Piyasalar

MAAZALLAH! BİR DE FİNAL OYNASAYDIK!

Punto:

Milliyetçilik ve Din siyasette tepe tepe kullanılan iki değerdir. Eric Hoffer’in 1951 yılında yayımlanan
“Kesin İnançlı” kitabında yer alan tespit ve görüşlerinden siyasal hareketlerin başarıya ulaşabilmesi
için seksen yıl önce tespiti olan “devrimcilik, milliyetçilik ve dinciliğin” modern çağda da siyasal
başarıda en bereketli kaynak olduğunu gösterir. Geri bıraktırılmış, totaliter şark toplumlarında
iktidarda kalmanın en pratik yönteminin dinsel ve milliyetçilik üzerine oturtulmuş bir paradigmada
olduğunu rahatlıkla tespit edebilmekteyiz. Yine Nobel Ödüllü İktisat Profesörümüz Daron Acemoğlu
Dar Koridor Kitabında “Despotik devletlerin yol açtığı korku ve baskı ile devletin yokluğu sonucunda
ortaya çıkan şiddet ve kanunsuzluğun arasında sıkışmak, özgürlüğe giden dar bir koridordur.
Özgürlüğün oluşması için hem devletin hem de toplumun güçlü olması gerekir. Şiddeti engelleyecek,
yasaları uygulayacak ve insanların kendi tercihlerini yapıp hayata geçirmeleri için hayati öneme sahip
kamu hizmetlerini sunacak güçlü bir devlete ihtiyaç vardır. Devleti denetlemek ve sınırlandırmak
içinse güçlü ve hareketli bir topluma.” Der. Güçlü toplum, güçlü devlete götürür.

MİLLİ TAKIM SİZE FIRSAT TANIMADI
Çeyrek asrı bulan Ak Parti iktidarında zaman zaman dini değerleri, zaman zaman da milliyetçilik
değerleri ikbal için sıkça başvurulan kaynak olmuştur. Karşılıkta bulduğunu sosyal refah düşüklüğüne
rağmen iktidarın oy oranlarındaki artışta izleyebildik. Algı yöntemleriyle seçmen yönlendirilmesi
taktiklerini bir kenara bırakılsa dahi, seçmen üzerinde dinsel ve milliyetçi söylemler hala etkili
olduğunu rahatlıkla görebilmekteyiz.

BÜLENT ECEVİT DÜNYA 3.SÜ KUPASINI ALDI, YA SİZ?
24 yıl aradan sonra hepimizi sevindiren Futbol Milli Takımımızın Dünya Kupası Müsabakalarına
katılması olmuştu. Çok sevinmiş, çok ümitlenmiştik. Türk Toplulukları Devletlerinde dahi bu heyecan
yaşanmaktaydı. 2002 Yılında Dünya Kupası yarı finali oynamış ve Dünya 3.sü olarak kupayı almış bir
ülke olarak aynı ümit ve heyecanla kupa hayalleri kurmuştuk. Ki peş peşe aldığımız iki yenilgiyle
kendimizi kupada en başarısız ülkeler sıralamasında Haiti’den sonra ikinci ülke olarak bulduk. Oysaki
biz Rahmetli Bülent Ecevit’in Başbakan olduğu 2002 Yılında Dünya Üçüncülüğü yaşamıştık. Bu güzel
başarıyı Rahmetli Ecevit siyasette hiç kullanmamış, ülke olarak yekvücut olmuş bir halde
“milliyetçiliğimizi” tepe noktasında yaşamıştık.

SPOR SİYASETİNİZDEN BÜYÜKTÜR
24 yıl sonra her zaman futbolcu yönüyle övünen Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığıyla girdiğimiz 2026
Dünya Kupası müsabakalarında en kötü sonuçla karşılaştık. Oysaki iktidar bu olayı (siyasette
kullanabilmek ihtimaliyle) sporla aynı videoda gösterilmeyecek önemde olan savunma sanayi silah ve
teçhizatları kullanılarak milli takıma reklam filmi bile çektirmişti. Millilik ruhu siyasete kurban
edilemeyecek ulvi bir değer olduğunu en iyi bilenin “bizler” olduğunu söyleyebilirim. Milli ve Dini
değerlerimizin artık siyasette lehte ve aleyhte kullanılmaması gerektiğini artık özümsememiz
gerekecektir. “Muhtemel bir birincilik kupası alınması halinde, (muhtemel) Ecevit döneminde alınan
3. lük kupası karşılaştırılması yapılır, iktidar partisine pay çıkarılır mıydı?” Diye kendi kendime
sormadan da geçemiyorum. Lütfen bu soruyu kupanın en kötü sonucunu almış bir ülke vatandaşı
olarak değil de, birincilik kupasını almış bir ülke vatandaşı olarak, “Ak Parti’nin” siyasette bunu
kullanıp kullanmayacağı yönüyle düşününüz. Belki de sefalet endeksiyle boğuşan Türk Milleti’nin

lehine bir sonuç olmuştur, nereden bilebilirsiniz ki? Artık her şeyi lütfen kafanıza takın, çözüm yolları
geliştirin veya yeni bir yol açılmasına zemin hazırlayın. Ülke hepimizin, devlet hepimizin.

LÜTFEN! ARTIK TAKIN (fıkra)
İdris tıp fakültesinden doktor olarak mezun olur ve köyüne döner. Henüz doktorluk yapacağı yere
ataması olmamıştır. Ancak, İdris’e mezun olurken “ilk hastaya teşhisi doğru koymanız çok önemli.
Ömür buyunca koyduğunuz teşhisin doğruluğu veya yanlışlığı yakanızı bırakmayacaktır. İsabet
ettirmişseniz meslek hayatınız buna göre devam edecektir” diye inandırmışlardı. Köyündeki ilk günde
hastalanan komşusu Dursun’u muayene eder ve sorar, Dursun Amca neyin var? Dursun kötü bir
ishale yakalandığını söyler. İlk hastasına doğru teşhisi koyma rahatlığı yaşayan İdris, reçeteyi yazarken
ilacı bir türlü hatırlayamaz ve tek aklına gelen ilaç zanaks (xanax) yazar. Ancak ilk hastası olan
Dursun’a yazdığı reçetede ishal ilacı yerine, kafa ilacı yazmıştır.
Üç gün sonra köy kahvesine uğrayan İdris, Dursun’un bir masada okey oynadığını görür ve merakla
yanına yanaşarak sorar,
Dursun Amca, ilaç nasıl, iyi geldi mi, iyileştin mi?
Dursun cevap verir, “Doktor İdris oğlum, b..k içinde yüzeyrüm ama nedense hiç kafama takmayrum”
der.

Metin ÇINAR- Çankaya/ANKARA