Piyasalar

McKinsey Yeni Ekonomik Programı Denetleyecek Mi Yürütecek Mi?

Punto:
McKinsey Yeni Ekonomik Programı Denetleyecek Mi Yürütecek Mi? Berat Albayrak, Birleşmiş Milletler 73. Genel Kurul görüşmeleri için bulunduğu New York'ta, Türkiye-ABD İş Konseyi tarafından düzenlenen 9. Türkiye Yatırım Konferansında konuştu. Albayrak, YEP’in üç ana başlığı kapsadığını vurgularken, bunları dengelenme, disiplin ve dönüşüm olarak sıraladı. Bu temel üç tanımlama; mevcut durum için ekonomide bir dengesizliğin olduğunu, disiplinsizliğin olduğunu ifade ederken bunun dönüşmesi, değişmesi gerektiğini tanımlıyor. Sorun tespiti ve bu sorunun çözümü için dönüşümün olması gerekliliği güzel. Ancak sorun, bu dönüşümün nasıl ve hangi süreçte kimler tarafından işletileceğidir. Özellikle değişim ile ilgili yeni bir birim kurduklarını aktaran Albayrak, “Yeni program bünyesinde kurulan Maliyet ve Dönüşüm Ofisi için uluslararası yönetim şirketi McKinsey ile çalışmaya karar verdik. 16 bakanlıktan temsilcilerin bulunduğu bu ofis, tüm hedeflerimizi ve sonuçlarımızı her çeyrekte kontrol edecek” dedi. Sormadan geçemiyoruz; bu değişimi gerçekleştirme konusunda yerli ve milli birikimimizin olmadığından mı McKinsey şirketi ile bu süreç yürütülecek ve ekonomi düze çıkacak? Yoksa acil ödemelerin dışsal finansmanı için McKinsey bir kredi bulma kapısı olarak mı görülüyor? Açıklanan programdaki ekonomik kurumlardaki yapısal değişim ile bu mu kast edilmişti? Bu soruların cevabını önümüzdeki kısa sürede göreceğiz. Ancak McKinsey şirketi açıklanan programla ilgili küresel finans sisteminden iyi yatırımcı( faizle borç para) çekmek için bir öncülük görevi mi yapacak? diye sorduğumuzda, şirketin temel misyonunun bu olduğunu görüyoruz. Yeni Ekonomi Programında; dengeleme, disiplin ve değişim başlıkları ile Merkezi Yönetim Bütçesinde faiz giderleri 2017’de 56.7 milyar TL iken, bu faiz ödemesi 2018’de 76.4 milyar, 2019’da 117.3 milyar, 2020’de 147.7 milyar, 2021’de ise 171.4 milyar faiz ödemesi olarak planlandı. Bu plana göre bu faizlerin ödenebilmesi için iç ve dış kaynak olarak borçlanmaya gidilecek. Burada genelde IMF politikalarının hükumetlere baskısı olarak gördüğümüz sıkı maliye politikalarının uzantısı vergilerde arttırım da Merkezi Yönetim Bütçesin de göze çarpıyor. 2017’de ki vergi gelirleri 536.6 milyarken, 2018’de 630.5 milyara, 2019’da vergiler 756,5 milyar olurken 2020’de 887 milyar olup, 2021’de bu vergiler 1Trilyon olarak kararlaştırılıyor. Yani Merkezi Yönetim bütçesinde, vergiler artarken, faiz ödemelerinde arttığını görüyoruz. Hükümetimiz tek başına iktidardır. Başkanlık sistemi siyasi ve bürokratik engelleri aşmıştır. Faize karşı bir liderimiz var. Ancak uygulamaya konulan programda 56,7 milyar faizden 171,4 milyar faiz ödemesi artıyor. Bunun GSMH oranı %1.8’den % 3 e çıkıyor. Yatırımların durdurulmasının getireceği istihdam daralması, piyasadaki firmaları da açmaza sokarak beklenen vergi gelirleri elde edilemeyecektir. Burada vergilerin dolaylı vergilerden halka yansıtılması gibi programdaki sıkı takiplerde piyasada para olmadığı için istenilen sonucu vermeyecektir. Hükümetimizin başarılı olmasını istiyoruz. Ancak bu programın 2021’e kadar uygulanması korkarım çok daha büyük ekonomik sorunlara kapı açacaktır. Ekonomiyi bu duruma getiren borçlanma modelidir. Bu program borçlanma modelini sürdürmektedir. McKinsey şirketi ile belki dışarıdan borç bulabilirsiniz ancak bu borç durumu daha da kötü bir borç sarmalına sürükler. Ekonominin kontrolü neden sürekli borçlanma yönünde işletiliyor? Sürekli borçlandırma modelini uygulayarak çıkış yolu gösteren bürokrasinin elinden karar alma yetkisi alınmalı. Mecbur kalınarak açıklanan bu programın dışında B,C planlarının olması şarttır. Bu planlarda, sistem dışı sistem alternatifi olarak mutfakta hazırlanmalıdır. Görünen köy kılavuz istemez, geç karar almalar ağır bedellere neden olabilir. Unutulmamalıdır ki her kriz bir fırsattır. Selam ve dua ile... Yunus EKŞİ