Kamuoyunda ' 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilecek 36. NATO Zirvesi sonrasında
sadece Türkiye'de değil, bölgemizdeki bazı ülke yönetimlerinde değişikliklerin olabileceği beklentisi
ağır basıyor. O nedenle Ankara'nın 7-8 Temmuz'da ev sahipliği yapacağı NATO Zirvesi, sıradan bir
diplomatik buluşmadan çok daha fazlasını ifade ediyor; zirve, küresel güvenlik düzeninin geleceğine yön
verecek stratejik kararların alınacağı önemli bir eşik niteliği taşıyor.
Zirvenin gündeminde yalnızca Ukrayna savaşı, Avrupa savunması ve Ortadoğu'daki gelişmeler değil,
NATO'nun güneydoğu kanadında şekillenen yeni güvenlik sistemi de yer alıyor.
Bu çerçevede, İstanbul'un Beykoz ilçesinde Karadeniz ve Boğazlar hattındaki deniz güvenliği
faaliyetlerini koordine etmesi öngörülen çok uluslu bir Deniz Unsur Komutanlığı ile Adana merkezli
olarak planlanan ve Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki 6'ncı Kolordu altyapısından yararlanacak Çok
Uluslu NATO Kolordu Karargâhı (MNC-TUR) dikkat çekiyor.
Bu iki yapılanma birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye'nin Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e uzanan
güvenlik koridorunda yalnızca bir cephe ülkesi değil, aynı zamanda NATO'nun bölgesel komuta ve
koordinasyon merkezlerinden biri hâline geleceği ön görülse de, Türk topraklarında müttefiklik
kapsamında yabancı askeri unsurların bulunması adı konulmamış işgal görüntüsü verecektir.
NATO Yapılanması ve Türkiye'nin Egemenlik Yetkileri Üzerine Tartışmalar
Düşünsenize; çok uluslu NATO askerî birlikleri kapsamında, geçmişte Türkiye ile çeşitli siyasi ve askerî
gerilimler yaşamış Yunanistan'dan, Fransa başta olmak üzere bazı NATO üyesi ülkelerin askerlerinin,
yapılacak basit anlaşmalarla Türk topraklarında sürekli ve kalıcı şekilde konuşlanmasının önü açılabilir.
Meselenin bir diğer boyutu ise Türkiye'nin egemenlik hakları açısından daha da önemlidir. Boğazların
güvenliği ve kontrolü konusunda NATO bünyesinde oluşturulacak yeni yapılanmaların, Türkiye'nin
tarihsel ve hukuki yetkilerini tartışmaya açabileceği yönünde endişeler bulunmaktadır. Böyle bir süreçte,
Boğazlar üzerindeki denetim ve güvenlik sorumluluğunun fiilen NATO müttefikleriyle paylaşılması
gündeme gelebilir.
Dahası, Karadeniz'in güvenlik dengelerini yaklaşık bir asırdır belirleyen Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin
uygulama alanının daraltılması veya bazı hükümlerinin işlevsiz hâle gelmesi ihtimali de göz ardı
edilmemelidir. Bu durum, yalnızca Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki münhasır yetkilerini değil, aynı
zamanda Karadeniz'deki mevcut stratejik dengeyi de etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle NATO'nun yeni komuta yapıları, çok uluslu birlikler ve Boğazlar eksenli güvenlik projeleri
değerlendirilirken, konunun sadece askerî iş birliği perspektifiyle değil; Türkiye'nin egemenlik hakları,
ulusal güvenliği ve uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yetkileri bakımından da ele alınması
gerekmektedir.
Adana'da NATO Kolordusu mu Kuruluyor?
Milli Savunma Bakanlığı'nın açıklamalarında, "6'ncı Kolordu Komutanlığı'nın planlanan karargâhın
ihtiyaçlarını karşılamak üzere görevlendirildiği" belirtilmektedir. Bu nedenle kamuoyunda sıkça dile
getirilen "Türkiye'de 6. NATO Kolordusu kuruluyor" ifadesi teknik anlamda tam olarak doğru değildir.
Daha isabetli tanımlama, Adana merkezli olarak planlanan "Çok Uluslu NATO Kolordu Karargâhı
(MNC-TUR)" şeklindedir. Buradaki temel husus, yeni bir Türk kolordusunun kurulmasından ziyade,
NATO'nun ihtiyaç duyduğunda kullanabileceği çok uluslu bir komuta ve karargâh yapısının
oluşturulmasıdır.
Başka bir ifadeyle, söz konusu yapı doğrudan NATO'ya bağlı yabancı bir askerî birlikten çok; Türkiye'nin
ev sahipliğinde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin çekirdek kadrosunu oluşturduğu ve NATO müttefiklerinden
personelin de görev alabileceği bir komuta merkezidir. Bu karargâh, kriz, savaş veya müşterek harekât
durumlarında NATO kuvvetlerinin sevk ve idaresini üstlenebilecek kapasitede planlanmaktadır.
Ancak bu durumun stratejik ve siyasi sonuçları da bulunmaktadır. Çünkü çok uluslu bir NATO
karargâhının Türkiye topraklarında konuşlandırılması, NATO personelinin ve müttefik ülke askerlerinin
belirli görevler kapsamında Türkiye'de daha görünür ve etkin hâle gelmesine yol açabilecektir. Bu
nedenle konu yalnızca askerî bir yapılanma olarak değil, Türkiye'nin güvenlik politikaları, egemenlik
yetkileri ve bölgesel jeopolitik dengeler açısından da değerlendirilmektedir.
Türk Devlet akli Türk askeri anlayışının bu tür bir Türkiye'yi baskılama çerçeveleme hatta bu ülkeyi ve
milleti tarihin çarmıhına çivileme girişimini bazı siyasi çıkar endişesini dışa vuran mülahazalarla
görmezlik gelmesi eşyanın tabiatına aykırı bir durumdur. İlerisini siz düşünün düz kurgulayın.
Sibel Edmons Kimin Sözcüsü, Kimin Gündemi?
Türkiye'nin iç siyasi dengelerini etkilemeyi ve mevcut iktidarı zayıflatmayı amaçlayan çeşitli iç ve dış
odaklar, çoğu zaman aynı hedefe yönelen farklı girişimlerde bulunabilmektedir. Bu girişimlerin
kamuoyundaki yansımalarına bakıldığında, söz konusu çevrelerin söylemlerini dolaşıma sokan ve
savunan isimlerin de eksik olmadığı görülmektedir.
Sibel Edmonds'un Türkiye Analizlerinde yok yok şantaj, pazarlık ve jeopolitik hesaplar
Sibel Edmonds, açıklamalarında sık sık "güvenilir sızıntılar" (credible leaks) olarak tanımladığı bilgi
kaynaklarına atıfta bulunmaktadır. İstihbarat ve güvenlik çevrelerinde bu kavram, karar alma
mekanizmalarına yakın kişi veya gruplardan geldiği öne sürülen, ancak kamuoyuna açık belge ve
delillerle henüz doğrulanmamış bilgileri ifade eder.
Başka bir deyişle, bu tür bilgiler kaynağın konumu nedeniyle ciddiye alınabilse de bağımsız doğrulama
yapılmadığı sürece kesin bilgi olarak kabul edilmez. Edmonds'un Erdoğan, Trump yönetimi, NATO ve
Batılı istihbarat çevrelerine ilişkin değerlendirmelerinin önemli bir bölümü de bu nitelikteki "güvenilir
sızıntılara" dayandırılmaktadır.
Edmonds'un anlatısının merkezinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Batı ile yürüttüğü öne
sürülen pazarlık süreci yer almaktadır. İddialarına göre Erdoğan, Eylül 2025'te Beyaz Saray'da Donald
Trump ile gerçekleştirdiği, Jared Kushner ve bazı İsrailli yetkililerin de bulunduğu kritik bir görüşmede
çeşitli baskı ve şantaj unsurlarıyla karşı karşıya bırakıldı. Edmonds, bu kapsamda Halkbank–Reza Zarrab
dosyası, Jeffrey Epstein bağlantıları, aile çevresine ilişkin hassas bilgiler, Venezuela ve Kıbrıs eksenli
iddialar ile başka bazı "kara kutu" dosyalarının gündeme getirildiğini öne sürmektedir.
Edmonds'a göre söz konusu süreç yalnızca baskı mekanizmasıyla sınırlı değildir. İddialara göre
Washington yönetimi, ekonomik zorluklar yaşayan Türkiye'ye geniş kapsamlı bir finansal ve stratejik
destek paketi teklif etmektedir. Bu paketin, milyarlarca dolarlık swap anlaşmalarını, ekonomik destek
programlarını ve askerî iş birliği unsurlarını içerdiği öne sürülmektedir.
Buna karşılık Erdoğan yönetiminden beklenenlerin ise NATO politikalarıyla daha uyumlu hareket
edilmesi, İran ve Rusya'ya karşı Batı'nın bölgesel stratejilerine daha fazla destek verilmesi ve Türkiye'nin
ittifak içindeki rolünün yeniden tanımlanması olduğu iddia edilmektedir.
Edmonds, Avrupa boyutunda da benzer bir tablo çizmektedir. Ona göre bazı muhalefet çevrelerinin
Avrupa Birliği ve ABD kurumlarıyla geliştirdiği ilişkiler ayrı bir tartışma konusu olsa da, asıl dikkat
çekici husus Erdoğan yönetiminin Batı ile yürüttüğü öne sürülen pazarlık sürecidir.
Edmonds, tüm bu gelişmeleri klasik bir dış politika müzakeresinden ziyade, baskı, yönlendirme ve
karşılıklı bağımlılık ilişkileri üzerinden şekillenen bir güç mücadelesi olarak yorumluyor. Ancak
belirtilmelidir ki bu değerlendirmeler Edmonds'un kendi iddialarına dayanmaktadır ve kamuoyuna açık
somut belgelerle doğrulanmış değildir.
İsrail ile Güvenlik Anlaşmaları
Eski FBI çalışanı, Türkiye ile İsrail arasında 2022 yılında güvenlik alanında gizli bir anlaşma yapıldığını
öne sürdü. Bu anlaşma kapsamında Türkiye’den seçilen bazı güvenlik personelinin İsrail’de eğitim
aldığını iddia eden Edmonds, bu eğitimlerin resmi olarak “terörle mücadele” başlığı altında
yürütüldüğünü savundu
Binyamin Netanyahu başbakanlığındaki 37. İsrail hükümetinde görev alan, Likud Partisi üyesi ve 29
Aralık 2022'den beri bu bakanlığı yürüten İsrail Kültür ve Spor Bakanı Miki Zoharın sosyal medya
paylaşımları dikkat çekici . Diyorki ; “Ellerini kanla dolduran diktatör Erdoğan, işlediği suçlardan dolayı
hesap vermelidir; Ortadoğu’daki tek demokratik devlete vaaz vermeye kalkmamalıdır. Eğer bizi sınamaya
cüret ederse, kaderi can çekişen İran rejimininkinden daha kötü olacaktır.
Böyle bol keseden atıp tutan mangalda kül bırakmayan Makhlouf Miki Zohar’ın aile kökenine bakılırsa
Arap/ Berberi Yahudisi. Makhlouf Zohar'ın babası Eli Fas'tan (Morocco), annesi Dina ise Tunus'tan
İsrail'e göç etmiş bir Yahudi aileden. Çavuş Miki’nin oğlu Eliav, şarkıcı. Kelimenin tam anlamıyla
Fanatik ırkçı. Yahudi ırkının tamamı en yüksek insan sermayesine, en zeki ve en kavrayışlı ırka sahiptir
düşüncesinde bunu her fırsatta bangır bangır söylüyor.
İsrail'de Türkiye'ye yönelik suikast veya terör eylemlerinin olası faili olarak kadraja sokulduğunun
farkında değil. Anladığında iş işten geçmiş olacak.
Tüm bunlar üst üste konulduğunda , Türkiye'deki mevcut iktidarı ve aktörlerini zor günlerin beklediği
söylenebilir. Ankara da görünmeyen güç mücadelesi İmamoğlu bağlantılı süreç ve CHP krizi üzerinden
ortaya çıktığı gibi, MHP’nin il teşkilatlarını fesh ederek yeniden yapılandırması da bu çerçevede
değerlendirebilir. Eskilerin deyimiyle ortalık 56 iken Cumhur İttifakı ana bileşeni AK Parti'nin bu
hengameden kendisini nasıl koruyabildiği tahkik edilmeli.
Kremlin Rusyaya yüklenmeye çalışılan kumpasın farkında mı?
NATO'nun Boğazlar üzerindeki etkisini artırmaya yönelik girişimlerinden Rusya'nın rahatsızlık duyması
kadar doğal bir durum olamaz. Rusya, Karadeniz'deki güvenlik dengeleri ve Ankara–Moskova arasındaki
tarihî ilişkiler çerçevesinde, Türkiye'nin kendi çıkarlarını ve bölgesel istikrarı gözeten adımlar atacağını
görmek isteyecektir.
Bununla birlikte Moskova, Türk–Rus ilişkilerine gölge düşürebilecek herhangi bir girişimden uzak
durmaya özen gösterecek; iki ülke arasındaki iş birliğini zedeleyebilecek gelişmelere karşı dikkatli
davranacaktır. Özellikle kaos ortamlarında meydana gelebilecek suikastlar, terör eylemleri ve benzeri
provokasyonların kendisine mal edilmesini bekleyen küresel güçlerin oyununa düşmemek için azami
hassasiyet göstermeye çalışacaktır.
Seçilmiş Kaynakça
https://x.com/i/status/2064193846196527280
https://x.com/i/status/2064661273896276053
https://x.com/i/status/2064089351487697047
https://www.ynetnews.com/culture/article/rjlwtxfn0
https://www.timesofisrael.com/israeli-lawmaker-lauds-supremacy-of-jewish-race/
https://www.tr724.com/sibel-edmondstan-erdogan-iddiasi-onune-santaj-dosyalari-konuldu/
https://www.patreon.com/sibeledmonds/posts/turkey-sells-out-160578888/instant-access
https://www.jpost.com/israel-news/politics-and-diplomacy/meet-the-new-mk-miki-zohar-396219
https://haberiniz.com.tr/eski-fbi-calisani-sibel-edmondstan-gundemi-sarsacak-iddia-erdogan-trumptan-
para-mi-istedi/
https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/nato-kolordu-karargahi-nin-ardindan-istanbul-a-deniz-unsur-
komutanligi-konuslaniyor-2490672
https://www.icisleri.gov.tr/7-8-temmuz-tarihlerinde-ankarada-gerceklestirilecek-olan-36-nato-zirvesi-
oncesinde-bakanligimizda-guvenlik-toplantisi-gerceklestirildi

