Piyasalar

Türk-Rus Askeri İttifakının Trans Kafkasya Asya Afrika Açılımı ve Küresel Yansımaları

Punto:
Dağılma sürecinde Trans Kafkasya’da ortaya çıkan kısa süreli askeri otorite boşluğunda Kızıl Ordu, Ermenistan ve Gürcistan sınırını kontrol eden ve Sovyet Rusya'dan gelebilecek tehditlere karşı kurulmuş Türk Üçüncü Ordusunu geniş bölgedeki en güçlü askeri güç olarak bırakarak ortadan kayboldu. Türk Üçüncü Ordusu bölgedeki en güçlü orduydu. Kızıl Ordu’nun NATO üyesi TSK ile üstü örtülü adı konmamış bir mutabakatı olduğu daha yeni yeni anlaşılıyor. Sovyetler Birliği'nin çöküşünden kısa bir süre sonra, Rusya'nın Güney Kafkasya'daki hedefleri ve politikalarında kısmi değişiklik yaşanmasına rağmen Moskova yönetimi bir şekilde, güç ve nüfuzunu hissettirdi. Rusya’nın iç güvenlik kaygıları, Güney Kafkasya'ya bir dizi alanda müdahil olmasını gerektirdiğinden, Rusya pozisyonunu dengeleyici ana unsur olarak belirledi. Rus etkisi hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadı denilebilir. Rusya, Kafkasya'nın yeni devletlerine ve bölgede ortaya çıkan terörist taleplerle mücadele için daha fazla kaynak ayırmayı sürdürdü. Rusya'nın bölgedeki nüfuzu ve etkisi, Gürcistan'la 2008 savaşından ve Putin'in 2012'de cumhurbaşkanlığına dönüşünden sonra keskin yükselişlerle, istikrarlı bir şekilde büyüdü. Ruslar ve Ermeniler Sovyet sonrası Rusya Ermenistan'ı bölgedeki en yakın dostu olarak görüyordu. Ancak Ermeniler, tek müttefikten çeşitlendirilebilir müttefik konseptine sıçradılar. Ermeni stratejistler bunu çok sektörlü bir yaklaşım olarak tanımladı. Akılları sıra Ruslara sadece siz yoksunuz başkaları da var mesajı verdiler. Rusya dışındaki küresel güçlerle, özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği (AB) ile yakın ilişkiler kurmanın yollarını aradılar. ABD ve Avrupa başkentlerinde örgütlü Ermeni diasporasının özellikle ABD ve Fransa’yı Ermenistan’ın koruyucu meleği ilan etmeleri, Rusya Federasyonunun Erivan yönetimine bakış açısını değiştirdi. Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa'daki büyük Ermeni diasporası Erivan yönetiminin bu çabasına sessiz kalmadı. Sovyet coğrafyasını karıştırmak için küresel sermayenin maşası olmayı görev bildiler. Rusya; Azerbaycan ile ekonomik ve güvenlik ilişkisine zarar vermeden, Ermenistan ile geleneksel dostluğunu ve stratejik ittifakını korumak için güç ekonomisi dengeleme politikası başarısızlıkla sonuçlandı. Rusya ve Azerbaycan On dokuzuncu yüzyılın sonlarında yaşanan petrol patlamasıyla Ruslaşan Azerbaycanlı seçkinler, büyük ölçüde Rusya'ya dost oldular. Sovyet KGB saflarında yükselen ve Rusya'nın Sovyet sonrası yöneticilerinden ne korkan ne de nefret eden eski cumhurbaşkanı Haydar Aliyev sayesinde, Rusya'ya karşı genel olarak olumlu bir tutum takınıldı ve milliyetçi yapılanmalara fırsat verilmedi. Elçibey, bu politikanın kurbanı oldu. Rusya, başlangıçta Azerbaycan'da Türk ve Batı etkisinin genişlemesinden şüphelenmesine rağmen, Türkiye ile yakın enerji ilişkileri geliştirdi. Erken dönemde Rusya-Türkiye ilişkilerinde bu ticari ilişkiler ağırlık kazandı. Daha yakın zamanlarda, daha sonra ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, Rusya-Türkiye ilişkilerinin artan belirsizliği, Rusya'nın Azerbaycan ile ilişkilerini karmaşık hale getirdi. Azerbaycan ve Ermenistan müzakere edilmiş bir çözümle ilgilenmediler. Ermeni vandallığı Dağlık Karabağ’ı terk ederken yakınlarının mezarlarını açıp cesetlerini arabaya yükleyip götürmelerinden belli değil mi? Kendi ölüsüne bunu yapan zihniyet, Azerbaycan Türklerine neler yaptı bir düşünün. Azerbaycan, Putin'in kendini rahat hissettiği türden bir ülke imajını veriyor. İhtiyatlı Başkanının tutarlı ve öngörülebilir politikalar izlediği istikrarlı bir otokratik yönetimi var. Azerbaycan, Rusya için çok az baş ağrısına neden oluyor ve ikili anlaşmalar ve uluslararası kurallarla belirlenen dengeli bir ilişki beklentisini Rus muhataplarına hissettiriyor. 27 Eylül 2020'de başlatılan Azerbaycan savaşı sonrasında, Ermenistan yönetiminin kayıtsız şartsız kabullendiği ateşkes mutabakatı hiç şüphesiz Erivan ve Bakü’yü ilgilendirdiği kadar Ankara ve Moskova arasındaki askeri işbirliğinin somut bir göstergesi değil mi? Azerbaycan, bağımsızlıktan bu yana Rus gücüne karşı bir denge unsuru olarak gördüğü Türkiye'yi, Trans Kafkasya’da sadece bölgesel aktör değil küresel aktör olarak uluslararası kamuoyunun deyim yerindeyse adeta gözüne soktu. Türkiye'nin Rusya ile enerji jeopolitiği eksenli kaotik ilişkileri var. Kurt izinin ayı izine karıştığı bu ilişkileri Avrupalıların anlamakta zorlandığı söylenebilir. Ankara bir yandan Avrupa Birliği’ne kabulünün mücadelesini verirken NATO içerisinde en güçlü müttefik pozisyonunu sürdürmekteki kararlılığını her fırsatta ortaya koyuyor. Öte yandan ulusal çıkarlarını koruma amaçlı Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerinde diğer NATO üyesi Fransa, Yunanistan ve hatta ABD ile karşı karşıya gelmeyi göze alabiliyor. Batı bloğunun soğuk savaş yıllarında en büyük düşmanı Sovyetler Birliğinin büyük varisi Rusya Federasyonu ile ekonomik, siyasi, kültürel ve askeri alanlarda işbirliğinden kaçınmıyor ve bunu da göstere göstere yapıyor. Avrupalıların idrak zorluğuna sebep, bir dargın bir barışık görüntü veren Ankara ve Moskova’nın, Suriye ve Libya’da yaşadıkları zaman zaman çatışma noktasına geldikleri krizler. Avrasya’nın bu iki kadim başkentinin, kriz çözme yeteneklerini test ettikleri söylenebilir. Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rus lider Wladimir Putin arasındaki içten diyalog, iki ülke bürokratlarının Suriye ve Libya odaklı yaşadığı sorunların kısa vadede çözüme kavuşturulmasında hiç şüphesiz önemli. Azerbaycan, Türkiye'nin Rusya karşısındaki desteğinin sarsılmaz olmasını sağlamaya çalışıyor. Türkiye'nin Azerbaycan'a verdiği destek ve 2020 sonbahar savaşında doğrudan askeri müdahale, Azerbaycan'a hem savaş alanında hem de Rusya'nın arabuluculuk çabaları açısından Rusya'ya karşı eşi görülmemiş bir manevra alanı sağladı. Rusya ve Gürcistan Rusların yanlışı Gürcülerin doğrusu olabiliyor. Bu nedenle reelpolitik temeller yerine hissi yaklaşımlardan beslenen Gürcü milliyetçiliğinin Rusofobik karekteri söz konusu. Hiçbir şey karşılıksız sayılmaz. Tıpkı şairin dediği gibi: "Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın / Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!" Ruslar da Sovyet bloğunun çöküşündeki rolünden ötürü Gürcü politbüro üyelerinden nefret ediyor. Oysa Rusların bu hususta da yanıldığı oldukça nesnel bir durum. Çünkü Gürcistan’ın bağımsızlığı sonrasında 2 Aralık 1991'de Tiflis'te Gürcistan Cumhurbaşkanı Zviad Gamsakhurdia’nın temsil ettiği yasal makamlara karşı Rus ordusunun ve istihbaratının desteği ile başlayan ve 6 Ocakta tamamlanan askeri darbe sonrası, Rusların iktidara taşıdığı SSCB’nin son dışişleri bakanı olan Eduard Shevardnadze ile birlikte, Gürcistan daha fazla Batı Bloğuna yaklaştı. Hata kimin sormalı? Bu yeni bir durum değil. Kızıl Ordu'nun 1921'de Tiflis'i işgal ettiği 25 Şubat, her yıl Sovyet İşgal Günü olarak matem havasında anılıyor. Rus karşıtı Gürcü milliyetçiliğinin palazlanmasında, askeri yaptırımları tek çözüm gören Rus diplomasisinin katkısı büyük. Moskova yönetiminin geçmişte bu konuda reelpolitik okuma yapamadığı ortada. Ruslar birazda kendilerinin sebep olduğu, Gürcistan'ın Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'ne (NATO) ve AB'ye yönelme kararlılığını tehdit gördüler. Doğal olarak bir zamanlar Gürcü kökenli Sovyet Lideri Stalin’den dolayı Sovyet imparatorluğunda ayrıcalıklı konuma sahip Gürcülerin Rus karşıtlığını, bu tarihi mirasa ihanet gibi algıladılar. Bu konuda Rusların haklı olduğunu düşündürecek ayrıntı, Gürcülerin Rus düşmanlığında her türlü fanteziye yatkınlıkları. Çünkü 11 Eylül 2001'den sonra, Gürcülere terörle mücadele konusunda eğitim vermek için Gürcistan'a ayak basan ABD askerleri, Gürcüler tarafından şarkılarla, şaraplarla adeta bayram merasimi ile karşılandılar. Bu nispet Rusları adeta çileden çıkarttı, delirtti. Rus karşıtlığı ile temellendirilmeyen bir Gürcü Milliyetçiliği olabilir mi? Rus karşıtlığı ile temellendirilmeyen bir Gürcü Milliyetçiliğinin olabilirliğini Sovyetler Birliği'nden bağımsızlığını ilan eden Gürcistan'ın ilk devlet başkanı Zviad Gamsahurdia (31.03.1939-31.12.1993) izlediği politikalarla ortaya koymuştu. Gamsahurdia'nın Milliyetçi görüşleri ile birlikte Sovyet yönetimi sonrası bağımsızlık talepleri bulunan Abhazya ve Güney Oshetya halkları tarafından desteklenen siyasi lider olması nedense dikkatlerden kaçırılıyor. İkinci Çeçen Savaşı sırasında, savaşçılar ve aileleri, Gürcistan hükümetinin fiilen kontrolü dışında olan Gürcistan'ın Pankisi Boğazı'na sığınması ve bu bölgenin selefi akımların merkez üssüne dönüşmesi hatta Gürcü kökenli asıl adı Tarhan Batiraşvili olan Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) komutanlarından Ömer el Şişhani’nin, Gürcistan'ın Pankisi Vadisi'nde Birkiani köyünden olması, Selefi terör örgütlerini yakından izleyen Rus gizli servisinin, Gürcü yönetimde karşı güvensizliğini pekiştirdi. Rusya, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan ile tek başına başa çıkamaz çünkü ülkelerin birbirleriyle olan ilişkileri yoğun, gerilim ve çatışmayla dolu. En göze çarpan, Ermenilerin ve Azerilerin 1987'den beri çok kan döktükleri Karabağ sorunudur. Her iki taraf da Rusya'dan destek istedi ve Rusya'nın diğer tarafa olan dostluğunu bir ihanet gördü. Son savaşta Rusya tercihini Azerbaycan’dan yana yaptı. Azerbaycan Gürcistan İlişkileri Gürcistan hem Ermenistan hem de Azerbaycan ile iç içe geçmiş durumda. Gürcistan'da Ermeni ve Azeri azınlık nüfusu küçümsenmeyecek oranda. Hatta Gürcistan sınırları içerisinde yaşayan Ermeniler Abhazlara göre çok daha kalabalıklar. Baba Aliyev, Azerbaycan'ın hidrokarbon ihracatının batıdan geçişi ve Türkiye'den batı mallarının ithalatını sağlamak için Gürcistan'a ihtiyaç duyuyordu. Azerbaycan yönetimi, petrol ve gaz boru hatlarını güvence altına almasına ihtiyaç duyduğundan Gürcistan ile sorunsuz ve kazan kazan temelli bir diyalog ve işbirliği zemini oluşturdu denilebilir. Gürcistan son savaşta tarafsızlık görüntüsü altında Azerbaycan'ı alttan alta destekledi. Bu ilişkiler o kadar iç içe geçmişti ki Haydar Aliyev, Gürcistan sınırları içerisinde yaşayan Azeri nüfusa, SSCB’nin son dışişleri bakanı olan Eduard Shevardnadze'nin partisine oy vermeleri çağrısında bulunabiliyordu. Gürcistan Ermenistan İlişkileri Gürcü-Ermeni ilişkileri daha yanıltıcı olmuştur. Gürcistan'daki Ermeni nüfusunun bir kısmı Javakheti'de, 2007'de kapatılıncaya kadar bölgenin ekonomisini besleyen büyük bir Sovyet (daha sonra Rus) askeri üssünün yakınında yoğunlaşmıştı. 1992'den 1993'e kadar Javakhk Ermenileri, görünüşe göre Rusya'nın teşvikiyle bağımsızlık peşinde koştular. Ancak Ermenistan'ın Rusya ve Batı'ya tek geçiş yolları Gürcistan üzerinden uzanıyordu çünkü Karabağ sorunu Ermenistan'ın Türkiye ve Azerbaycan ile olan sınırlarını kapatmıştı, bu nedenle dönemin Ermenistan Cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan hükümeti Javakhk ayrılıkçılığını bastırdı. İki ülke arasındaki ilişkiler, Mikheil Saakashvili'nin 2004'te Gürcistan'da cumhurbaşkanlığına gelmesinden sonra yakınlaştı ve sonraki liderlerle dostluklarını sürdürdüler. Güney Kafkasya’da Türkiye’nin enerji jeopolitiği ve Rusya Federasyonu ile İşbirliği Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından sonra Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ın bağımsızlıklarını ilk tanıyan ülkelerden biri de Türkiye’dir. Türkiye bu dönemi takip eden yıllarda Azerbaycan ve Gürcistan’la iyi ilişkiler geliştirmesine geliştirdi ama Ermenistan’la ilişkilerinde Yukarı (Dağlık) Karabağ ihtilafı ve Ermenistan’ın Türkiye’ye yönelik olumsuz tutumu nedeniyle kadük kaldı. Nitekim Ermenistan’ın 1993 yılında Azerbaycan’ın Kelbecer bölgesini işgal etmesi üzerine iki ülke arasındaki sınır kapatılınca iki ülke arasındaki ilişkilerde herhangi bir ilerleme kaydedilmedi. Sovyetlerin çöküşünü izleyen yıllarda, Kafkasya’daki zengin hidrokarbon kaynaklarının işletilmesi ve taşınmasına ilişkin ABD VE Avrupa kıtasında başlayan müzakere ve pazarlıklar, Rusya'nın Güney Kafkasya’da askeri dengesizliği giderme ve bölgedeki gücü ve nüfuzunu yeniden oluşturma ihtiyacını doğurdu. Azerbaycan ve Gürcistan Moldova ve Ukrayna ile ittifak kurarak Demokrasi ve Ekonomik Kalkınma Örgütü (GUAM) içinde yeni bir siyasi ve ekonomik güç denemesi, Rusya’nın bölgeye yeniden ilgi duymasını sağladı. Türkiye’nin Azerbaycan ve Gürcistan’la kurduğu yakın ilişkilerin sonucunda Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi (YDSK) mekanizmaları tesis edildi ve karşılıklı üst düzey ziyaretler gerçekleştirildi. Ayrıca, Azerbaycan’la birlikte, diğer bölge ülkelerinin katılımıyla üçlü ve dörtlü işbirliği mekanizmaları da hayata geçirildi. Güney Kafkasya’da ortak bir refah alanı oluşturulması doğrultusunda bölgesel işbirliğinin ve kalkınma projelerinin de geliştirilmesine önem verildiği söylenebilir. Ermenistan’ın bu sürecin dışında kalması maalesef ipin ucunu kaptırdığı, tuzu kuru diasporanın tercihi ve hiçte ulusal çıkarları ile örtüşmüyor. Ne demişler kendi düşen ağlamaz. Bu çerçevede, Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı (BTC) ve Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı (BTE), Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Hattı (BTK) ve TANAP hayata geçirildi. Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerini Kafkasya veya Karadeniz üzerinden Avrupa’ya bağlamak amacıyla Avrupa Birliği (AB) önderliğinde üye ülkeler tarafından oluşturulan bir Doğu-Batı Koridoru yani Avrupa Kafkasya Asya Ulaştırma Koridoru (TRACECA) halen işlevseldir. Doğu-Batı Enerji Koridorunun bileşenleri Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Ham Petrol Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum (BTE) Doğal Gaz Boru Hattı ile Hazar Geçişli Doğal Gaz Boru Hattı projeleridir. Türkiye, ulaşım altyapısıyla TRACECA’nın en aktif üyesi olduğu gibi ulaşım potansiyelini Avrasya ulaşım ağının hizmetine sunmak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Rusya’nın bu oluşumlara şüpheli yaklaşımları doğaldır ve anlaşılabilir. Ne var ki, Ankara’nın ön ayak olduğu bu yapılanmalara Moskova’nın, ekonomik ve siyasi nefes almasına katkısından dolayı, Rus elitlerin tümüyle karşı çıkmadıkları söylenebilir. Sanırım bu olguyu en iyi saptayan Rusya Federasyonu Başkanı Wladimir Putin. Nitekim Rusya hidrokarbon geliştirme ve geçişten elde edilen kârı paylaşmaya karar verince Azerbaycan, Rusya'nın Kafkasya'daki en büyük ticaret ortağı oldu ve iki ülke hidrokarbonlarla ilgili önemli ortak sorunları çözüme kavuşturdular. Geniş Hazar Havzası hidrokarbon kaynaklarının Batı pazarlarına güvenli ve çeşitli güzergâhlardan taşınması bu mutabakat kapsamında devam ettiriliyor. Putin 2012'de cumhurbaşkanlığına dönüşünde daha iddialı bir dış politika geliştirdi. Güney Osetya ve Abhazya da dahil olmak üzere Rusya'nın desteklediği ayrılıkçı oluşumlara, Rusya yanlısı ancak kendi bağımsız güç üslerine sahip köklü liderlerin yerine, tamamen Rusya'ya bağımlı yeni liderler yerleştirildi. Daha da önemlisi, Rusya “ ayrıcalıklı çıkarlar ” alanı olarak adlandırdığı alanların bir kısmını devralmaya yönelik stratejik bir rakip gördüğü Avrupa Birliği ve NATO'ya muhalefet etmeye başladı. Sürecin ilk zamanlarında özellikle ordu, içişleri ve güvenlik hizmetler ile sınırlı olan bu meydan okuma, günümüzde Rusya'nın resmi politikasına dönüştü. NATO ve Avrupa Birliği ile egemenlik sorunları yaşayan Türk siyasi ve askeri elitler, Rusya Federasyonunun bu dönüşümü ile örtüşen dış politik tasarruflara yönelmeyi Türkiye’nin ulusal çıkarlarına uygun bulduklarından, Ankara ve Moskova yeninden 1920 sonrası başlayan ilk dönem Sovyet-Türk ilişkileri zemininde buluştu. Rus tarafı için bu yakınlaşma önemliydi çünkü Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Orta Asya ve Kafkasya’daki petrol-doğal gaz kaynakları üzerinde Rusya Federasyonu ile ABD, İngiltere ve diğer AB üyesi Almanya ve Fransa’nın taraf olduğu yeni bir rekabet başlattı. Günümüzde Sovyetler Birliği’nden ayrılan Orta Asya ve Kafkas ülkelerinin enerji kaynakları üzerindeki mücadelenin sözde bloklaşmaların sona erdiği bir dönemde de sürmesi Rusları Türklerle aynı kader coğrafyasında birleştirdi. Ankara ile Moskova arasında başlayan enerji arz güvenliği ve enerji diplomasisi son gelişmelere bakıldığında askeri bir işbirliğine evrilmiştir. ABD ve Fransa, Dağlık Karabağ’da ortaya çıkan Türk Rus Askeri Anlaşmasını Çözmek istiyor ABD ve Fransa, Rusya'nın Dağlık Karabağ'daki düşmanlıkların tamamen sona ermesi ve Türkiye'nin anlaşmadaki rolü konusunda daha fazla netlik istiyor. ABD Dışişleri Bakanı Michael Pompeo ile Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian arasında Paris'te yapılan görüşmede ekonomi ve güvenlik konuları ile birlikte "Dağlık Karabağ” meselesi konuşuldu. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompe, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Elysee Sarayı'nda bir araya geldi ve ikili, "Türkiye'nin çok agresif eylemleri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı tavrını değiştirmeye ikna etme gerekliliği hakkında" konuştular. Türkiye'nin Doğu Akdeniz, Azerbaycan ve Libya konusundaki politikasından duyduğu rahatsızlığı dile getiren Pompeo’ın, ABD yönetimi ile birlikte Avrupa’nın Türkiye’nin son aylarda Orta Doğu’daki hamlelerine karşı ortak hareket edilmesi gerektiğini söylemesini bazı uzmanlar, Ankara ve Moskova yönetimlerinin askeri yakınlaşmasından batı kulübünün duyduğu rahatsızlıkla ilgili olabileceği şeklinde yorumluyor. Rusya içinde Türklerden rahatsız ekip Batı Kulübü ile işbirliği yapıyor ABD ile Avrupa Birliği güç odaklarının Türkiye’den duyduğu rahatsızlığı bulaşıcı olmalı ki, Rusya Federasyonu dâhilindeki uzantıları da aynı hastalıktan mustarip. Zaman zaman Ankara Moskova hattında her iki egemen devletin istikrarlı işbirliğine çomak sokuyorlar. Bunlardan birisi de BDT Enstitüsü Kafkasya Bölüm Başkanı, Kamu Politikası Araştırma Merkezi Direktörü, Rusya Bilimler Akademisi (RAS) Koordinasyon Konseyi Akademik Sekreteri Vladimir Evseev. Kafkasya'da nüfuz sahibi olmak için girişimde bulunan Türkiye’nin, ABD'nin yardımıyla Rusya sınırlarında çatışmaları ateşlediği tezini ileri sürüyor. “Abhazya'nın Karabağ'dan sonra başka bir gerilim noktası haline gelmesi olasıdır.” çamurunu atıyor. Ankara’nın kontrolü ele geçirmek için Gürcistan'ı Abhazya'ya karşı başka bir saldırı eylemine itebileceğini söylüyor. Ona göre Türkiye, Rusya'nın çıkarları doğrultusunda aktif olarak etkisini artırmaktadır. Türkiye'nin Kafkasya'daki faaliyetlerinde sadece ekonomik değil, aynı zamanda askeri-politik biçimlerde de keskin bir artış görülmektedir. Türkiye'nin askeri üslerini her yerde konuşlandırmak için nüfuzunu genişletmek için bölgesel çatışmaları kullanmaya çalışmaktadır. Adam niyet okuyucusu. Kendisini Nostradamus’un çırağı sayıyor. Olsa olsa Keto’nun veya Medyum Memiş’in yamağı olabilir. Vladimir Evseev söylüyor bunları. Ancak çokta isabetli görüşleri olduğu söylenemez. Çünkü Rusya-Ermenistan askeri işbirliği, Karabağ sorununun güncel gelişmeleri hakkında söylediği ne varsa hepsi fos çıktı. Ne kadar boş beleş konuştuğunu öğrenmek isteyen 13 Şubat 2020’de https://www.regioncenter.info/‘da kendisi ile yapılan söyleşiyi okusun. Ne denli haklı olduğumu görürsünüz. Rusya’nın Afrika Açılımı SSCB; Afrika’nın dekolonizasyon sürecinde Batı ülkelerinin eski kolonilerinin bağımsızlıklarının kazanılmasında ekonomik, teknik, sağlık, askeri yardım ve işbirliği çerçevesinde, altyapılarının oluşturulmasında aktif rol oynadı. SSCB’nin Afrika politikasının merkezinde ideolojik yaklaşımı ile iki kutuplu dünya düzeninden kaynaklanan bir jeopolitik mücadele anlayışı yer alıyordu. Rusya ile Afrika ülkeleri arasındaki ilişkiler Sovyetler Birliği dönemine uzanıyor. 1960 yılında Batılı devletlerin direnişine rağmen SSCB’nin etkisiyle Birleşmiş Milletler (BM) tarafından kabul edilen “Sömürge İdaresi Altındaki Ülkelere ve Halklara Bağımsızlık Verilmesine İlişkin Bildiri”, Afrika’da sömürülen ülkelerin bağımsızlıklarını kazanmaları için uluslararası hukuki bir temel oluşturmuştu. Sovyetler Birliği’nin Afrika kıtasındaki ülkelerin bağımsızlıklarına kavuşmasında oynadığı rol ve aynı zamanda bu ülkelere ulusal ekonomilerini inşa etmelerinde verdiği destek unutulmuş değil. Bağımsızlıklarını yeni kazanmış Afrika ülkelerinin Doğu Bloğuna yönelmesindeki cezbedici unsur ise Sovyetler Birliği’nin kendi kolonyal geçmişini eleştirerek her türlü sömürgeci söyleme karşı çıkması oldu. Sonraki yıllarda, SSCB ile bağımsız Afrika ülkeleri arasında karşılıklı yarar sağlayan, çeşitli siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkiler geliştirildi. Sovyet yardımı ile Afrika ülkelerinde yaklaşık 300 sanayi tesisi, tarım sektöründe 155 tesis, 10 yüksek ve 80 orta seviyede meslek okulu olmak üzere yaklaşık 100 eğitim kurumu inşa edildi. Bu dönemde Afrika, Sovyet sanayi ürünlerinin ihracatı için önemli bir pazardı. Afrika ülkeleri ile olan güçlü ekonomik ilişkilerin neredeyse tamamı 1990’ların başında SSCB’nin dağılmasıyla birlikte ortadan kalktı. Dolayısıyla Sovyetler, aktif bir şekilde kendi cephesinde müttefik çekme çabası içine girmiştir. SSCB’nin dağılmasıyla birlikte Rusya, kendi iç sorunlarına daha fazla önem vererek dış politikada etkinliğini ikinci plana yerleştirmek zorunda kalmıştı. Afrika’daki güçlenme/canlanma dönemi Vladimir Putin’in iktidara gelmesi ile yeni ivme kazanmıştır. İki kutuplu dünya düzenin sona ermesiyle birlikte Afrika kıtasının küresel siyasetteki önemi giderek artmaya başlayınca, bu bağlamda, özellikle 2000’li yıllarla birlikte güçlü devletler ve devlet dışı oyuncular, kendi servetlerini arttırmak üzere, kara kıtaya akın ettiler. Afrika ekonomisinin hızlı bir şekilde büyüyor. Sahra altı Afrika, 21. yüzyılın başından bu güne Doğu ve Güneydoğu Asya’dan sonra dünyanın en hızlı büyüyen ikinci bölgesi. Düşünsenize 2003-2018 aralığında bölge ekonomisi yılda ortalama %4,7 oranında büyüme hızı yakaladı. Bölgedeki sekiz ülkedeki bu oran %7’nin üzerindedir. Afrika’nın ekonomik gelişiminde “demografi unsuru” önemli rol oynuyor. O nedenle dünyanın en hızlı artan nüfuslarına sahip Afrika ülkelerinde, orta sınıf hızla artıyor. Sosyal planlamacılara göre bu de facto durum Afrika kıtasının büyük bir tüketici pazarına dönüştüğünü gösterdiği gibi kıta ekonomisinin bu şekilde büyümesi, yatırım mallarına olan talebin de arttırmasını sağlıyor. Enerji kaynaklarının ihracatına olan bağımlılığından kurtulmak istiyen Rusya için Afrika pazarlarında yer edinmek son derece önemli. Batılı devletlerin yaptırımlarıyla karşı karşıya kalan Rusya'nın yeni pazarlar bulma arayışında Afrika, Rusya için büyük fırsatlar sunuyor. 2013’ten 2018’e kadar geçen beş yıllık sürede Rusya ve Afrika ülkeleri arasındaki ticaret hacmi iki katına çıkarak 20 milyar doları geçtiyse gerisini siz düşünün. Rusya’nın tüm büyük şirketleri Afrika’da Dünya piyasalarında büyük talipleri olan Afrika’nın doğal kaynaklarının çıkarılmasında neredeyse Rusya’nın tüm büyük şirketleri sahada çalışmaktadırlar. Bu şirketlerin arasında Rusal (Gine, Namibya, Nijerya, Güney Afrika’da – alüminyum, boksit), SeverStal (Burkina Faso, Gine, Gabon, Kongo Cumhuriyeti, Liberya, Güney Afrika’da – demir cevheri, altın keşfi ve üretimi), Russkiy Hrom (Güney Afrika, Zimbabve’de – platin, kromit çıkarma işleri), Rosatom (Mısır, Gana, Nijerya, Tanzanya, Güney Afrika’da – nükleer santrallerin inşası, uranyumun cevheri arama ve üretimi), Rosneft (Mozambik, Zimbabve, Malavi, Cezayir’de – petrol arama, petrol boruları inşaatı), Renova (Güney Afrika, Gabon, Mozambik’te – Manganez cevheri çıkarımı, ferroalyaj üretimi, uranyum araştırmaları, altın), Lukoil (Gana, Fildişi Sahili, Kamerun, Sierra Leone, Mısır, Nijerya’da – Petrol alanlarının keşfi ve geliştirilmesi), Evraz (Güney Afrika’da – vanadyum çıkarımı, çelik imalatı), Gazprom (Cezayir, Nijerya, Libya, Namibya’da – gaz ve petrol sahalarının keşfi ve geliştirilmesi, doğalgaz boru hatlarının inşası ve diğer ulaşım altyapı çalışmaları), Alrosa (Angola’da – elmas çıkarımı, hidroelektrik santral sistemleri). 20’den fazla Afrika ülkesi Rusya ile ortak askeri-teknik işbirliği yürütmektedir. Rusya askeri teçhizatı ve askeri ürünlerin yıllık sevkiyat hacmi 1 milyar doları aşmakta; 2013 yılında Rusya’nın payı Afrika silah ve askeri teçhizat pazarının % 30’unu oluşturmuştur (Kuzey Afrika’da % 40’ın üzerinde, Sahraaltı Afrika’da % 12-15). Ekonomik ve askeri işbirliği büyüklüğü ile kıyaslandığında yumuşak gücün kurumsal ağı son derece zayıftır: 7 ülkede 8 Rus kültür merkezi, 5 ülkede ‘Russkiy Mir’ (Rus Dünyası) ofisleri faaliyet göstermektedir. 23-24 Ekim 2019 tarihlerinde Rusya-Afrika Zirvesi gerçekleştirildi. Tarihte bir ilk olan Birinci Rusya-Afrika Zirvesi’ne 43’ü en üst düzeyde olmak üzere toplam 54 Afrika ülkesi katıldı. Zirve kapsamında gerçekleşen fuarda Rusya ve Afrika ülkeleri arasında toplam değeri 12,5 milyar dolar olan 50’den fazla anlaşma imzalandı. Afrika kıtasının enerji sorunları ve ticari ilişkiler başta olmak üzere birçok konu ele alındı. Kıta boyunca pahalı nükleer santraller kurarak bu alandaki teknolojisini Afrika’ya ihraç etmeyi planlayan Moskova, Afrika ülkeleriyle askerî iş birliğini arttırma niyetinde olduğunu da bir kez daha dile getirme fırsatı buldu. Moskova, İslam Konferansı Örgütü’ne (İKÖ) gözlemci statüsünde üye. Bölgedeki Kara kıtadaki Rus nüfuzunun artışı, ABD etkisinin azalması ile aynı orantılı. Rusya lojistik merkezler yardımıyla dünya okyanuslarında donanmanın varlığını genişletmeyi hedefliyor Rusya Devlet Başkanı Putin, Rus donanmasının Sudan hükümetiyle bu ülkede bir lojistik merkezinin kurulmasına ilişkin anlaşma imzalama önerisini kabul etti. Rusya Sudan’daki deniz üssünde nükleer enerji ünitelerine sahip gemiler de olmak üzere, en fazla 300 personel kapasiteli 4 gemi bulundurabilecek. Rusya, Sudan hükümetine hava savunma sistemleri de dahil olmak üzere, üssün güvenliği için tüm askeri teçhizat ve silahları sağlayacak. Türkiye’nin de Sudan yönetiminin bilgisi ve onayı dahilinde askeri yapılanması mevcut. Mısır ve Rusya Deniz Kuvvetleri Karadeniz’de ‘Dostluk Köprüsü’ tatbikatı yapıyor Mısır Donanmasına ait savaş gemileri, askeri işbirliği olanaklarını artırmayı ve bölgede güvenlik ile istikrar çabalarını desteklemeyi hedefleyen ortak tatbikata katılmak üzere İskenderiye’deki deniz üssünden ayrıldı. Mısır Donanması’na ait savaş gemileri, Dostluk Köprüsü 2020 tatbikatı kapsamında Karadeniz’e ulaşmak için İstanbul ve Çanakkale Boğazı’ndan geçti. Rusya Karadeniz Filosu’na ait basın ofisi, Karadeniz’deki tatbikatların gerçek mühimmat ile yapılacağını duyurdu. “Rusya ve Mısır Donanması, denizde her türlü koruma ve savunmayı organize etmek için ortak karargahın komutası altında tedbirler uygulayacak, gemi kaynaklı silahlar kullanarak füze ve topçu ateşlemeleri gerçekleştirecekler” denildi. Tatbikatların denizde güvenlik ve istikrar için iki ülke arasındaki askeri işbirliğini güçlendirmeyi, geliştirmeyi ve denizcilik alanındaki çeşitli tehditleri engellemek için deneyim alışverişinin hedeflediği ifade edildi. Açıklamaya göre iki ülkenin ortak kuvvetleri ayrıca denizde ikmal tatbikatları yapacak, şüpheli gemileri teftiş edecek, batan bir gemiye yardım sağlayacak ve kurtarma girişimlerinde bulunacak. Rusya ve Mısır Donanmalarınca, 2015 yılından beri yapılan Dostluk Köprüsü tatbikatları Karadeniz’de ilk kez gerçekleştiriliyor. 17 Kasımda başlayan İki ülke donanmasının Dostluk Köprüsü 2020 tatbikatı, 24 Kasımda Novorossiysk’de sona erecek. Bu tatbikat, Mısır’ın Doğu Akdeniz'de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, ABD ve Fransa ile birlikte hareket eden Mısırın, bu Haçlı ittifakından ayrıldığı anlamına geliyor. Ne de olsa Memlük ruhu taşıyorlar! Uzun lafın kısası Moskova Ankara hattında enerji jeopolitiği üzerinden başlayan işbirliği, askeri alanda müttefikliğe dönüştü. Türkiye ve Rusya, Doğu Akdeniz'de, Suriye, Libya ve Dağlık Karabağ’da askeri müttefiktir. Avrasya, Ortadoğu ve Afrika coğrafyası bu askeri ittifakın tatbikat sahasıdır.