Piyasalar

"PKK FESHEDİLMEMİŞ SADECE İSMİ DEĞİŞECEKMİŞ"….

Punto:

DEM Parti İmralı heyeti, bebek katili Abdullah Öcalan ile görüşmeye İmralı tatil adasına giderken  PKK/KCK yürütme konseyi üyesi terörist Zübeyir Aydar’ın  Barzani ailesi güdümündeki Rudaw haber sitesi ile yaptığı özel röportajı okuyordum. Yazının başlığını da okuduklarımdan öğrendiklerim yüzünden öyle attım!..
Önce, Zübeyir Aydar’ın kim olduğunu kısaca hatırlatalım. ‘’En çok aranan teröristler’’ listesinde yer alan Zübeyir Aydar, Oslo’da MİT ile PKK temsilcileri arasında gerçekleşen görüşmelerde  yer aldı. Türkiye’de 1991 yılında yapılan genel seçimlerde SHP listelerinden 19. Dönem Siirt milletvekili olarak seçilip, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) girdi. Aynı sene içerisinde Demokrasi Partisi'ne (DEP) geçen Zübeyir Aydar, DEP milletvekilleri Orhan Doğan, Leyla Zana, Ahmet Türk, Hatip Dicle, Mahmut Alınak ve Sırrı Sakık’ın dokunulmazlıklarının kaldırılıp, cezaevine girmelerinin ardından 1994 yılında Türkiye’yi terk ederek; İsviçre’ye sığındı. Şu anda Belçika’da olduğu söyleniyor.  Aydar, PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın önerisiyle Kongra-Gel’in genel başkanlığına da  getirilmişti.

Zübeyir Aydar,  PKK’nın feshedilmediğini,  varlığını sürdürdüğünü, sadece yeni yapılanmasına ve isminin karar aşamasında olduğunu söylüyor.  Aydar “o an için yeni bir karar alınmadığı"ndan  PKK’nın feshedildiği ifadesinin kullanıldığına dikkat çekiyor.
Terörist Aydar’ın ifşa ettiği o kadar çok şey var ki… Öcalan’ın İmralı’da serbestçe dolaşıp çalışmasına “evet” denmiş ama henüz gerçekleşmemiş. Türkiye’nin  PKK’nın Suriye uzantısı SDG’ye silah bırakması  diye bir şartı yokmuş…Küstah Zübeyir Aydar, kendinden o kadar emin ki, Türkiye’ye Irak modeli de öneriyor!..
*** 
En iyisi lafı uzatmadan terörist Zübeyir Aydar’ın özel röportajından Rudaw’a yansıyan bazı bölümlere yer verelim;

-KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, Rûdaw'a yaptığı açıklamada, sürecin başarısı için Abdullah Öcalan'ın serbestçe çalışabilmesi ve Kürtlerin anayasal olarak tanınması gerektiğini vurguladı. Aydar, "Söylemimizi değiştirdik, şimdi sıra karşı tarafta" diyerek topu Ankara'ya attı.
DSG'nin silah bırakmasının ise Türkiye'deki sürecin bir şartı olmadığını vurgulayan Aydar, Kürdistan Bölgesi yönetiminden de sürece daha güçlü destek beklediklerini ifade etti. Aydar, 2026 Newroz'unu Diyarbakır'da kutlama umudunu dile getirdi.

-Aydar, PKK'nin son açıklamalarında kendisini "Özgür Hareket Yönetimi" olarak isimlendirmesi ve KCK'nin varlığının devam edip etmediği yönündeki bir soruya şu yanıtı verdi:
"Aslında KCK adı uzun zamandır varlığını sürdürüyor. PKK de, diğer tüm yapılar da. Hatta kendilerini sıkça 'Kürdistan Özgürlük Hareketi' olarak tanımlıyorlar. Yani bu yeni bir durum değil, geçmişte de sıkça kullanılmıştı. Ancak şimdi, PKK'nin feshedilmesinden sonra, hareket yeni bir arayış içinde. Toplantılar yapılıyor, tartışmalar yürütülüyor; nasıl bir isimle, yeni döneme uygun nasıl bir örgütlenme kurulabilir diye. Henüz nihai bir karara varılmadığı için, arkadaşlarımız o an için bu ifadeyi uygun görmüş ve kullanmışlar."

PKK'nin "Soğuk Savaş döneminin savaş koşullarına göre" kurulduğunu belirten Aydar, "Şimdi ise dönem değişti. Yeni dönemin gerekliliklerine uygun olarak örgütlenme de değişiyor. Dolayısıyla, yeni bir isim ve yeni bir formla toplumun karşısına çıkmamız muhtemel" diye ekledi.

Zübeyir Aydar, yeni örgütlenmenin ismi üzerinde de bir tartışma yürütüldüğünü ifade etti.

-Avrupa'da iki yıldır "Öcalan'ın özgürlüğü" için kampanya yürüttüklerini aktaran Aydar, İmralı'da "tecridin devam ettiğini" söyledi. Aydar, şu ifadeleri kullandı:
"Sayın Öcalan hâlâ orada, tek başına. Evet, birkaç kez heyetler gitti, ailesi ziyaret etti ama her şey çok sıkı bir prosedür içinde devam ediyor. Bu haliyle durum tecrittir. Örneğin, hala medyayla konuşamıyor, heyetleri kabul edemiyor, arkadaşlarını ağırlayamıyor. Asıl mesele şu ki, barış ve diyalog sürecinin yaşandığı bir süreçte, kendisinin serbestçe hareket edebilmesi lazım. Kiminle isterse iletişim kurabilmeli. Medyayla konuşmak isterse konuşabilmeli. Arkadaşları yanında bulunmalı, bir sekreteryası olmalı. Tek bir kişi bu kadar büyük bir işi yürütemez. Bir heyetle, bir sekreterya ve kendi ilişkileriyle bu işi yapabilmeli. Yani aslında karar verilmişti, İmralı'da serbest olmalıydı, misafirleri kabul edebilmeliydi. Şimdiye kadar 'evet' dediler ama henüz gerçekleştirmediler."

-Aydar, devletten beklentilerinin "daha büyük" olduğunu vurgulayarak, bu beklentileri şöyle dile getirdi:

"Heyet Başkan Apo'yla görüşüyor ama serbestçe hareket edebilmesi lazım. O da 'bu süreci ben kendim yürütebilirim' dedi. Bu önemli bir adım. Komisyon kuruldu, Türkiye meclisinde yüz yıldır ilk kez böyle bir şey oluyor, bu önemli. Ama çok yavaş çalışıyor. Komisyonun şimdi Türk tarafıyla oturması lazım, ama Kürt tarafıyla da oturması lazım. Başkan Apo'nun yanına gidip görüşmesi lazım. Bahçeli 'meclise gelsin' demişti. Normaldir, meclise gelmeliydi, ama gelmediyse İmralı'ya gitsinler, dinlesinler. Biz karşı değiliz. Aslında daha erken gitmeleri gerekiyordu, umarız en kısa zamanda giderler ve Başkan Apo'yu kapsamlı bir şekilde dinlerler.
Tüm bunlar için zemin hazırlanmalı, temel adımlar bundan sonra. Yasaların ve anayasanın değişmesi lazım. Sadece 'Kürtler var' demek yetmez. Kürtler hukukta yer almalı. Anayasada Kürtler ülkenin bir milleti olarak kabul edilmeli. Kürtlerin tüm hakları da tanınmalı. Kürtler kendi dillerinde eğitim görebilmeli, Kürtçe resmi bir statüye kavuşmalı. Kürtler kendilerini yönetebilmeli, serbestçe örgütlenebilmeli ve siyaset yapabilmeli. Adı ne olursa olsun, kendi yöneticilerini seçebilmeli ve kendilerini yönetebilmeliler. Bunların hepsi tartışılacak."

Bahsettiği beklentilere dair örneklerin de bulunduğunu vurgulayan Aydar, "Irak örneği var. Her şey aynı olmak zorunda değil, ama orada da Kürtler anayasada var. Sorunların çözüldüğü başka ülkelerin örnekleri de var. Bunlardan faydalanabiliriz ve o ülkede (Türkiye'de) biz de özgürce yaşayabilir, kendimizi yönetebilir ve kendi dilimizi ve kültürümüzü yaşayabiliriz," dedi.
-İktidar, Öcalan'ın çağrısının Rojava'yı da kapsadığını ve Demokratik Suriye Güçleri'nin (DSG) de silah bırakması gerektiğini söylüyor. PKK'nin üst düzey yöneticilerinden Cemil Bayık, geçtiğimiz gün, sürecin "DSG ile ilgili olmadığını" belirtmişti.

Zübeyir Aydar, konu hakkındaki soruya, "Hayır, (DSG) sürecin bir parçası değil, ama birbirlerini etkiliyorlar. Tüm Kürdistan birbirini etkiliyor. Kuzey'de olanlar Güney'i, Doğu'yu ve Rojava'yı da etkiliyor, ama Rojava'yı daha çok etkiliyor" yanıtını verdi.

Türkiye'deki "projenin başarısı için DSG'nin de silah bırakması" gibi bir şart veya koşul olmadığını vurgulayan Aydar, şöyle devam etti:

"Bunları birbirine bağlayamazsınız, bu haksızlık olur. Suriye'de diğer bileşenlerin, Alevilerin ve Dürzilerin başına gelenleri görüyoruz. Kim Kürtlerin de başına böyle bir şey gelmeyeceğini ve Kürtlerin kendilerini orada korumaması gerektiğini söyleyebilir? Eğer samimiysek, anlaşmalıyız. Şimdi Türklerin bir sorunu var; Türkiye dışındaki Türkler. Kürtlerin de bir sorunu var; Kuzey Kürdistan dışındaki Kürtler. Onlar nasıl Kıbrıs Türklerine yaklaşıyorlarsa, biz de aynı politikayla Rojava, Güney ve Doğu Kürtlerine birlikte yaklaşmak istiyoruz. Kıbrıs için her şeyi yapıyorlar, yüz bin Türk orada. Eğer anlaşırsak, Kuzey Kürtleri de, Rojava ve Güney Kürtleri de dost olurlar. Kürtler ve Türkler, bahsettikleri bin yıllık kardeşliği yeniden inşa etmeliler."

-Zübeyir Aydar, "Avrupa'dan heyetin İmralı'ya gideceği" yönünde bir bilgiye sahip olmadıklarını ancak "olsa da şaşırtıcı olmayacağını, hatta gerekli olduğunu" söyledi.

Aydar, "Biz bu konuda toplantılar yapıyoruz, çabalıyoruz, ama şu an planlanmış bir şey yok. Henüz öyle bir zemin oluşmadı. Eğer durum o aşamaya gelirse istiyoruz, gideriz," dedi.

Avrupa'dan birçok kişinin İmralı'ya gitmek için resmi olarak Adalet Bakanlığı'na başvurduklarını belirten Aydar, "Türkiye devleti şimdiye kadar ne evet, ne de hayır, yanıtı vermedi" diye ekledi.

Ahmet TAKAN