Önceki yazımda “Korku kültürünü” değerlendirmiştim. Okumayanların okumalarını öneririm.
Bu yazıda ise “çıkar kültürü” konusuna yer vereceğim.
Çok sık “insanlar çıkarına bakar” bazen de “ben çıkarıma bakarım” sözlerine rastlamaktayım.
Küçüklüğümüzde çıkarına bakmak biraz ayıp karşılanır ve daha çok “ortak yarara” dikkat
çekilirdi. Bu “amme menfaati” olarak adlandırılır. Amme menfaati (kamu yararı); devletin
gereksinimlerine cevap veren ve bu ihtiyaçları karşılayan; topluma yarar sağlayan değerler
bütünü olarak açıklanmaktadır. Böylece fayda toplumun tümüne yayıldığında, tüm toplumun
ortak çıkarına hizmet edileceği varsayılmaktadır.
Çıkar odaklı yaklaşım ise sadece şahsi yarar gözetilerek elde edilen kazanç olarak
açıklanmaktadır. Çıkarına bakmak/gözetmek; yalnızca kendini ve kendi durumunu gözeterek
davranmak anlamındadır. Çıkar sağlamaktır. Bu durum faydacı (pragmatizm) değil olsa olsa
fırsatçılıktır.
Fırsatçı
TDK Büyük Sözlük’te oportünist (Fırsatcı) duruma göre davranan, içinde bulunduğu şartları
değerlendirmeyi bilen kimse olarak açıklanmaktadır. Bu biraz kapalı bir tanımdır. Daha açık
fırsatçı (opportunist) kendisine kişisel olarak yardımcı olacak herhangi bir durumdan
yararlanan kişi; her durumda hiçbir kuralı dikkate almadan güç veya avantaj elde etmeye
çalışan kişi olarak tanımlanabilir. TDK’a göre “fırsat düşkünü” kötülük yapmak için fırsat
kollayan (kimse) anlamındadır.
Kamu yararı yerine şahsi çıkarların öncelenmesi, hele hele bu kültür haline getiriliyorsa,
millet olma, toplumsal barış için uygun değildir.
Çıkar kültürü
Çıkar kültürü (menfaat kültürü) terimi, sosyoloji ve siyaset biliminde genellikle bir
toplumdaki bireysel, grup veya kurumsal çıkarların (kazanç, menfaat veya yarar) ortak
değerlerin ve toplumsal faydanın önüne geçtiği bir anlayışı veya sistemi tanımlamak için
kullanılır. Bu, bir toplumun veya organizasyonun temel motivasyonunun, genel iyilikten
ziyade, bireylerin veya grupların kişisel/dar kapsamlı hedeflerini maksimize etme üzerine
kurulu olduğu anlamına gelir.
Çıkar kültürü, farklı bağlamlarda aşağıdaki niteliklerle kendini gösterir:
-"Ben" veya "Biz" Anlayışı: Bu kültürde, "biz" (toplum, ulus, kurum) duygusu yerine,
dar bir "sen-ben" veya "bizim grup/bizim çıkarımız" anlayışı hakimdir. Bireyler, eylemlerini yaparken öncelikle kendi kazançlarını, menfaatlerini veya ait oldukları grubun yararını
düşünürler. Ortak fayda ikinci planda kalır.
-İlişkilerin Menfaate Dayalı Olması: İlişkiler, samimiyet veya değerler üzerine değil,
çıkar varsa kurulur ve sürdürülür. İletişimin temel motivasyonu bir menfaat beklentisidir.
Karar mekanizmalarını etkilenmeye çalışılır. Çıkar grupları (baskı grupları olarak da bilinir),
kendi menfaatleri doğrultusunda politik veya kurumsal karar alma mekanizmalarını
etkilemeye çalışır.
-Değerlerin Erozyonu: Korku kültüründe olduğu gibi, çıkar kültüründe de çoğu zaman
güçlü olanın borusunun öteceği inancı yaygındır. Ancak buradaki güç kaynağı, korkudan çok
elde edilen menfaatler, paralar veya mevkiilerdir. Ortak değerlerin paylaşımı zorlaşır, vefa,
dayanışma ve iş birliği gibi değerler zayıflar.
Toplumsal Etkileri
Çıkar kültürünün toplumsal yapılar ve bireyler üzerindeki olumsuz etkileri şunlardır:
Eşitsizlik ve Adaletsizlik: Bireylerin veya grupların kendi çıkarlarını sürekli
önceliklendirmesi, kaynakların adaletsiz dağılmasına ve toplumsal eşitsizliğin artmasına yol
açar. Fırsatlardan mahrum kalma, bir ülkenin ekonomik potansiyelini sınırlayabilir.
Toplumsal Güvenin Kaybı: İlişkilerin menfaate dayalı olması, toplumdaki genel güveni ve
sadakati zedeler. Herkesin sadece kendi çıkarını düşündüğü algısı, insanlar arasındaki bağı
zayıflatır.
Hukuk ve Etik Standartların Aşınması: Dar grup veya kişisel çıkar elde etmek için
etik/hukuk dışı yollara başvurulabilir.
Sınırlı Toplumsal İlerleme: Toplumun tamamına fayda sağlayacak uzun vadeli hedefler
yerine, kısa vadeli ve dar grup çıkarlarına odaklanmak, inovasyonu, yaratıcılığı ve toplumsal
refahı engeller.
Kısacası, çıkar kültürü, sağlıklı bir toplumun temelini oluşturan ortak değerler, güven ve
toplumsal dayanışma yerine, kazanç ve kişisel menfaati merkezine koyan bir yaşam biçimi ve
düşünce setidir.
Son söz: Ne ekersen onu biçersin.

