RAMAZAN ve TEFEKKÜR EDELİM
TEFEKKÜR, bir konu üzerine derin düşünerek zihinde soy ve yüksek bir düşünce üretiminde bulunmaktır.
Bilinen verilerden hareketle bilgiye ulaşma gücüne “FİKR”, bu gücün aklın perspektifiyle hareket etmesine ve işlev kazanmasına ise “TEFEKKÜR” denir.
TEFEKKÜR akıl ile yapılır. Akıl, insanın beş duyusuyla elde edilen verileri anlamlandıran, yorumlayan ve derinleştirerek yüksek düşünce (TEFEKKÜR) üreten bir yetidir.
Varlık bütün tezahürleriyle ve boyutlarıyla bir TEFEKKÜR alanıdır.
Kur’an insanları TEFEKKÜRE çağırır. Birçok ayet “Hiç düşünmez misiniz? Akletmez misiniz? İbret almaz mısınız?” TEFEKKÜR etmez misiniz? şeklinde bitmektedir.
İşte birkaç örnek:
“Onlar ki; ayaktayken, otururken ve yatar haldeyken Allah’ı anar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerine TEFEKKÜR ederler: “Rabbimiz! Bütün bunları anlamsız ve amaçsız yaratmadın derler (Ali İmran 2:190).”
“Allah o su sayesinde sizin için ekin(ler), zeytin ve hurma ağaçları, üzümler ve daha nice ürünler bitirir O. Unutmayın ki bütün bunlarda, TEFEKKÜR eden bir toplum için mutlaka alınacak bir ders vardır (Nahl 16:11).”
“Yine sizin için kendileriyle huzur bulasınız diye kendi türünüzden eşler yaratması, aranıza sevgi ve merhameti yerleştirmesi de O’nun kudret delillerinden biridir: Şüphesiz bütün bunlarda TEFEKKÜR eden bir topluluk için alınacak bir ders mutlaka vardır (Rum 30:21).”
TEFEKKÜR etme özelliği bütün mahlukat içinde kemal noktada sadece insana mahsustur. İnsan, TEFEKKÜR edebilmesi sayesinde diğer varlıklardan ayrılır.
Yüksek seviyede akletmek demek olan TEFEKKÜRE giden yolda insan sırasıyla şu basamakları geçer;
- TEZEKKÜR eder (Kur’an’ı hatırlar),
- TEDEBBÜR eder (Olayların arkasını da düşünür)
- TEAKKUL EDER (Olayları birbiriyle ilişkilendirir)
- TEFAKKUH eder (Bunlardan bir hüküm çıkartır)
- TEFEKKÜR eder (Sonunda yüksek, ince ve soy bir düşünce üretir)
Elimizde TEFEKKÜR edecek o kadar çok konu ve malzeme var ki… Üstelik ramazan ayındayız, midemizi değil, kafamızı devreye soktuğumuz günlerdeyiz.
Şimdi TEFEKKÜR zamanı… Sizleri bütün yoğunluğuyla akletmeye,
SPOR YAPIN
“Ne yani, insan, başıboş bırakılacağını ve dilediği gibi hareket edebileceğini mi sanıyor (Kıyamet 75:36)”
İnsan kafasına göre yaşayamaz, buna Yaratan izin vermez.
Buyurunuz… Meydan sizin…
ÖRÜMCEKLE TANIŞIN
NİÇİN ÖRÜMCEK?
Ben de size onu anlatmaya çalışıyorum.
İster sevin ister nefret edin, isterse de sadece tahammül edin, örümcekler çevremizdeki dünyanın bir parçası ve onlarla birlikte yaşamak zorundayız.
KUR’AN’DA ÖRÜMCEK SURESİ VAR (ANKEBUT)
“Allah’tan başkalarını sığınacak otorite edinen kimselerin durumu, ördüğü ağı ev edinen dişi örümceğin durumuna benzer. Ne ki evlerin en çürüğü, elbette örümcek ağıdır, keşke bunu kavrayabilselerdi (Ankebut 29:41).”
Örümceğin evine dokunduğunuzda hemen yıkılır.
“Ankebut” dişi örümcek demek ve ağı genelde dişi kuruyor. Dişi örümcek erkeğinden daha büyüktür.
Hayvanlar yuvalarını sıcaktan, soğuktan düşmanlardan vb. korunmak için inşa ederler. Oysa örümcek evini yok etmek ve düşmanlarını avlamak için inşa eder.
Çiftleştikten sonra dişisi genelde erkeğini yer. Örümceğin evinde kendi erkeği bile güvende değilse, orası en güvensiz yer demektir.
MORFOLOJİSİ
Tüm örümceklerin sekiz bacağı vardır ve neredeyse hepsinin iki sıra halinde sekiz gözü vardır.
Örümceklerin, hemolenf adı verilen bir sıvıyı açık bir dolaşım sistemi aracılığıyla pompalayan tüp şeklinde bir kalbi vardır. Örümceklerin gerçek kanı yoktur.
Çok büyük, çok küçük ve bu ikisi arasında birçok farklı boyutta olabilirler.
Dev avcı Tarantula Laos'ta, kuş yiyen Tarantula ise Güney Amerika'daki tropikal yağmur ormanlarında yaşıyor.
Dünyanın en küçük örümceği bir iğne ucuna rahatlıkla sığabilecek kadar küçüktür.
Hemen hemen tüm örümcekler zehirlidir, ancak neredeyse hiçbiri size zarar veremez. Dünyada bilinen 50.000 örümcek türünden sadece 25'inin zehri insanlara zarar verebilir. Bu, insanlara tehlikeli olan örümceklerin sadece %0,1'i demektir. Dahası örümcekler aslında sizi ısırmak istemezler. Bizler onların normal beslenme düzeninin bir parçası değiliz, bu yüzden insanları ancak son çare olarak ısırırlar.
ÇİĞNEYEMEZLER
Tüm örümcekler etçildir, ancak örümceklerin ısırma ve çiğnemeye yardımcı olan çeneleri yoktur. Önce avlarının üzerine veya içine enzimler "tükürerek" onu sıvılaştırırlar. Daha sonra, enzimlerin oluşturduğu sıvıları ağız parçalarıyla emerek avlarını yerler.
HEPSİ İPEK ÜRETİR, AMA HEPSİ AĞ ÖRMEZ
Örümcek ağı bir mimari ve geometrik şaheser kabul edilmesine rağmen çok zayıf bir binadır. Hafif bir rüzgârla yıkılır.
Tüm örümcekler ipek üretir; bu, bir örümceği örümcek yapan özelliklerden biridir. Ancak tüm örümcekler ağ örmez. Örümcek ağı, teknik olarak av yakalamak için kullanılan ipekten yapılmış herhangi bir yapıdır.
Ağ örmeyen örümcekler arasında ipek birçok farklı şekilde kullanılır; bazı örümcekler ipeklerinden yuva ve koza yaparken, bazıları da avlarını sarmak için ipek iplikleri kullanır.
İpek iplikler ayrıca, hareket ederken arkalarında sürüklenen sarkıt veya sabitleyici hatlar olarak da kullanılabilir. Örümcekler bazen ipeklerini yiyip yeni ipek üretmek için bile kullanırlar.
Onları kurtarmaya adanmış bir gün bile var; 14 Mart Ulusal Örümcekleri Koruma Günü…
ÖRÜMCEKLER NE İŞE YARAR
Örümcekler aslında ekosistemde, özellikle böceklerin avcıları olarak önemli bir rol oynarlar. Bu böcekleri avlamaları, popülasyonlarını kontrol altında tutmaya ve besin zincirlerini dengede tutmaya yardımcı olur.
Eve giren örümcek öldürülmez.
Onlar hastalık taşıyan böcekleri ortadan kaldırırlar. Afrika'da sivrisineklerin taşıdıkları hastalıklara karşı insanların en önemli yardımcılarından birisi, bu sivrisinekleri yakalayabilen örümcek çeşitleridir.
Örümcekler evdeki haşere kontrol ajanlarıdır.
Örümcekler, sinek ve hamam böceği gibi yaygın ev zararlılarıyla beslenerek böcek ilacı veya tuzaklara ihtiyaç duymadan sessiz ve verimli bir şekilde çalışan bir haşere kontrol hizmetçisidir.
Evinizde bulunmaları, hava kalitesinin de iyi olduğunun bir işareti olabilir, Eğer örümcekler evinizde rahatça yaşıyorsa, muhtemelen sağlıklı bir yaşam alanı sağladığınızın iyi bir işaretidir.
Çoğu örümcek bir ila iki yıl yaşar.
ÖRÜMCEK NEYİ SEMBOLİZE EDER?
Örümcekler kaderi, yazgıyı, yaratılış ve yıkım döngülerini ve dişil gücü simgeler. Ağ örme yetenekleri nedeniyle yaratıcılık, yanılsama, aldatma ve her şeyin birbirine bağlılığıyla da ilişkilendirilirler.
Örümcek, ruhsal ve içgüdüsel yönümüzü simgeler. Yaratma arzumuzu ve üremeyi de ifade eder. Örümcekler yalnız hayvanlardır, kendi başlarına yaşarlar ve beslenirler.
ÖRÜMCEKLERİN DÜNYAYA FAYDASI NEDİR?
Araştırmalar, örümceklerin dünya çapında yılda tahmini 400-800 milyon ton böcek tükettiğini gösteriyor. Bunu daha iyi anlamak için, tek bir örümceğin yılda yaklaşık 2.000 böcek yiyebileceğini, bunun da yaklaşık 6.000 pirinç tanesinin ağırlığına denk geldiğini düşünün. Bu gerçekten çok fazla böcek demek!
HİCRETTE MUHAMMED NEBİYE YARDIM ETTİ Mİ?
Etmedi.
Hicret esnasında Hz. Peygamber’in müşriklerin takibinden kurtulmak için Ebû Bekir’le birlikte girdiği Sevr mağarasının ağzını ağı ile kapatıp müşriklerin oradan uzaklaşmasını sağlaması hurafesi anlatılır. Halbuki Kur’an Allah’ın onları görünmez güçlerle koruduğunu söyler:
“Hani onlar mağaradaydı da (Elçi), arkadaşına “Üzülme, şüphesiz ki Allah bizimledir.” diyordu. (Bunun üzerine) Allah ona güven duygusu indirmiş, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile desteklemişti (Tövbe 9:40).”
SON SÖZ
Eflâtun’a izafe edilen bir sözde “Dünyada en hırslı yaratık sinek, en kanaatkâr yaratık ise örümcektir. Allah’ın en hırslı ve kararsız yaratığı en kanaatkâr olanına rızık yapması şaşılacak bir şeydir” denmektedir.
Sizi Rabbimizin vahyinde yer alan bir canla tanıştırmaya çalıştım. Onlar hakkında çok daha fazla bilgiyi kendiniz araştırın lütfen. Değişik bir şeyler bulursanız bana da gönderin.
ORUÇ GÜZELLİĞİ…
Güzeller güzeli şöyle tarif ederler "Gül yaprağı gibidir nüsha-i Kur'an arasında." Ne güzel değil mi?
Siz de güzeli ve güzelliği hayatınızın her alanına sokunuz. Zira;
Güzelliğin kaynağı, en güzel olan Allah’tır. Allah’ın her şeyi güzeldir, isimleri güzeldir (Esmai Hüsna). “Allah yarattığı her şeyi güzel yaratandır (Secde 32/7).”
Allah insanı güzel yaratmıştır: “Doğrusu, biz insanı en güzel bir surette yarattık (Tin 95:4).”
Allah’ın gönderdiği Resul güzeldir: “Usve Hasene: Güzel örnek” ve güzelliği öğütler: “Elbisenizi yıkayınız. Saçlarınızı düzeltiniz. Dişlerinizi misvaklayınız, güzel koku sürünüz. Tertemiz olmaya ve güzelleşmeye çalışınız.”
Sadaka vermek güzelliktir. Sadaka, Allah’a güzel borç vermektir (Karz-ı Hasen).
Sadaka; “Bir güzelin bir güzelliği En Güzel adına başka güzellerle paylaşmasıdır”.
İNSAN GÜZELDİR VE GÜZELLİK UZMANIDIR
Bu kısa hatırlatmalardan da anlaşılıyor ki, Allah, insanı güzel ve güzellikten, estetik ve sanattan anlayacak yeteneklerle donatmıştır. İnsan, doğuştan güzeli, güzelliği ve estetik olanı bilir.
ÖYLEYSE GÜZEL YAŞAYINIZ
Lütfen güzel yaşayınız! Güzel giyinip, güzel kokunuz ve etrafınıza sizden güzellik yayılsın. Aynada kendinizi beğeniniz. Size bakan karşısında güzel birini görsün. Kısaca güzellikleri hayatınıza sokunuz.
Bu; güzel olan Allah’ın sizlere yansımasıdır.
İYİ KOMŞU OL…
Kim komşu?
Apartmandaki sesini duydukların, yandaki apartmandakiler, mahalle, köyün tamamı, komşu köyler, komşu ilçeler… Herkes…
Kime ne kadar gücün yetiyorsa, o senin komşundur.
İnsanlıkta eşin, dinde kardeşin, mekânda ve zamanda yoldaşın.
İSLAM’DA KOMŞULUK
İşte Ayet:
“Anaya-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa iyilik edin (Nisa 4:36).”
ALLAH RESULÜNDEN KOMŞULUK ÖĞÜTLERİ:
“Cebrail bana komşu hakkını öyle anlattı ki, zannettim ki komşu komşuya mirasçı olacak”
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir?”
“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, komşusuna iyilik etsin.”
KOMŞULUK SORUMLULUĞU
Allah Resulü, “Her hangi bir mahallede bir kişi aç kalırsa, o mahalle Allah’ın korumasından düşer.” Görmedim, bilmiyorum yok. Yoksulu, muhtacı, yetimi, öksüzü arayıp bulacağız.
Şu ne harika bir tesbit: “Bir yerde bir kişi açlıktan ölecek olursa, orası halkının tümü ölenin katili sayılır ve ölenin diyeti onlardan tahsil edilir”
Zengin komşuya, fakir komşularını aç bırakması haramdır.
Komşularının aç kalması halinde, kendi yedikleri asla helal olmayacaktır.
Zekat ve fitre sadece ramazanda verilmez, 12 ay 7/24 verilir. Zekatın nispeti de 1/40 değildir, ihtiyaçtan fazlasıdır. Gücünün yettiği kadar vermektir.
KOMŞULUK CENNETİN REFERANSI
Allah Resulüne biri gelir ve sorar: “Ey Allah’ın Resulü! Bana öyle bir amel göster ki, onu yaptığım zaman cennete gireyim?”
“İyi ol, cennete girersin”.
“Ya Resulullah! İyi olduğumu nasıl bileceğim?
“ Komşularına sor. Eğer onlar senin iyi olduğunu söylerlerse, sen iyi bir kimsesin. Yok eğer, kötü olduğunu söylerlerse, o zaman sen kötü bir kimsesin.”
KOMŞULUK ADABI
Bütün komşularımıza, selamdan yardımlaşmaya kadar her türlü insani ilgi ve desteği göstermeliyiz.
Hastalanınca ziyaret etmek, hep yanında olmak, sevgi ve şefkat göstererek o sıkıntılı günlerinde destek olmak.
Kokusu komşunun evine gidecek bir yemek yapınca ona da bir miktar göndermek.
Meyve alınca komşuya da hediye etmek.
Karşılaştıkça ona selam verip hal ve hatır sormak.
Komşunun küçük çocuklarını sevmek, onlara kendi çocukların gibi özel ilgi göstermek, akşam eve gelirken onlara meyve, küçük çikolata, sakız vb. ikram etmek. Bu tarz davranışlar harika bir ilişkiye öncülük yapar.
Ara sıra komşuların kapılarını bir vesile ile çalıp, hal hatır sormak ve ihtiyaçlarını öğrenmek.
Onların ırkı, rengi, dini, milliyeti, inancı vb. özellikleri komşuluk ilişkisinde asla etkili olmamalıdır.
Aslında bütün dünya insanları birbirinin komşusudur.
Beni de komşuluğa kabul ediniz.
SAĞDUYU SAHİBİ OL…
Buna “Toplumsal Sağduyu” da diyebiliriz. İnsanlığın ortak iyi değerleri olan “Maruf’u” kabullenmek…
“Sağduyu veya Maruf” nedir? Birkaç tarif yapalım.
Sağduyu; “Genelde evrensel olan ve çok düşünmeden veya tartışmadan edinilen bilgi, yargı ve zevktir".
Sağduyu; “Doğru, akla uygun yargılar verme yeteneği, aklıselim, hissiselimdir”.
Sağduyu; “Doğru ile yanlışı birbirinden ayırma işleminde, sağlam, ihtiyatlı ve zekice yargılama ve karar verme konusunda güvenilir bir yetenektir”.
Toplumsal (Ortak) Sağduyu ise;
“Doğuştan gelen ve herkesçe aynı biçimde duyulanı dile getiren ortak duyuştur.”
BİR TOPLUMSAL SAĞDUYU ÖRNEĞİ:
Yeni Zelanda’da 2019’da 50 kişinin öldüğü cami bombalanmasından sonra, cemaatle namaz kılınırken cami içinde ve dışında nöbet tutan ateist ve Hristiyan Yeni Zelandalı kadınlar “Toplumsal Sağduyu” örneğidir.
TOPLUMSAL SAĞDUYU SAHİBİ ÜLKE ÖRNEĞİ: İSPANYA
İspanya’nın Avrupa Parlamentosu Üyesi IRENE MONTERO:
"İran'ın nükleer silahları olduğunu söylüyorlar. Irak için de söylemişlerdi. Ama nükleer silahları olan İsrail."
"ABD, nükleer bomba atan tek ülke. Bugün, İsrail ve ABD insanlık için en büyük tehdittir."
"İran'ın bombalanması ve yaptırımlar kadınlara özgürlük getirmez. Trump'a petrol getirir. Trump 21. yüzyılın H*tler'idir. ABD tecrit edilmelidir. Biraz onurunuz olsun."
İspanya Başbakanı PEDRO SANCHEZ de:
“ABD ve İsrail’in saldırılarını şiddetle kınıyor ve kabul etmiyoruz. Savaş uçaklarınızı üslerimizden çekin”.
Kararın hemen ardından ABD'nin İspanya'daki üslerinde bulunan stratejik tanker uçakları acilen İngiltere'ye kaydırıldı.
Pedro Sanchez Gazze için de şunları söylemişti:
''İspanya'nın nükleer bombaları, uçak gemileri veya büyük petrol rezervleri yok. İsrail saldırısını tek başımıza durduramayız. Ancak bu, mücadeleyi bırakacağımız anlamına gelmiyor. Çünkü tek başımıza kazanamasak bile uğruna savaşmaya değer davalar var.''
Buyurun! Sağduyu, Toplumsal Sağduyu ve Maruf üzerinde beyin jimnastiği yapın. Sonuçları bana da gönderin.
KİTAP OKU: İNSAN OKUR
Oku ve Bil
“Bil ki, Allah’tan başka ilah yoktur (Muhammed 47:19)”.
Rabbimiz! “inan ki” demiyorsun, “bil ki” diyorsun.
“Bil” demek aynı zamanda iman et demektir. Bilen iman eder ve ilim iman olmuş oluyor. Bilgi ile imanı eşitliyorsun.
Bilmeden inanıyorsanız, inanmıyorsunuz.
O BİZE; “OKU” DEMİŞTİ
“Oku yaratan Rabbin adına (Alak: 96:1).”
Allah emrediyor, ancak ülkenin eğitim sistemi okumamızı istemiyor.
İşte ispatı:
- Türkiye'de kişi başına 8,1 kitap düşüyor ve her yıl azalıyor.
- Her 100 kişiden sadece 4 kişi kitap okuyor.
- Kitap okumak Türk insanının ihtiyaç listesinde 235. sırada.
- Kitap okumaya ayrılan süre günde ortalama sadece 1 dakika.
- Kitap okunması gelişmiş ülkelerde %10-20 iken, Türkiye'de %0,1
- O ülkelerde kitaplar 100.000 tirajla basılırken, Türkiye'de 2500.
- Çocuklara kitap hediye edilmesinde 180 ülke içerisinde 140.sıradayız.
Bu rezillik ancak, planlı bir okumama-okutmama çabasıyla mümkün olabilir.
RAHMAN; “ÖNCE KUR’AN’I ÖĞRETTİM” DİYOR
“O Rahman! Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Kur’an’la kendini ifade etmeyi öğretti (Rahman: 55:1-4).”
Rahman’ın metodu ıska geçildi. Allah ile inatlaşıp, dediklerinin tam tersi yapılıyor.
Sonuç: Okumayan, öğrenmeyen, gelişmeyen, değişmeyen bir toplum.
İŞTE NURETTİN TOPÇU’NUN TESBİTİ:
“Ahlaksızlığın ummanı olan bu Şark’ı yaşadıkça tanıyorum.
Burada insanı fenerle arayanlar yanılmamışlar.
“Müslümanız” diyen insan yığını yok mu? Onlar Şark’ın en aşağı tabakasını temsil ediyor. Müslümanlık; yaşanan şekliyle Müslümanlık, Şark’ı bitirmiş. Buraya artık ne ilim girer, ne ahlak, ne de Allah uzanır bunlara. Bunların önce her şeyi bırakıp, insanlık devrine girmeleri lazım"
GÖRMÜYOR MUSUNUZ?
Allah aşkına sizin niyetiniz ne? Fark etmediniz mi hala? Akılsız, bilgisiz, okumamış, cahil ve haşhaşin tiplerden insan çıkmaz, insanlık düşmanı çıkar ve önce sizi yer: Örnek FETÖ…
TEKLİFİM: ONLARA İNAT OKUYUNUZ!
Okumak kaliteli olmaktır.
Cebinizde ve çantanızda mutlaka kitap bulundurunuz. Her fırsatta hemen kitabınızı açınız ve okuyunuz. Aydın, entelektüel olunuz; önce kendinizi, sonra etrafınızı bilginizle aydınlatınız.
Ayrıca Allah’a da güç gider bu cehaletiniz: “Ne yani, insanoğlu başıboş bırakılacağını mı sanıyor?" (Kıyamet: 75:36).”
BİR ÖRNEK: LAVOİSİER (Lavazye) (Fransız Kimyacı 1743-1794),
İhtilalcilere boyun eğmediği için mahkemeye çıkartıldı. Aynı gün ölüme mahkûm edildi ve giyotinle kafası kesilerek idamına karar verildi.
Lavoisier, boynunun vurulmasını beklerken kitap okuyordu.
Cellat, onu giyotine götürmek için yanına geldiğinde Lavoisier, nerede kaldığını unutmamak için okuduğu kitabın arasına bir kitap ayracı koymuştu…
Ve Lavoisier son nefeste bile okumuştu.
Oysaki Rabbimiz “OKU” diye bize demişti, son vahyin ilk mesajında.
Haydi O'nun öğüdünü tutalım. Okuyalım...
OKUNACAK KİTAP LİSTESİ (İlk 10 kitap)
1. Bilgelik kitabı Tolstoy
2. Siyer Mehmet Azimli
3. Suyu arayan adam Şevket Süreyya Aydemir
4. Sokrat’ın savunması Sokrat
5. İmamlar ve sultanlar Mustafa İslamoğlu
6. Nehcül Belaga Halife Ali
7. Sapiens Harari
8. Hangi Atatürk Atilla ilhan
9. Ruh adam Atsız
10. Kendime düşünceler Marcus Aurelius
ZİHİN DETOKSU YAPIN (Zihin Arındırması)
Vücut detoksunu biliyorsunuz.
Vücut detoksu; özel ürünler kullanarak, oruç tutarak, saunaya girerek veya belirli bir diyet izleyerek vücudu toksinlerden arındırmayı veya kilo vermeyi amaçlayan uygulamadır.
Zihin detoksu ise, değişik eylemlerle beynimizin tertemiz ve taptaze bir hale getirilmesidir.
ZİHİN DETOKSU KENDİNE DÖNME ZAMANIDIR
Zihinsel detoks bir lüks değil, bir ihtiyaçtır. Tıpkı bedenin suya, kalbin sevgiye ihtiyaç duyduğu gibi...
Zihin de zaman zaman arınmaya, hafiflemeye, susmaya ihtiyaç duyar. Çünkü dolu bir zihin, duyamaz. Koşan bir zihin, hissedemez. Yorgun bir zihin, aşka bile kapalı kalır.
Kendine bir iyilik yap. Hayatın gürültüsünü biraz kısmayı dene. Kendine dönmeden hiçbir yere varılmaz. Ve asıl dönüş, dışa değil... içe doğrudur.
NE ZAMAN VE NE SIKLIKLA DETOKS YAPMALI?
Arındırma işlemi; bir şey sizi rahatsız ettiğinde, canınızı sıktığında veya kendinizi kötü hissettiğinizde yapılır. Birkaç örnek verelim:
- Hayattaki her şey sizi sıkmaya başladıysa,
- Önceden keyif aldıklarınızdan bile zevk alamıyorsanız,
- Kendinizi artık değerli görmüyorsanız,
- Bitmek bilmeyen ruhsal ve fiziksel yorgunluk duyuyorsanız,
- Göz ve baş ağrıları oluyorsa,
- En önemlisi unutkanlık da baş gösteriyorsa zihin detoksuna hazırsınız demektir.
ALINACAK TEDBİRLER
Zihin detoksu için bir dizi işlem uygulanabilir. Siz bunlardan uygun olanlarını seçin:
İşi işte bırakın, aynı anda her şeye yetişmeye çalışmayın, kendinizi suçlamayın,
Kötü senaryoların sizi korkutmasına izin vermeyin,
Kısa sürelerde çevrenizden uzaklaşıp kendinize odaklanın,
Dinlendirici, rahatlatıcı müzikler dinleyin,
Yeni meşgaleler bulun, daha çok sosyalleşip yeni insanlar tanıyın,
Herkese söz vermeyin, kahramanlık edip her işte sorumluluk almayın.
UYKUYA HAYATINIZDA YER AÇIN
Daha iyi uyuyun. Beyninizi boşaltmak için uyku önemli. Beyindeki bir dizi kanal, gün boyu beyin omurilik sıvısında biriken metabolik atıkları filtreliyor. Bu işlem çok fazla enerji gerektirdiğinden ancak beyin uykudayken yapılabiliyor. Ama siz yeteri kadar uyumazsanız biriken atıklar bilişsel becerileri, davranışları ve karar verme yeteneğinizi bile etkiler.
DEĞİŞİN, GELİŞİN, ŞÜKREDİN…
Değişimi başlatın, olumlu yönlerinizin farkına varın, hayaller ve hedefler belirleyin.
Bu konuda kendiniz de araştırmalar yapın. Farklı bilgi elde ederseniz lütfen bana da yollayın.
VE ALLAH’A SIĞININ
Sığınırım deyip geçmeyin, gerçekten sığının. Allah’ın kendisine sığınan birisine yardım ve destek vereceğinden %100 kesinlikle emin olun.
Her gece sığınma sureleri olan Felak ve Nas surelerini Türkçesinden çok iyi anlayarak okuyun. Surelerin sahibi dostunuz ve sizi çok seven Rabbimizle konuşun, dertleşin, sohbet edin. O’nunla anılarınız olsun. Bu anıları biriktirin. İki dünyada da lazım olacak…
SPOR YAPIN
“Ne yani, insan, başıboş bırakılacağını ve dilediği gibi hareket edebileceğini mi sanıyor (Kıyamet 75:36)”
İnsan kafasına göre yaşayamaz, buna Yaratan izin vermez.
TEMBELLİK, EMEKLİLİK, YA DA YAŞLANMAK
Yaşlanma bedensel bozulmadır. Biyolojik olarak emeklilik ve yaşlanma yoktur; gelişme ve bozulma vardır. Kuranda iki kelime hiç geçmez: Emeklilik ve tatil.
Çalışmazsan tembellik yaparsan vücudun bozulur. Tedbirini alırsan, dikkat edersen bedensel bozulma da yaşlanma da önlenebilir. Hatta yaşlanma son derece yavaş, sorunsuz ve zarif bir süreç olabilir.
Yaşlanıp ölmek; buna normal hayat diyorlar. Ancak, bu normal değildir.
Allah insan vücudunu hazır yiyecekler yesin, TV ve PC başında tembellik etsin, kahvede saatler boyu taş ve iskambil kâğıt-briç oynasın diye yaratmadı.
Ayrıca insan emekli olarak hayattan ve üretimden kopmak, yalnız yaşamak, sosyal bağlardan yoksun kalmak ve uzun tatiller yapmak için de yaratılmadı. İnsan, yeryüzü halifesi olarak atandı (yaratıldı değil). Yaratılış anlamına uygun yaşamak zorundadır.
OLUŞ VE BOZULUŞ
Allah insanı atadı; bu oluştur. Amacına uygun yaşamazsa, ortada yaratılış amacı kalmaz; bu da bozuluştur.
Hareketsizlik bozulmayı tetikleyen en önemli faktördür. Hayata boş verenin sinirleri de, kasları da, kemikleri, damarları ve beyni de bozulur.
Bu aylaklığa bir de bolluğun getirdiği sağlıksız ve aşırı yemeği ekleyin: İntihar budur.
Çözüm: hareket, yani egzersiz.
EGZERSİZ (KOŞU BANDI, BİSİKLET, YÜZME, HIZLI TEMPOLU YÜRÜME)
Modern hayatta, ev iş arasında mekik dokuyan, bütün gün stres altında kalan ve hiç hareket etmeyen insan, hemen egzersize başlamalı. Yoksa vücutta bulunan 660 tane kas tembellikten eriyip yok olacaktır. Sonrası, yamuk bir vücut.
Haftada altı gün birer saat egzersiz yapılmalı, bunun 2 veya 3 gününü ağırlık çalışması teşkil etmeli. Egzersiz yapmamak, günde iki paket sigara içmek demektir.
Egzersizle, bağışlık sisteminin güçlenir, kilo verilir, insülin dengeye kavuşur, vücut yağları yakılır, cinsel aktivite, kalp krizi, felç, hipertansiyon, Alzheimer, şeker, mafsal iltihabı kontrol altına alınır.
Hücrelere Mitokondri eklenir Mitokondriler, vücudun olağanüstü hal memurlarıdır ve sadece anadan geçen özel enerji santralleridir.
Her egzersiz vücuda yeni kılcal damarlar hediye eder.
HER ŞEY DOLAŞIMLA İLGİLİ
Kalp krizi, kalbin iflas etmesi değil, kalp atardamarlarının iflasıdır. Atardamarlar bloke olur, insan ölür.
Egzersiz kalbe değil, dolaşım sistemine çok katkı sağlar. Hayat boyunca hiç durmadan 4 milyar kere atan kalp kolay bozulmaz, bozulan atardamarlardır ve kalp ameliyatında bu damarlar değiştirilir.
Problem, beyine giden damarlarda olursa, felç ve bunamaya yol açar.
Egzersiz her şeyi çözer mi? Elbette değil, ama %70 çözer. Müthiş bir ilaç değil mi?
Hareket edilmediği takdirde dolaşım halindeki kanın sadece %20’si kaslardan geçer. Egzersizle bu %80’lere kadar çıkar. Hareketle, kan tepeden tırnağa vücudun tamamına hayat götürür. Kalbinizden prostatınıza, bütün eklemler yenileyen ve tamir eden proteinlerle dolar taşar, beyin gençleşir, vücudu sağlık ve mutluluk kaplar. Bünyeyi rahatlık ve iyimserlik doldurur.
Egzersizin yaşı başı ve cinsiyeti olmaz. Herkes yapmalı; 80 veya 90 hiç fark etmez.
Günde bir saat egzersizle bedene bahar gelecektir. Ve önümüzdeki onlarca yılı, ince, formda, çevik, enerjik, dinç, sağlıklı ve iyimser bir insan olarak geçireceğiz.
Ya da, yaşlanacaksınız. Seçim sizin.
ECELE KARŞI MI GELECEĞİZ?
Ecel Allah’ın takvim yaprağına not düşürerek Azrail meleğe verdiği saati ve zamanı belli bir süreç değildir. Allah eceli kurallara bağlamıştır. Ecel, egzersiz yapmakla geciktirilebilir.
Ayrıca Kur’an’da Azrail melekten de bahsedilmez; ölüm meleklerinden söz edilir. Onlar da eceli, dolaşım, solunum ve sinir sistemine göre yazarlar.
Türkiye'de son 30 yılda ortalama ömür 15 sene uzadı.
Buyurun ecelinizi değiştiriniz!
Egzersiz yoksa, yolunuz açık kalp ameliyatına düşer. Allah korusun.
AĞIRLIK KALDIRINIZ!
Kemikleriniz, eklemleriniz ve kaslarınız spor yapmazsanız erirler, yok olurlar. Kemiklerin arasındaki akışkan sıvı kurur. Ağırlıkla bunlar ortadan kalkar ve spor sonrası duyulan acılar mutluluk acılarıdır, insana hayatın yaşamaya değer olduğunu anlatır.
Aerobik egzersizler hayatınızı kurtarır, kuvvet egzersizleri hayatınızı yaşamaya değer kılar.
SU İÇİN
Günde 8 bardak su (toplam 2 litre) için. Sabah kalkınca bir, yatarken 1, 3 de yemeklerde, etti 5 bardak. Kalan 3’ü de kendiniz dağıtın.
Aslında Damat Mustafa’ya (Dr.) ne zaman bir şikâyette bulunsam, “su iç baba” diyor. Her şeye ilaç su. Başın mı ağrıyor iki bardak su iç, yarım saat bekle. Sırtın mı ağrıyor su iç yarım saat bekle, canın mı sıkılıyor iki bardak su. Galiba Mustafa başka ilaç bilmiyor:)
DİYET Mİ, BESLENMEYE DİKKAT Mİ?
Sağlıklı beslenme diyet ve zayıflamadan daha önemli.
Mutlaka kalori hesabı yapın. Ayaküstü (fastfood) tarzı yiyeceklere hiç bakmayın. Rafine undan yapılmış her şeyi, rafine yağlar, patates kızartması, patates püresi, nişasta, makarna, pirinç pilavını haytanızdan çıkartın.
Rafine tuzun ve şekerin baş belası bir zehir olduğunu bilin.
Kola benzeri içecekleri kapıdan sokmayın.
Kısacası abur cubur yemeyin.
Elbette yağ yiyin, tereyağı ve soğuk sızma zeytinyağından başka yağ yemeyin. Balıkla beslenmeyi hayatınıza sokun.
Porsiyonlarınızı ufaltın. O kadar yemek size lazım değil ki. Harcadığınızdan fazla kalori başınıza bela olacaktır.
UYKU
Uykunuzu yönetin. Erken yatın, erken kalkın. Saat 22.00’den sonraki geciken uykunun telafisi iki, üç ve dört katı olacaktır.
KENDİNİ BİR ŞEYLERE ADA
“ Sen Ey ağır yük yüklenen Nebi! Gece kalk, vahyi oku, Allah’ın adını an, bütün varlığını O’na ada, kendine yalnızca O’nu vekil kıl, sabırla diren, gerekirse güzellikle uzaklaş, sonra onları bana bırak ve biraz da mühlet ver (Müzzemmil 73/1-11).”
Kendine bir amaç edin, diğer insanlarla ilişki kur. Salih amel budur; ahirette puanı yüksek olan amel. İslamiyet ibadet dini değildir, ubudiyet dinidir. Takva da budur, sorumluluk bilinci; kendini adama, vakfetme.
Sana yaşadığını hissettiren amaçların ve sevdiğin insanlar olsun.
Aksi halde ölürsün. Aslında bunlar yoksa yaşamamanın da fazla anlamı olmaz ya.
Şişmanlamak benim genetiğimde var diye uydurma! Genlerin etkisi %20’nin altındadır.
HAYATINIZIN KONTROLÜNÜ ELİNİZE ALIN
Hayatı önemseyin, hayat umurunuzda olsun.
Kaderinizi kendiniz yapın: yeryüzünden sorumlu olduğunuzu unutmayın. Her an yeni projeler hazırlayın.
SONUÇ
Normal yaşlanma normal değildir. Her yıl gittikçe gençleşebilirsiniz. Sporu mutlaka yapılması gereken bir iş olarak görünüz.
Yeryüzüne gerçek halife olunuz; tarihin yatağını yapan, izi olan izlenen ve avazeyi bu âleme Davud gibi salan.
Yufka vücutlularla halifelik yapılmaz (Karlı dağlar zaten aşılmaz).
Ankara, 07 Mart 2026
Prof. Dr. Orhan Arslan

