Yahudi hukuk düşüncesinin en cüretkâr fikri, vahyin bir kez indikten sonra artık göğe değil, yorumlayan topluluğa ait olduğudur. Bu fikir tek bir cümlede kristalleşir: Lo ba-şamayim hi — "O, gökte değildir." Ama bu cümlenin ardında, Talmud'un Gemara katmanında, birbirini tamamlayan ve birbirini sınırlayan iki hikâye durur. Biri otoritenin yüksekliğini, öteki ona meydan okumanın bedelini gösterir.
Birinci hikâye: Tanrı'yı yenen çocuklar
Bava Metzia 59b'deki Akhnai'nin Fırını anlatısında, Rabbi Eliezer bir hukukî meselede haklı olduğunu kanıtlamak için art arda mucizeler çağırır: keçiboynuzu ağacı kökünden sökülür, su geriye akar, duvarlar eğilir. Hahamların çoğunluğu hiçbirini delil saymaz. Sonunda semavî bir ses — bat kol — Eliezer'i onaylar. Ve işte o an Rabbi Yehoşua ayağa kalkıp Tesniye'den o cümleyi söyler: "O, gökte değildir."
Mantık şudur: Tora Sina'da verildiğine ve onun içinde "çoğunluğa uy" (Çıkış 23:2) yazdığına göre, artık semavî bir sese bile itibar edilmez; hüküm, yeryüzündeki âlimlerin çoğunluğunundur. Hikâyenin sonu şaşırtıcıdır: Yıllar sonra İlya peygambere o an Tanrı'nın ne yaptığı sorulduğunda, İlya "Kutsal Olan gülümsedi ve 'Çocuklarım beni yendi, çocuklarım beni yendi' dedi" diye cevap verir. Tanrı, kendi sesinin reddedilmesine öfkelenmez — sevinir. Çünkü verdiği hukuk artık o denli ciddiye alınmaktadır ki, ilâhî müdahaleye ihtiyaç kalmamıştır.
Bu, rabbinik yetkinin zirvesidir: yorumlama hakkı öyle bir yere konur ki, Tanrı bile sonradan müdahale edip "doğru cevap budur" diyemez.
İkinci hikâye: Bilgelerle alay etmenin bedeli
Aynı yetkinin gölge tarafı, Gittin 57a'daki bir başka anlatıda belirir — ve burası, tarihsel olarak en çok çarpıtılan, en hassas Talmud pasajlarından biridir; bu yüzden tam da metnin ne dediğini ve ne demediğini dikkatle ayırmak gerekir.
Hikâye, sonradan Yahudiliğe geçecek olan Onkelos'un, dönüşümünden önce ölüleri nekromansiyle çağırıp öteki dünyada ne hâlde olduklarını sormasını anlatır. Sırasıyla Titus, Bil'am ve —sansürsüz elyazmalarında— Yeshu ha-Notsri (Nâsıralı Yeshu) çağrılır. Her birine cezası sorulur; metin her birini, işledikleri kabul edilen günaha "ölçüye karşı ölçü" (midda ke-neged midda) ilkesiyle eşler. Çağrılan Yeshu figürüne cezası sorulduğunda, anlatı bunu "kaynar pislik içinde" diye verir ve gerekçeyi şöyle koyar: "Bilgelerin sözleriyle alay eden herkes kaynar pislikle cezalandırılır" — ve bu, onun günahıydı, çünkü bilgelerin sözleriyle alay etmişti.
İşte bu pasaj, ilk hikâyenin tam aynasıdır. Akhnai'de rabbinik söze boyun eğmek Tanrı'yı bile gülümseten bir zafer doğururken, burada rabbinik sözle alay etmek en aşağılayıcı ceza imgesiyle resmedilir. İki anlatı, aynı eksenin iki ucudur: bilgelerin yetkisini tanımak ve tanımamak.
Pasajı dürüstçe okumak: üç çekince
Bu metni fikir tarihi olarak ele alırken üç şeyi atlamamak gerekir, yoksa polemik tuzağına düşülür.
Birincisi, kimlik tartışması. Talmud'daki "Yeshu" figürünün tarihsel İsa olup olmadığı ciddi biçimde tartışmalıdır. Önemli bir akademik damar ve Yahudi savunucular, metnin muğlak olduğunu, "Yeshu" gibi adların başka figürlere işaret edebileceğini ya da sonradan eklenmiş olabileceğini, ve ortaçağ ile modern polemik bağlamlarının bu pasajın nasıl okunduğunu ve sansürlendiğini şekillendirdiğini savunur. Pek çok haham, Talmud'daki "Yeshu" anlatılarının kronolojik olarak (kimi zaman tarihsel İsa'dan yüz yıl önce ya da sonra) uymadığına işaret eder.
İkincisi, sansür ve restorasyon. Bu satırlar yüzyıllarca, Hristiyan baskısı ve zulüm korkusu nedeniyle Talmud'un basılı nüshalarından çıkarılmıştı; bugün ancak "restore edilmiş" ya da sansürsüz (Schottenstein gibi) baskılarda, çoğu zaman dipnotla bulunurlar. Yani metnin kendisi de bir çatışma tarihinin izini taşır.
Üçüncüsü, bağlamın ironisi. Çoğu zaman atlanan bir ayrıntı: aynı pasaj, çağrılan Yeshu figürünü Bil'am'la karşılaştırırken aslında ona görece olumlu bir rol biçer. Anlatının kapanışı şöyledir: İsrail'in günahkârları ile ulusların peygamberleri arasındaki farka bak: peygamber olan Bil'am İsrail'e kötülük dilerken, bir Yahudi günahkârı olan Nâsıralı Yeshu onların iyiliğini istedi. Yani pasaj, basit bir "hakaret" metni değil; içinde kendi ahlâkî hiyerarşisi olan, ironik ve katmanlı bir polemik anlatıdır.
İki hikâyenin ortak dersi
Bu iki anlatıyı yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan şey, salt "rabbiler güçlüdür" değildir. Daha incelikli bir fikirdir: vahyin yorumu yeryüzüne, insan aklının ve topluluğun eline emanet edilmiştir — ve bu emanet, hem en yüksek yetkiyi (Tanrı'yı bile geri adıma götüren) hem de en ağır sorumluluğu (o yetkiyle alay etmenin bedelini) beraberinde taşır
Ahmet İNCİ
Punto:
Dinle

