Piyasalar

MİT Operasyonları ve İsrail Türkiye’siz Yapamaz!

Punto:

Gerek ‘Sefarad’ gerekse  “Aşkenazi’ diye tabir edilen Yahudi cemaatlerinin Türkiye’ye farklı bir bakış açısı olduğu biliniyor.  Bu farklı bakış açısının odağında ne var dersiniz? Yahudiler Türk Devletlerinin egemenlik alanlarında her türlü dini ritüellerini serbestçe yerine getirebildikleri gibi, ticari güzergâhlar üzerinde Türklerin koruması altında ekonomik etkinliklerini sürdürebildiler. 
Orta Asya steplerinde, Buhara’da Semerkant’ta, Tebriz’de, Bakü’de, Aşkabat’ta, Almaata’da Kırım’da ve hatta Türkiye’de Anafartalar caddesindeki sinagog, Adana, Bursa, Çanakkale, Edirne, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kırklareli ve Manisa’daki Yahudi cemaatlerinin mevcudiyeti başka türlü nasıl açıklanabilir?
Katolik kilisenin lejyoneri İspanya krallığının Endülüs Müslümanlarına ve Yahudi toplumuna karşı kurduğu engizisyon mahkemelerinden canını kurtarabilenlerin Osmanlı İmparatorluğuna naklini ve iskânını unuttukları söylenebilir mi? 
Unutmamış olacaklar ki; Sefaradların 500 yıl önce Osmanlı İmparatorluğu'na gelişini kutlamak için 1989'da 500. Yıl Vakfı’nı kurdular. Yine II. Dünya Savaşı sırasında Türk diplomatların Nazilerin elinden kurtardığı yüzlerce Yahudi’yi görmezlikten mi gelecekler?
 II.Abdulhamid  Avrupadan, Balkanlardan  ve Çarlık Rusyasından  göç eden Yahudi kafilelerinin Filistin'de koloni  kurmaları için  özel izin vermedi mi? 
II. Dünya Savaşı döneminde Avrupa kıtasını   6 gaz odası ile 4 ölü yakma tesisinin bulunduğu  Auschwitz örneğinde görüldüğü gibi en büyük toplama, zorunlu çalışma ve sistematik katliam ve imha kampına dönüştüren Nazi Almanyası,  krematoryumlarda neredeyse 6 Milyon insanı yok ederken,  Hitlerin tüm baskısına rağmen bizzat Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın talimatı ile Türkiye’deki Yahudilerin kılına dokunulmamasına ne diyecekler?  
İsrail’i Türkiye’ye karşı kim dolduruşa getiriyor?
Daha önce de söz etmiştim; İsrail Devletini kurulması Türk istihbaratının projesiydi.  14 Mayıs 1948'de BM paylaşım planı uyarınca David Ben-Gurion tarafından  İsrail Devleti'nin kuruluşu ilan edilmeden önce,  Reuven Shiloah, 1946’da Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nın üçüncü katında Türk yetkililerle istişare ile MOSSAD’ı ve kurdu kendisi de ilk direktörü oldu. 
Ortadoğu/İran uzmanı Süleyman Arslantaş’ın ifade etti gibi Türkiye İsrail’i 28 Mart 1949’da CHP’nin son Başbakanı Prof. Şemseddin Günaltay zamanında resmen tanıdı. 
İran gerek konvansiyonel silah üretimi ile ve gerekse nükleer çalışmaları ile İsrail’i ve onun hamisi ABD’yi endişelendiriyordu. Zaten enerjinin yaklaşık % 66’sının bulunduğu söylenen Ortadoğu coğrafyasında enerji kaynaklarına ulaşım ve denetleme için bölgede kalıcı bir nöbetçiye ihtiyaç vardı. Amerika bu ihtiyacını kurdurduğu İsrail ile giderdi. Süleyman Arslantaş’ın ifade ettiği başka bir defacto durum; bölgede İsrail’in, Türkiye ve İran’ı tehdit olarak gördüğüdür.  
İsrail’in İran kaynaklı tehdit algısı belki bir yere kadar anlaşılabilir. Ancak İran’ın şimdiye kadar Lübnan başta olmak üzere Şii Kuşak kapsamındaki coğrafyada İsrail’e yönelik hangi askeri saldırısı olmuştur?
Ki Velayeti Fakih rejiminin desteklediği Hizbullah yapılanmasının İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri harekâtına karşı koymak dışında ciddi bir saldırganlık girdabına girdiği söylenemez.   Şaka gibi ama doğrusu da bu, Kudüs Tugayları yolunu şaşırdı Kudüs yerine Şam’a gitti. 
Belki bazı paramiliter güçlerin,  zaman zaman Suriye’de Golan bölgesinde olduğu gibi  gerçekleştirdikleri bazı terör eylemleri, İran’ı hedef tahtasına koyuyor olabilir mi? 
Filistin meselesinde Arap etnisitesine yönelik Vatikan başta olmak üzere Almanya, Fransa,  İngiltere, ABD gibi ülkelerin destek atışları ve  Türkiye’deki İslamcı muhafazakar kesimin yere göğe sığdırmadığı Hareket-Ül Mukavemet-Ül İslamiyye/HAMAS ve benzeri  örgütleri fonlamaları İsrail İstihbaratının radarına  takılmıyor mu? 
MİT ve MOSSAD  iştiraki 
MİT ve MOSSAD arasındaki ilişkiler ağı ile işbirliği tam bir muamma.  Çözebilene aşk olsun! Biliyorsunuz ‘muamma’ divan şiirinde, başta Esma'ül Hüsna olmak üzere konusu insan ismi olan manzum bilmecelere deniliyor. Aşık edebiyatında bir çeşit bilmece (âşkı -muamma) karşılığı olarak da kullanılır. Muamma sözcüğü; "gizli, örtülü, anlaşılması güç veya işaret remiz yoluyla söylenmiş söz" anlamında. 
 Neden muamma? 1993’de, dönemin Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin İsrail'i ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında iki ülke 12 Maddelik çok gizli bir anlaşmaya imzaladılar. Bu anlaşmaya göre Türkiye Mossad'ın Suriye ve İran'a sızmasına ve operasyonlar yapmasına yardımcı olacaktı. 
Dahası; İsrail İstihbaratına Tevel ve Tzomet adlı MOSSAD şubelerinin resmen açılmasına izin verilmişti. İsrail savaş uçaklarına Konya'da uçuş üssü tahsis edilmişti. Hikmet Çetin'in imzaladığı anlaşmadan bir süre sonra 1994 Kasım'ında Başbakan Tansu Çiller İsrail'i ziyaret etti. Türkiye-Mossad ilişkileri ayrıntılarıyla masaya yatırıldı. O günden günümüze kadar bu ilişki gizliliğini korudu. Ne oluyor ne bitiyor bir Allah bir de MİT Başkanı Dr Hakan Fidan biliyor. 
 İsrail Dünya ile kavgalı 
Birkaç örnek vermekle yetineyim. ABD'de İsrail için casusluk yaptığı suçlamasıyla  tutuklanan ve 30 yıl cezaevinde kaldıktan sonra serbest bırakılan eski casus Jonathan Pollard, ABD Donanmasına bağlı istihbarat biriminde analist olarak görev yaptığı yıllarda, İsrail istihbarat servislerine binlerce gizli belgeyi aktardığı suçlamasıyla 1985 yılında gözaltına alınmıştı. 
Jonathan Pollard'ın gizli belgeleri İsrail'e göndermesi karşılığında yüklü miktarlarda para aldığı belirtilmişti. Pollard, 1987 yılında İsrail için ajanlık yaptığı suçlamasıyla müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı. Teksaslı Yahudi bir aileden gelen Pollard, 30 yıl sonra 2015 yılında tahliye edilmiş ancak güvenlik gerekçesiyle ABD'yi 5 yıl boyunca terk etmesine izin verilmemişti. 
 Daha yakın bir zamanda İsrail merkezli NSO Group adlı şirketin ürettiği "Pegasus" isimli casus yazılım aracılığıyla küresel çapta gazeteci, aktivist, avukat ve siyasilerin hedef alındığı öne sürülmüş,  Azerbaycan, Bahreyn, Kazakistan, Meksika, Fas, Ruanda, Suudi Arabistan, Macaristan, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) başta olmak üzere en az 10 hükümetin NSO Group'un müşterisi olduğu iddia edilmişti. 
"Pegasus Project" adı verilen bu veri sızıntısına göre, dünya genelinde 50 binden fazla telefon numarasının bulunduğu liste, söz konusu yazılımla hedef alındı. Bir telefonu "gözetleme" cihazına dönüştürebilen bu casus yazılımla, kullanıcının bilgisi ve izni olmadan mikrofon, kamera, mesajlar, ses kayıtları ve rehber gibi çok sayıda uygulamaya erişim sağlanabiliyor. 
ABD, Pegasus casus yazılımının arkasında olan İsrailli NSO Group adlı şirketi ticari kara listeye aldı. Şirket uzun zamandır yazılımını insan hakları açısından sicili iyi olan ordu, yargı ve istihbarat birimlerine sattığını öne sürüyordu.
İsrail’in Güvenlik Algısı ve Sorunları 
 İtiraf edeyim şimdiye kadar ‘İsrail’in Güvenlik Algısı ve Sorunları’  ile ilgili en önemli tespiti Ortadoğu/İran uzmanı Süleyman Arslantaş’ın yaptığını düşünüyorum. Hem de yıllar öncesinden.  
Ankara’da 1996 yılında Aylık Düşünce Dergisi olarak yayım hayatına başlayan ve toplamda toplam 86 sayı neşredilen 2001 yılında yayınını sonlandıran “Fecre Doğru” dergisinin Nisan 1997 tarihli sayısında yazdıkları halen güncelliğini koruyor. 
Süleyman Arslantaş’a göre kuruluşundan bu yana önemli sıkıntılar yaşayan İsrailin sorunları şu şekilde; “bunlardan birincisi meşruiyet sorunu. İkincisi kuşatılmışlık sorunu. Üçüncüsü su ve petrolden uzak olması. Dördüncüsü Pax Amerikan ekseninde olması, beşincisi iç güvenlik, altıncısı da evrenselleşememe ya da yerellik sorunu.”  
Doğu Akdeniz’de devam eden ve Türkiye’yi de doğrudan ilgilendiren ‘enerji’ kavgasında son nokta konulmuş değil. İsrail’in Doğu Akdeniz'e komşu ülkelerle olan ilişkileri, bölgenin refahı ve huzuru için son derece önemli ve gerekli.  
Burada en önemli sorun, İsrail yönetiminin Doğu Akdeniz'de Türkiye ile AB üyeleri Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında doğal gaz keşif ve sondaj faaliyetleri nedeniyle yaşanan gerginlikte, Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti ile stratejik işbirliğini güçlendiren adımlar atması.  
 İsrail ve Türkiye arasındaki bir diğer önemli konu da petrol ve doğalgaz.  İsrail’in 8 milyonluk nüfusuyla bulduğu gazın tamamına ihtiyacı olmayacağını, dolayısıyla bir boru hattıyla gazın Türkiye’ye ve Türkiye üzerinden Avrupa Birliği’ne ulaştırılabileceğini İsrailli yetkililer göz ardı etmemeli. İsrail’in doğalgaz rezervi, BP Strategic Review (2020) verilerine göre 0,5 trilyon metreküptür; başka kaynaklarda bu rezervin 1 trilyon metreküpe yaklaştığı belirtilmektedir. 
Güvenlik tabanlı politikaların gündelik hayatın her anına yansıdığı İsrail’de  yönetimin bazı Arap ülkeleri ile imzaladığı Abraham Accords / İbrahim Anlaşmasına güvenerek istikrarı sağladığını düşünmesinin ne kadar aldatıcı olabileceği önümüzdeki günlerde net şekilde otaya çıkabilir. 
İbrahim Anlaşması istikrarsız Ortadoğu’da yaşanan önemli bir gelişme gibi görünse de bölgede; İsrail’i de içine alarak artan bu işbirliği ve diyaloğun itici gücü hiç kuşkusuz revizyonist İran’ın oluşturduğu tehdit  yapay tehdit olduğu unutulmamalı. 
İsrail,  gerek Ortodoks Yunan ve Rumlarla gerekse körfez ülkeleri ile yaptığı anlaşmalara fazla güvenmemesi gerektiğini biliyor olmalı. Bu haliyle celladına gülümserken hatıra fotoğrafı çektiren idamlık mahkumların pozunu verdiklerini düşünüyorlar mı? 
Ayrıca Türkiye’nin, Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Libya, Suriye gibi kendisi açısından hayati  öneme sahip konularda geri adım atmayacağını en iyi bilmesi gereken İsrailli yetkililer değil mi? 
İsrail, coğrafi olarak yalnızlaştırılmıştır. Müttefiklerden yoksundur. Coğrafi açıdan dış tehditlere açıktır. Bu nedenle daha fazla askeri güce ihtiyaç duymaktadır. İsrail’in dış politikası, güvenlik endişeleri tarafından ağırlıklı olarak şekillendirilmektedir. 
İsrail ve Türkiye ilişkileri normalleşme sürecinde 
Necip Fazıl’ın “Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın; / Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!..” şiiri belki Türkiye İsrail ilişkilerinin  anlaşılmasını sağlayabilir.  İsrail ve Türkiye ilişkileri yeni bir noktanın eşiğinde olabilir.  
Neden mi? Çünkü İsrail uzun bir süredir, Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesi süreciyle ilgili olarak görüşmeler yürütüyor.   Ankara  diyalog kanallarını açık tutmaktan yana.
Türkiye-İsrail ilişkileri Orta Doğu’nun güvenliği ve istikrarı bakımından büyük önem taşıyor. 
İki ülke arasında enerji, turizm ve teknoloji başta olmak üzere muhtelif alanlarda yüksek bir iş birliği potansiyelinin her iki tarafta farkında. İkili ticaretin salgına rağmen arttığı, bu potansiyelden faydalanmanın her iki ülkenin ortak çıkarı olduğu ortada.  Tüm görüş ayrılıklarına rağmen temas ve diyaloğun sürdürülmesi gerekiyor.    
Olası bir normalleşmeden İsrail’in kazanacağı çok şey olduğu da bir gerçek. iki ülkenin Ortadoğu bölgesindeki ortak çıkarları perspektifinden bakıldığında, Müslüman ülkelerle diplomatik ilişkiler kurmaya başlayan İsrail’in Türkiye’ye yönelik, çatışan ve kışkırtıcı  eylemlilik içeren dış politikadan  vazgeçmesi uluslararası arenada İsrail’in imajı açısından da önemli. 
Çünkü Türkiye Balkanlardan Kafkaslara, Orta Asya Türk Devletlerine, Afrika'dan Latin Amerika ülkelerine kadar çok geniş bir coğrafyada etkin. bir Türkiye ile İsrail arasında bir deniz yetki anlaşmasının gerekliliği ortada.  
Bu kapsamda İsrail ve Türkiye arasındaki iletişimin açık tutulması önemli olduğu gibi ve İsrail’in, Doğu Akdeniz’de bir nevi Türkiye karşıtı bir eksende yer almasının İsrailin güvenlik politikaları açısından  sorun teşkil edeceği unutulmamalı. 
Türkiye, yeni dönemde de İsrail-Filistin ilişkilerinde aktif olma amacını gizlemiyor. Filistin halkının gözü kulağı Ankara'da. Bu nedenle Türkiye-İsrail arasındaki ilişkilerin, uluslararası konjonktür yanında ortak tehditlerle şekillenmesi kaçınılmaz gözüküyor. 
İsrailli yetkililerin  Türkiye  ile ilişkilerde yaşanan güven bunalımı ve istikrasızlığın sürdürülebilir bir yanı/yönü  olmadığını idrakle, uzun vadeli, somut adımlarla çözümlenebilecek  girişimlerde bulunması şart. 
Çünkü bölgesel sorunlar işbirliğini zorunlu kılması, adeta  kör göze parmak dercesine  işlevsel. Geçmiş yıllarda Türkiye'nin İsrail’den silah alımı yaptığı düşünülürse İsrail çıkarlarının Türkiyenin yanında saf tutmaktan geçtiğini görmeli. 
Türkiye büyük bir ülke  ve kendi bölgesinin güçlü  aktörü. İsrail Türkiye arasındaki işbirliği yeniden başlayabileceği gibi iki ülkenin savunma teknolojileri konusunda birlikte  projelendirmeleri konusunda hiç bir engel yok. 
Ekonomik ilişkilerde devamlılık,  askeri, kültürel ve  diplomatik  alanlarda da  neden  sürdürülebilir pozisyona taşınmasın? İsrail, Türkiye’ye kimyasal ürünler,  plastik ve yakıt satıyor. Türkiye ise İsrail'e demir çelik,  makine,  çimento  ve gıda satıyor. 
Türkiyeli şirketler İsrail’de özellikle enerji ve inşaat projelerine yoğunlaşmış durumda. DEİK’e göre 1000’e yakın İsrail şirketi de Türkiye’de faaliyette. Bu şirketlerden çoğu Türk şirketleriyle ortak. Bu şirketler İsrail  kimliklerini ortaklıklarla gizleyip Arap dünyası ile iş ilişkisi geliştirebilmekte.
Türk İstihbaratı MOSSAD’ın ensesinde
Türk medyasında, MİT’in artan karşı casusluk operasyonlarının Türkiye’nin iç siyasi dengeleriyle ilgili bir tarafı olabileceği yorumlarına saha sık rastlanıyor. 
Bu tür analizleri yapanlara göre MİT Başkanı Dr Hakan Fidan  başarılı operasyonlara imza atıyor. PKK terör örgütünün liderlerini etkisizleştirme, yurt dışındaki paralel devlet yapılanmasının  tarumar edilmesi, suçluların paketlenmesi  bunlara dahil. 
Ayrıca Mossad bağlantılı şebeke dışında Rusya ve İran bağlantılı iki farklı ağı deşifre eden operasyonlar birlikte düşünüldüğünde Erdoğan sonrası süreçte Erdoğan’ın potansiyel halefleri arasında adı geçen MİT Başkanı Dr. Hakan Fidan’ın profilinin yükseldiğini söylüyorlar. 
2021 24 Eylül’de ikisi İranlı, altısı Türk sekiz kişi bir firari pilotu kaçırmaya çalıştığı suçlamasıyla tutuklanmıştı. 9 Ekim’de de İstanbul ve Antalya’daki operasyonlarla altı Rus casusunun ele geçirildiği açıklanmıştı. 
Nitekim bu başarılı Countrespionage faaliyetler sonrasında Türk medyasında; “Bu operasyonlar, Dr. Hakan Fidan yönetimindeki MİT’in bölgede ne denli etkin bir güce kavuştuğunu bir kez daha gözler önüne serdi”  türünden yorumlar yoğunlaştı. 
 MİT'ten Mossad ajanlarına operasyon 
Milli İstihbarat Teşkilatı'nın bir yıllık  takibi ile İsrail adına casusluk yapan 15 kişilik şebeke çökertildi. Casuslar, özellikle Türkiye'deki Filistinli ve Suriyeli öğrenciler hakkında bilgi topluyordu. Özellikle savunma sanayii  alanında   eğitim alanları takip ediyorlardı. 
Bilgiler, şebeke aracılığıyla Mossad'a şifreli olarak ulaştırılıyordu. Gözaltına alınan 15 şüphelinin "uluslararası casusluk" suçundan tutuklanmasına karar verildi.
Üçer kişilik timlere bölünen tamamı Arap asıllı 15 Mossad ajanının tamamı Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) sistematik takibi sonucu 7 Ekim 2021'de gerçekleştirilen gizli operasyonla yakalandı. 1 yıl boyunca adım adım izlendiler. 3 kişilik 5 timden oluşan casusluk şebekesi oldukları anlaşıldı. Amaçları ve yöntemleri deşifre edildi. 
Şebeke, ayrıca İsrail için önemli belgeleri de ele geçirmeye çalışıyordu. Bu kapsamda dernek ve kuruluşlar hakkında raporlar hazırlıyordu. Casusların vize problemleri, bizzat Mossad tarafından çözülüyordu
Şebeke üyeleri, direktifleri almak için yurt dışına çıkıyordu. Kendi aralarında iletişim ise market ya da ankesörlü telefonlarla yapılıyordu. Çoğu Arap uyruklu olan casuslara ödemeler kripto parayla, havale ofisleri ya da kuyumcular vasıtasıyla yapılıyordu. Casusların vize problemleri, bizzat Mossad tarafından çözülüyordu. Şebekenin rahat çalışabilmesi için, bazı üyeler için kayıp ilanı verilmişti. Ancak onlar da MİT takibindeydi.Şebeke üyelerine 4 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi.
Tutuklanan casuslardan Muhammed el Temimi Salhab sorgusunda; Türkiye’deki Filistinliler’le ilgili bilgiler topladığını, çeşitli fişleme dosyaları karşılığında binlerce euro aldığını, Mossad yetkilisiyle İsviçre’de yüz yüze görüştüğünü  kendisine dizüstü bilgisayarda dosya şifrelemeyi öğrettiğini anlattı. 
İşin ilginç tarafı ne biliyormusunuz?  İsrail Parlamentosu Dış İlişkiler ve Güvenlik Komisyonu Başkanı Ram Ben-Barak ise yakalanan 15 kişinin Mossad ile bağı olmadığını iddia etti. Barak, “Yakalanan isimlerin hiçbiri İsrail için çalışmıyordu.” ifadelerinde bulundu.
Türkiye casusluğu diplomatik krize dönüştürmedi 
Türk istihbaratının bu 15 kişilik sazan grubu ile irtibata geçen İsrail istihbarat görevlilerini tesbit etmemesi söz konusu değil. Dolayısıyla MİT tarafından ifşa edilen bilgilerin Mossad görevlilerine uzanmaması, soruşturmanın Filistinliler ve Araplarla sınırlı tutulması, operasyonun siyasi ve diplomatik etkilerini dikkate alan bir seçicilikle yapıldığını ortaya koyuyor. 
 Son olaya gelince  biliyorsunuz daha üç beş gün önce Üsküdar'daki Çamlıca Kulesi'nden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın konutunun fotoğraflarını çektikleri iddiasıyla İsrail uyruklu çiftin de aralarında bulunduğu 3 şüpheli tutuklanmıştı. 
 Bana kalırsa bu  İsrail'de otobüs şoförü olarak çalıştıkları ve önceki evlilikleri de dahil toplam 5 çocukları olduğu bildirilen Natali Vaknin ve Mody Oknin çifti,  kendilerinden önce tutuklanan 15  Arap asıllı kişi ile ilgili dosyaları getirdiler.  
Olayın örgüsü kamuoyuna yansıdığından daha farklı olabilir. Sorulması gereken soru şu; 15 kişi Mossad'a çalışmıyorsa kendisine MOSSAD süsü veren hangi yabancı gizli servise hizmet veriyorlardı? 
Yahudiler tüccar bir kavim. Para işinde dünyada üstlerine kimse yok. O nedenle, zararın neresinden dönülse kârdır sözünün  anlamını iyi bilirler.  Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlüdür, dosta güven düşmana korku verir.