Piyasalar

Nükleer Suudi Arabistan

Punto:

 Amerika’nın ve İsrail’in itibarlı gazetelerine göre, salı günü ABD ile Suudi Arabistan (SA) arasında Suudilerin Amerikan teknolojisiyle uranyum zenginleştirmesini hedefleyen bir anlaşma imzalandı. Cuma günü resmen duyurulması beklenen anlaşmanın ilginç yanı, zenginleştirilen uranyumdan silah üretilemeyeceği maddesi içermemesi. 

Bugüne kadar imzalanan uranyum zenginleştirme anlaşmalarında, ki sayıları çok azdır, uranyumun sivil amaçlar için kullanılacağı ve bomba üretilemeyeceği kesin olarak belirtilirdi. Bu hükme uyulup uyulmadığını denetlemek üzere mekanizmalar kurulur ve denetçi olarak Dünya Atom Enerjisi Kurumu görevlendirilirdi. 

Bırakın teknoloji transferi içeren anlaşmaları, yaptırımları kaldırmak ve ambargo uygulamamak için yapılan anlaşmalarda bile silah konusunda sınırlama, denetim mekanizması ve denetçi kurum belirtilirdi. Mesela kendi imkanlarıyla uranyum zenginleştiren İran ve Irak’a yaptırımları kaldırmak/hafifletmek için yapılan anlaşmalar böyledir.

Anlaşmaya ‘’Bomba yapamazsın’’ ve ‘’Bomba yapılmaya çalışılmadığını şunlar, şu yöntemlerle denetler’’ maddeleri koymamak, ‘’Bomba üretebilirsin’’ demek. Suudilerin, topraklarından çıkan uranyumu zenginleştirmek istedikleri sır değil. Yıllardır bunun peşindeler. İsrail’in nükleer silahları varken, İran nükleer silah üretmeye çalışırken, Suudilerin bir şey yapmadan seyretmeleri beklenemez.

Veliaht Prens Amerikan teknolojisini kullanarak, sivil amaçlarla uranyum zenginleştirme projesini, Biden’a da götürmüştü. Biden, sivil amaçlarla sınırlı olan, yasaklamalar ve denetim mekanizmaları içeren bir anlaşma yapmak için, Suudi Arabistan’ın İsrail’i resmen tanımasını ve İbrahim Anlaşması imzalamasını şart koşmuştu. Veliaht bu şartları kabul etmeyince anlaşma gerçekleşmemişti. Trump anlaşmadaki sınırlamaları kaldırdığı gibi İsrail’i tanınmasını ve İbrahim Anlaşması imzalanmasını da talep etmedi.

Bu anlaşma onaylanır ve uygulanmaya başlarsa, Ortadoğu’daki dengeler yerle bir olur. İran uranyum zenginleştirmekten asla vazgeçmez. Hatta Rusya, Çin ve K. Kore devletlerinden biri İran’a teknoloji transfer edebilir. ABD SA’ ya teknoloji transfer edebiliyorsa bu ülkeler, müttefiklerine neden etmesinler? 

SA, İran ve İsrail nükleer silah sahibiyken veya olmaya çalışırken, Türkiye bekler mi? ‘’Onlarda olsun, bende olmasa da olur’’ diyebilir mi? Bu anlaşma Ortadoğu’da nükleer silah edinme yarışı başlatır. Fas, Cezayir, Etiyopya, Mısır, BAE ve Azerbaycan bu yarışa katılacak diğer ülkeler olurlar. Biraz toparlandıktan sonra Irak, Suriye ve Libya’da kaynaklarını nükleer silahlanmaya aktarılar.

‘’Anlaşma onaylanırsa’’ ifadesini, onaylanmama ihtimalini yüksek gördüğüm için kullanıyorum. İsrail, F-35’i hazmedememişken Suudilerin nükleer silah sahibi olmasının önünü açan bir anlaşmayı sindiremez. Anlaşmanın kongrede onaylanmaması için bütün gücünü kullanacaktır. İmkanlarını seferber edecektir. 

Anlaşmayı imzalama, Trump’ın şahsi kararıysa başarılı olmaları muhtemeldir. Ama karar devletin kararıysa Tel Aviv bir kez daha sukutu hayale uğrar. Normalde, bir devletin nükleer silah sahibi olmasıyla sonuçlanacak bir anlaşma, başkan bile olsa bir şahsın kararı olamaz. Ama Trump söz konusu olunca normalden bahsedemeyiz. Her şey olabilir. Para kazanmak için bile bu yola tevessül edebilir. Bu nedenlerle anlaşma onaylanmayabilir. 

Anlaşma devlet politikalarının gereği olarak imzalanmışsa, bunun sebebi; İran’a karşı Suudileri ve dolayısıyla Körfez devletlerini güçlendirmek olabilir. Daha önce kaleme aldığımız makalelerde, savaşın Körfezdeki dengeleri bozduğunu detaylıca ele almıştık. Amerikan üslerinin ve askerlerinin Körfez ülkelerini korumadığı ortaya çıkmıştı. Rejimde ayakta kaldığına göre, ileride bir anlaşmazlıkta, İran’ın gözüne kestirdiği ülkeye saldırmasını, bombalamasını hatta işgal etmesini hangi güç, nasıl önleyecekti? Ama Suudiler nükleer açıdan caydırıcı olurlarsa, Tahran Körfez ülkeleri üzerinde tahakküm kuramaz.

Amerika Suudilerin nükleer silah sahibi olmasının, İsrail’i daha makul hareket etmeye iteceğini de öngörüyordur. Ortadoğu’da, İsrail dilediği ülkeyi bombalayabilirken, istikrar sağlanabilir mi? 

Anlaşmanın bir başka gayesi, gevşeyen bağları sıkılaştırmaktır. Savaş, Körfez ülkelerinin güvenlik konseptlerini sorgulamalarına yol açtı. İran karşısında çaresiz kaldılar. ABD’ye ödedikleri trilyon dolarların işe yaramadığını gördüler. Dolandırılmış gibi hissettiler. ABD dar manada bu devletlerin, geniş manada Arap aleminin lideri olarak kabul edilen Suudi Arabistan’ı güçlendirerek, bu kırılmayı gideriyor. Suudilere nükleer silah sahibi olma imkanı sağlıyor. 

Akla ‘’Neden Mısır değil de SA?’’ sorusu gelebilir. Böyle anlaşmalarda rakam açıklanmaz ama anlaşılan tutar astronomiktir. Yani Mısır ödeyemez. Ayrıca Mısır, Amerika için Suudiler kadar mühim değil. İlaveten Kahire ABD’ye sadıkta değil. Mesela Mısır Rusya ve Çin’den silah aldı ama SA hiçbir zaman almadı. Mısır BRİCS’e üye oldu ama SA davet edilmesine rağmen olmadı. Suudilerin uranyumu var ama Mısır’ın yok.

Amerika’nın bu kararı, daha fazla kaynağın silahlanmaya aktarılmasıyla sonuçlanır. Ortadoğu’da fukaralık dolayısıyla Batıya göç artar. Körfez devletleri birbirlerine ve Washington’a daha sıkı bağlanırlar, ihtilaflarını çözerler, ilişkilerini geliştirirler. BAE büyük ihtimalle liderlik iddiasından vaz geçer ve İsrail’den uzaklaşır. Küçük ihtimalle Hindistan ile uranyumu zenginleştirme anlaşması yapabilir.

Bu gelişme Ankara’yı da kaynaklarının daha çoğunu silahlanmaya aktarmak zorunda bırakacak. Zira İsrail, SA ve İran nükleer silah sahibiyken, Türkiye olmazsa hem güvende olmayız hem de Ortadoğu, Afrika ve Kuzey Afrika’da ağırlığımızı kaybederiz. Suudiler çok güçlenirler. 

Tahminim; Türkiye’nin ABD ile SA arasında yapılan anlaşmanın bir benzerini Pakistan veya İngiltere’yle yapacağıdır. Amerika, Suudilere uranyumu zenginleştirme imkanı sağlarken Pakistan, Hindistan, Çin ve Rusya’ya ‘’Türkiye, İran, BAE ve Mısırla uranyumu zenginleştirme anlaşması yapmayın’’ diyemez.