
Demokrasilerde ordunun yeri kışladır.”
12 Haziran 1997 günü “Türkiye, İran olmayacak, Cezayir olmayacak. Suriye yapılmasına
da biz asla müsaade etmeyeceğiz” diyerek, askeri darbe ile yönetime el koyup,
BAAS’çı/Nusayrici bir dikta rejimi kurma isteyenlerin oyununu bozmuş ve demokrasiye
sahip çıkmıştır. BAAS rejimi peşinde koşan Laikçi – Faşistlere, Neomaoculara, kartel
medyasına, askeri darbeye çağıran sivil ihtilal kuvvetlerine meydan okuyan tek liderdi.
Muhsin Başkan, ilkeli siyaseti, dik duruşu ve yiğit tavrıyla 28 Şubat aktörlerinin, küresel
baronların, karanlık, oyununu bozmuş, ordu içindeki cuntalara geri adım attırmış,
birçok çevreye göre ise; 28 Şubat sürecinde Türkiye’yi mezhepçi Sol bir askeri
darbeden kurtarmıştı.
Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın kaleme aldığı, açıkça demokrasiye bir
müdahale olan, 27 Nisan 2007’deki e–muhtıraya, hükümetten önce karşı çıkarak
sürdürmüş ve antidemokratik e–muhtıraya ilk karşı çıkan siyasi lider olmuştur.
55 yıllık yaşamında hep ‘Anadolu kimliği’ ile hareket etti. Millî ve manevi değerleri
savundu, milletin değerlerine sahip çıktı. Milletin inançlarına, değerlerine saldıran,
savaş açanlara karşı, hep milletinin yanında yer aldı.
Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, her zaman hak, hukuk, adalet çizgisinde siyaset yapan,
daima demokrasiyi, adaleti ve özgürlükleri savunan,  milletten yana olan milli çizgidir.
Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, darbelere, kalkışmalara, muhtıralara, gece yarısı gelen e-
bildirilere karşıdır ve bunlarla mücadeleyi, demokrasi mücadelesi olarak görür.

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, 28 Şubat ve e-muhtıra günlerinde, “Biz, milli iradeden ve
demokrasiden yanayız. Demokrasinin köklü bir şekilde yerleşmesi için sandıktan çıkan
iradeye herkes saygı göstermelidir. Demokrasiye balans ayarı yapmak isteyen hadsiz,
militarist, darbeci, cuntacı, millet düşmanı vesayetçi çevrelerle her türlü odaklarla
mücadelemiz devam edecektir. Ülkemizin istikrarsızlığa düşürülmesine asla müsaade
etmeyeceğiz. İstikrarın temini için her şeyi yapacağız” diyen, milletten ve
demokrasiden yana olan şehit Yazıcıoğlu çizgisine sonuna kadar bağlı olmaktır.
Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, Türkiye’nin en karanlık yıllarında ölüm tehditleri, gözdağları
vermeye çalışan iç ve dış mihraklara, askeri vesayete bağlı BÇG vb. millet ve
demokrasi düşmanı karanlık yapılara, “Kimse bizim aldığımız kararı değiştiremez,
kimse bize dayatma yapamaz, milletin aleyhine iş yaptırtamaz. Biz, milletimiz ne
diyorsa onu yaparız. Demokrasiyi tanımayanları, milli iradeyi tanımayanları, biz hiç
tanımayız. Bizim hayatımız, şer odaklarıyla mücadeleyle geçti. Zalimlere, darbecilere,
cuntacılara asla boyun eğmedik.” diyen yiğit lider Yazıcıoğlu çizgisidir.
Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi 28 Şubat sürecinde milletten ve demokrasiden yana olan
tavrını değiştirmesi için Meclis’te kendisini ziyaret eden, askeri vesayetle, bürokratik
oligarşi ile bağlantılı bazı vekillere, eski bakanlara  “Benim adım Muhsin Yazıcıoğlu. Ben
kimseden emir ve talimat almam. Allah’tan başka kimseden korkumuz yok. Biz milli
iradeye inanıyoruz. Milli iradenin dışında hiçbir iç ve dış odak tanımayız. Demokrasi dışı
arayışlara şiddetle karşıyız. Demokrasinin arkasında durmaya ve demokrasiyi
savunmaya devam edeceğiz. Hiçbir güç odağı Muhsin Yazıcıoğlu’na milletin aleyhine,
demokrasinin aleyhine bir iş yaptıramaz. Ben ve dava arkadaşlarım, milletle siyaset
yaparız. Sadece milletimize hizmet ederiz. Herkes bunu böyle bilsin.” diyen  cesur lider,
Şehit lider  Muhsin Yazıcıoğlu çizgisidir.

TÜRKİYENİN MİLLİ DİRENÇ MERKEZİYDİ

Türkiye’nin milli direnç merkeziydi, meclisin sigortasıydı. Anadolu’nun bağrından çıkan
bu yiğit liderin, bu büyük siyaset ve millet adamının kahramanca, idealist mücadelesi
her zaman toplum da büyük saygı uyandırdı. Milyonlarca insan ona sevgi ve hürmet
besledi. O’nun dik duruşuna davasına olan bağlılığına hep hayran oldu. Milletin adamı
her zaman dik durmuş, doğru gitmiş şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun 19 Mart 2009 günü
Karaman seçim bürosunda söylediği şu sözleri çok önemli ve anlamlıdır:
"Şimdi bakın yoldan geldik, yola gideceğiz. Hiç birimizin garantisi yok. Bir saniyesine bile
hâkim olamadığımız, hükmedemediğiniz bir hayat için, bir dünya için, bu kadar fırıldak
olmanın anlamı yoktur."
Muhsin Yazıcıoğlu hiçbir zaman benliğini, nefsini davanın önüne geçirmemiştir. İlkeli,
seviyeli, tutarlı siyaset izleyen her zaman dik duran, milletin adamı şehit Muhsin
Yazıcıoğlu, 2006 yılının Haziran ayında “Birlik Akademisi” nde verdiği bir konferansta, dik
duruş ortaya koyamayan siyasetçilerle ilgili şu tarihi sözleri söylemiştir:

“Ben siyaseti Allah rızası ve içinden çıkmış olduğum Türk Milleti için yaptım. Siyasette
her zaman açık, şeffaf ve ilkeli olacaksınız. Milletine hizmet etmek isteyen siyasetçi, her
zaman dik durmalıdır. Hakkı söylemek kolay iş değildir, dik durmayı gerektirir. Açığı
olanlar, diyet borcu olanlar, dik duruş ortaya koyamazlar. Eğilenler, bükülenler,
yamulanlar, sistemin adamı olurlar, silinir giderler. İktidarlarla, güç odaklarıyla, çıkar
çevreleriyle menfaat ilişkisine girenler, kirli ve karanlık ilişkileri olanlar, çok kolay teslim
alınırlar. Ardından güç odaklarının istediklerini yerine getirirler ve onların maşası olurlar,
onların söylediklerinin dışına çıkamazlar.”

MUHSİN YAZICIOĞLU ÇİZGİSİ, HAK, HUKUK, ADALET ÇİZGİSİDİR

Şehit liderimiz Bir konuşmasında şunları ifade etmiştir: 
“Bizim siyasi projelerimizin esasını, milli, manevi, insani ve demokratik değerler
üzerinde yükselecek, her halükârda kudretli ve büyük bir Türkiye ideali
oluşturmaktadır.”
Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, adaleti, demokrasiyi ve özgürlükleri savunan, özgürlükçü ve
demokrat bir çizgidir.
Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, tek adam, tek parti rejimi peşinde koşan zihniyetleri, ülke ve
demokrasi açısından tehlikeli olarak görmüş ve her türlü otoriter anlayışa ve otokratik
siyasete karşı çıkmıştır.
Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, oligarşik ve bürokratik dikta rejiminin devamından yana olan
otoriter ve totaliter düşünceye sahip zihniyetlere karşı, sivil, demokratik, hukukun üstün
olduğu iradeyi ortaya koyan, milli ve yerli bir çizgidir.
Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, demokrasi düşmanlarına asla boyun eğmez, hiçbir güç ve
odak tanımaz, askeri vesayete karşı çıkar, vesayetçiliği mahkum eder.
Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, otokratik siyasete, otokrat liderlere, otoriterleşmeye ve
otoriter eğilimlere kökten karşıdır.
Otokrasi, diktatörlüğün bir türüdür.  Yazıcıoğlu çizgisi , siyasette her türlü otoriterleşme
eğilimlerini demokrasi için tehlike olarak görmüştür.
Muhsin Yazıcıoğlu çizgisine göre son dönemde, otokrasi ve otoriteryanizm, devlete
hakim olmuştur. Tek parti güdümlü otoriterleşme  demokrasiyi ve özgürlükleri tehdit
etmektedir.
Otoriter ve totaliter yönetimler, mutlak gücü kaybetmemek adına çoğunlukla baskıya
ve şiddete başvururlar. Otokrat liderler, millete değil sahip oldukları makamsal
güçlerine güvenirler.

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisine göre, demokrasiye yönelik otokratik tehdit gibi bir başka
tehlike de otokrasiyle yakından ilişkili olan oligarklardan gelmektedir.
Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, darbecilerle, darbe peşinde koşanlarla, cuntalarla, bürokratik
oligarşi ile her türlü otoriter zihniyetlerle daima mücadele eden, demokrasiyi ve milli
iradeyi savunan demokrasi çizgisidir.
Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, ötekileştirici değil birleştirici ve bütünleştiricidir. Milletin
evlatlarını “bizler” ve “onlar” diye ayırmaz.
Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, kutuplaştırıcı ve nefret dilini kullanan her türlü ilkesiz,
omurgasız, kirli ve pasaklı siyaset dilini demokrasiye ve millete tehdit olarak görür ve
bunlarla mücadele etmeyi görev kabul eder.
Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, tiranlığa, diktalara, diktatörlüklere şiddetle karşıdır. Millet ve
insanlık düşmanları ile mücadeleyi merkezine koyar.

MUHSİN YAZICIOĞLU, KÜRESEL EMPERYALİST SİSTEM VE ONUN İŞ BİRLİKÇİLERİYLE MÜCADELE ETTİ

Siyasi yaşamı boyunca, her türlü emperyalizm ile liberal kapitalist sistemle mücadele
etti. Egemen güçlere, çıkar çevrelerine asla boyun eğmedi. İç ve dış karanlık
mihraklarla daima mücadele etti.
Muhsin Yazıcıoğlu “KDP, KYB, PKK vb. her biri stratejik maşa olan taşeron örgütlerin
arkasında ABD, İsrail, İngiltere, vb. emperyalist ülkeler var” demiştir. Bunların BOP, BİP vb.
küresel emperyalist projelere hizmet ettiğini daima en net bir şekilde söylemiştir.
Anglosakson çizgisinin Türkiye ve Ortadoğu’daki kirli ve karanlık oyunlarına,
İngiliz/Yahudi fitnesine, Atlantik konseyine, dünya çete başlarına meydan okuyan
Muhsin Yazıcıoğlu’ydu. Kapitalist –emperyalist sistemle, Atlantik haydutlarıyla, Atlantik
iş birlikçileriyle kararlı bir şekilde mücadele eden, BOP’çuların, BİP’çilerin, Atlantikçilerin,
“İkinci İsrail” projesine” karşı çıkan, tavizsiz bir Türk milliyetçisiydi.
PKK açılımı, Oslo rezaleti, İmralı ve Kandil’le görüşmeler, kirli pazarlıklar, yaşanan Habur
rezaletleri, Barzani ve Şivan Perver hainine gösterilen karşılama ve ağırlama,
Erdoğan’ın Kürdistan yaklaşımı, bölücülerin hem mecliste hem sokaklarda
küstahlaşması, PKK’nın siyasallaşmasının sağlanması, Suriye’nin kuzeyinde PYD’/ YPG
nin ortaya çıkması… Bunların hepsi milli lider, milletin adamı Muhsin Başkan’ın
şehadetinden sonra oldu.
Muhsin Yazıcıoğlu yaşasaydı ‘çözüm süreci’ denilen ihanet süreçleri, Habur rezaletleri,
Oslo ve Brüksel’de İngiltere’nin himayesinde PKK terör örgütü ile yapılan kirli ve karanlık
görüşmeler, İmralı ve HDP/ DEM ile yapılan müzakereler gerçekleşmezdi.

Milli ve yerli lider milletin adamı, ABD ve İngiltere'den oluşan Anglosakson ittifakı, ve
onun Orta Doğu’daki iş birlikçisi İsrail’in bölgedeki oyunlarına ve küresel proje olan BOP,
BİP ve BAP’a net karşı koyan tek liderdi. Muhsin Yazıcıoğlu, 2007 yılında Birlik
Akademisi’nde yaptığı bir konuşmada şunları söylemiştir:
“Küresel diktatör ABD, ülkemiz ve Orta Doğu’daki küresel planlarını, İngiltere ve İsrail
birlikte yürütmektedir. Unutmayalım, İngiltere, ABD’nin en büyük stratejik müttefikidir.
İkisinin küresel çıkarları örtüşmektedir.”

MUHSİN YAZICIOĞLU: ABD’NİN, İSRAİL’İN, KÜRESEL MAFYANIN
ADAMI OLMAYI KABUL ETSEYDİM ÇOKTAN BAŞBAKAN OLURDUM
Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu mecliste, seçim meydanlarında, çeşitli platformlarda,
küresel projelere nasıl alet olmadığını, dik durduğunu, boyun eğmediğini anlatmıştır.
Sosyal medyada yayınlanmakta olan Afyon – Emirdağ konuşmasında yine tarihi
öneme sahip şu sözleri söylemişti:
“Eğer, Amerika’nın, İsrail lobilerinin, AB fonlarının, küresel mafyanın, Türkiye’yi sömüren
sermayenin, çetelerin adamı olmayı kabul etseydim başbakan yardımcısı olurdum,
başbakan da olurdum, başka şeyler de olurdum. Ama ben sizinle yürümek istediğim
için tenezzül bile etmedim, etmem de. Dış güçlerin dediklerini kabul etseydim, onların
projelerinde yer alsaydım, başbakan da olurdum, iktidara da gelirdik. Ben milletin
adamıyım. İktidara geleceksem milletimin desteğiyle gelirim, dış güçlerin, karanlık
mihrakların desteğiyle değil. Ben sadece milletimden güç alırım, vesayetçilerden, kirli
yol ve yöntemlerle siyaseti dizayn etmeye çalışan iç ve dış mihraklardan değil”
Yine Yazıcıoğlu bir meydan konuşmasında şunları ifade etmiştir:
“Ülkemize yönelik küresel, siyaset mühendisliği yapılıyor. Küresel iradeye boyun
eğmem. Sermayenin, statükonun emrine girmem. ‘Başbakan olacağım’ diye,
‘cumhurbaşkanı olacağım’ diye inançlarıma, ilkelerime, davama ihanet etmem.
Geleceksem iktidara milletimin desteğiyle gelirim. Biz parayla, makamla, mevki ile
satın alınacak adamlar değiliz.
Biz milletimizle siyaset yaparız ve ancak büyük Türk milletine hizmet ederiz. Biz
bağımsız bir siyaseti, millete dayanan bir siyaseti ilkemiz edindik. Hiçbir odak bizim
siyasetimize ve duruşumuza müdahale edemez. Bu milli ve yerli çizgimizden ve milli
duruşumuzdan asla taviz vermeyiz.”
18 Haziran 2000 tarihinde katıldığı bir şölende yine milletin adamı Muhsin Yazıcıoğlu
şunları söylüyordu:
“Ne loca, ne sermaye bizi asla satın alamaz. Hiçbir locanın, hiçbir kirli sermayenin bizi
satın alması mümkün değildir. Hiçbir küresel, egemen, emperyalist gücün önünde
eğilmedik, dik durduk dik durmaya devam edeceğiz. Küresel güçlerin senaryolarına

alet olmayız, projelerinde yer almayız. Haksızlıkla beraber olmaktansa yalnız da olsak
hakkı savunuruz” demiştir.
Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, “Kimseye diyet ödemedik! Biz milletle varız,
milletimizle var olmaya devam edeceğiz” demişti.

NEDEN KÜRESEL EMPERYALİZMİN HEDEFİ OLDUĞUNU MEYDANLARDA ANLATTI

ABD, İngiltere, Almanya, İsrail, Rusya, Çin vb. küresel aktörler, Muhsin Yazıcıoğlu’nun
Ortadoğu, Kafkaslar, Balkanlar ve Kıbrıs’la ilgilenmesinden rahatsızdılar. Onu yakından
takip ediyorlardı. Küresel emperyalistler, dünya kapitalist–emperyalist sistemi, onun
milli duruşunu, Türk-İslam coğrafyasıyla yakından ilgilenmesini, coğrafyadaki siyasi
etkisi ve gücünü, küresel çıkarları için tehdit olarak görüyorlardı.
2009'daki yerel seçim mitingleri dolayısıyla 7 Mart 2009 tarihinde Sivas Şarkışla
mitinginde yaptığı konuşmada, Bosna Büyükelçisi'ne dayandırarak, Belçika
Büyükelçisi'nin kendisinden ne kadar rahatsızlık duyduğunu halka yaptığı konuşma
sırasında anlatmıştır.
2007 yılında Bir ABD'li diplomat yanındaki İngiliz mevkidaşına 'Muhsin Yazıcıoğlu çok
tehlikeli bir adam' demiştir. Yanlarında olan, Balkan ülkelerinden bir diplomat ise 'Yüzde
5 oy potansiyeli olan bir lider neden tehlikesi olsun' dediğinde, 'Oyu az ama halkta
etkisi büyük' cevabı verdiğini biliyoruz.
7 Mart 2009 tarihinde Muhsin Yazıcıoğlu’nun, Sivas Şarkışla'daki mitingde kullandığı şu
tarihi öneme sahip ifadeler çok önemli ve dikkat çekicidir.
"Ben çocukluğumdan beri bir şeye söz verdim. Arkasını önünü görmediğim, bilmediğim
hiçbir güce yaslanmayacağım. O emperyalist devletlerin, güçlerin hiçbir zaman uşağı
olmayacağım. Onlar beni yönetmeyecekler. Onlar beni yönlendirmeyecekler, ben
Anadolu insanıyla bunu yapacağım dedim. Bunları biz çözeceğiz, biz aşacağız dedim.
Eğer mandacılığı kabul etseydi Atatürk, çok daha kolay belki devlet başkanı olurdu.
Ama o zamankiler de manda ve himaye dediğimiz başka bir devlete yaslanarak
iktidar olma yolunu seçmediler. O yoklukta çarıkları yoktu, o yoklukta milli bir mücadele
verdi ve başardılar. Arkadaşlar bana çok gelip, beni denediler. Amerikan elçiliğinden
de suyolu ettiler bizim partimizi. Birçokları geldi, gitti. Hatta 1995'te yayınlanan
Amerikalıların bir araştırma raporu var. Raporda benim için 'uyuyan bir aslan, bir gün
uyanırsa' ifadeleri geçiyor. Tüm hesapları onu göre yapıyorlar. Bu uyuyan aslan ayağa
kalkarsa kim korkar? Anadolu insanı korkar mı? Açıkça 'engelleyin' diyorlar."

HER TÜRLÜ “KRİPTOLAR” MUHSİN YAZICIOĞLU DAVASININ KAPATILMASINI İSTİYOR

Milli ve yerli lider, milletin adamı, ABD ve İngiltere'den oluşan Anglosakson ittifakı ve
onun Orta Doğu’daki işbirlikçisi İsrail’in bölgedeki oyunlarına ve küresel proje olan
BOP’a, BİP’e net karşı koyan tek liderdi. Muhsin Yazıcıoğlu hastane köşesinde eceliyle
ölmedi. Keş dağlarında şehit edildi. BOP’çular, BİP’çiler, Muhsin Yazıcıoğlu davasının
aydınlatılmasını istemiyorlar. Yazıcıoğlu davasını karartmak, kapatmak için var güçleri
ile uğraşıyorlar.
Kendilerini gizleyen kripto Ermeniler, kripto Yahudiler, Ermeni görüntülü gizli Yahudiler
(Pakraduniler) de, Muhsin Yazıcıoğlu’nun terör rejimi İsrail’e ve Siyonizm’e karşı çıkan
milli ve İslami tavrından dolayı ona düşmandılar. Her türlü kriptolar, beşinci kol gruplar,
bölücüler, kısacası, Türklük ve Türkiye düşmanları Muhsin Yazıcıoğlu davasının
çözülmemesini, kapatılmasını istiyor. Türkiye’de yaşanan birçok olayda her türlü
kriptolarında parmağı olduğunu, yer aldığını milletçe biliyoruz.
Muhsin Yazıcıoğlu dosyası yıllardır, karartılmaya, kapatılmaya, örtbas edilmeye
çalışılmıştır. Türk siyaseti ve demokrasisi açısından son derece önemli olan bu olayı
aydınlatmak ve gerçekleri ortaya çıkarmak, tarihi bir görevdir.
Davayı baştan beri takip eden hukukçularımız, açıkça “ortada küresel bir
organizasyonla işlenen bir suikast” var diyorlar. “Planlı, programlı düşürülen bir
helikopter var” diyorlar. Dava dosyasındaki deliller, bunu doğrular niteliktedir.
Helikopter düşmedi, düşürüldü. Küresel bir organizasyonla bu suikast gerçekleştirildi.
Devletin kılcal damarlarına kadar girmiş orduda, emniyette, değişik devlet
kurumlarında yer alan her türlü kriptolar, çok yönlü elemanlar, kriminal yapının
unsurları da rol almıştır.
Küresel güçlerin, küresel iblislerin, küresel organizasyonu, yerli işbirlikçiler olmadan
yapılamaz. Kesinlikle, milletimizin “suikast” dediği bu olayda mahkeme safhalarında
da şahit oluyoruz ki; yüzyılın davası olan bu olayda isimleri geçen bazı şüpheliler,
açıkça korunmuş ve ödüllendirilmişlerdir.
Bir çok somut deliller ortaya konmasına rağmen iki kez takipsizlik kararı verilmiştir.
Davayı takip eden hukukçularımızın ve davayı takip eden şehit ailelerimizin, dava
arkadaşlarımızın yoğun gayretleri ve çalışmalarıyla takipsizlik kararları bozulmuş,
tekrar dosyalar yeniden açılmıştır.
Mahkemelerin yerlerinin sürekli değiştirildiği, savcıların, hakimlerin sürekli değiştirildiği,
“sanık” olması gerekenlerin “tanık” olduğu, yargılanması gereken askeri ve siyasilerin
bürokratların, “koruma” altına alınarak korunduğu, zaman aşımı ile dosyanın
kapatılmaya çalışıldığı, dava dosyalarının “suikast” olarak değil, “hırsızlık”, adi bir vaka
kapsamında alındığı, yüzyılın davasında akıl ve izan dışı işler devam ediyor.
Birçok şüpheli bizzat koruma altına alınarak dönemin siyasileri, bakanları yargılama
safhasına, soruşturma safhasına sokulmuyorlar ve dosyaya dâhil edilmiyorlar. Milletin

vicdanı ve kamuoyu suikast derken, hala birileri utanmadan “kaza” demeye devam
etmektedir.

MUHSİN YAZICIOĞLU KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR

Milletin adamı liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ve dava arkadaşlarımız hastane köşesinde
ölmedi. Keş dağları’nda şehit edildiler. Bu suikast ülkeyi 24 yıldır yöneten AKP
iktidarında, döneminde oldu. Saray/AKP rejimi, Muhsin Yazıcıoğlu davasıyla 17 yıldır
yakındır nedense hiç ilgilenmemiştir, üzerine bile gitmemiştir.
Aziz milletimizin ve kamuoyunun “suikast” olarak gördüğü davayı baştan beri AKP
hükümeti ve bürokratları “kaza” olarak göstermeye çalışmış ve başından beri davayla
ilgilenmemiştir, AKP iktidarı, ihmalleri, kusurları, suçları, olan bazı askeri ve sivil
bürokratları korumuş, kollamış, hatta ödüllendirmiştir.
Biz büyük lider, Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun yol arkadaşlarıyız, dava arkadaşlarıyız.
Hiçbir güç, odak bize boyun eğdiremez. Misyonuna sahip çıkacağız, onun söylediği gibi
dik duracağız, doğru söyleyeceğiz, düz yürüyeceğiz.
Bu suikast davasını kapatmalarına asla izin vermeyeceğiz. Hiçbir güç, odak, mihrak
bizim davayı takip etmemizi engelleyemez. Oyunlarını bozmaya devam edeceğiz.
Enselerindeyiz ,peşlerindeyiz.
Zannetmesinler ki suikastın peşini bırakacağız. Zannetmesinler ki susacağız,
korkacağız, çekineceğiz. Zannetmesinler ki Mahkeme salonlarını, adliye koridorlarını ,
meydanları terk edeceğiz!
Kimse bizi sindiremez, korkutamaz! Muhsin Yazıcıoğlu çizgisini sürdüren dava ve yol
arkadaşları, mahkemelerde, adliye binalarında, meydanlarda olmaya ve davayı
sonuçlanana kadar takip etmeye devam edecektir. Asla peşini bırakmayacağız.
Kimse bu davayı örtbas edemez, karartamaz, kapatamaz. İhmalleri, kusurları ve
suçları olanlar elbette adalet önünde hesap vereceklerdir. Nereye giderlerse gitsinler,
nereye kaçarlarsa kaçsınlar, nereye saklanırlarsa saklansınlar, onları bulmak ve
mutlaka yargı önüne çıkartmak boynumuzun borcudur.
Bizler, Allah yolunda, Kur’an yolunda, millet yolunda şehit düşen Muhsin Başkan’la
beraber olduk. İyi ki onun gibi yiğit bir liderle, yol ve dava arkadaşı olmuşuz. Ne mutlu
bizlere…
Ruhu şad mekanı cennet olsun.