Piyasalar

KEŞKE AVRUPA’YI GÖRMESEYDİM.

Punto:

Kur’an bizim, huzur neden onların?

Bu cümleyi bir Avrupa hayranlığı olarak söylemiyorum. Tam tersine, insanın kendi inandığı değerleri başka bir toplumda görünce yaşadığı sarsıntıyı anlatıyorum. Çünkü insan görmeyince alışıyor.

Korna sesine alışıyor. Trafikteki saygısızlığa alışıyor. Torpile alışıyor. Adam kayırmaya alışıyor. Ve en önemlisi YALANA ALIŞIYOR.

Hukuksuzluğa alışıyor. “Burası Türkiye” diyerek her şeyi normalleştiriyor. Sonra bir gün Almanya’ya, Hollanda, Belçika, Norveç’e veya İsveç’e gidiyor. Ve hayatın başka türlü de olabileceğini görüyor.

İşte o zaman insanın kafasında korkunç bir soru beliriyor:

“Ben neden böyle yaşamak zorundayım?”

BİR KORNA SESİNDEN BAŞLAYALIM

Avrupa’da beni etkileyen şeylerden biri hiç korna sesi duymuyorsunuz. Yanlış yere park edene rastlamıyorsunuz. Yol vermedin diye adam öldürene rastlamıyorsunuz. Küçücük çocuklar bile arabaya biner binmez kemerlerini takıyorlar. Gece bile olsa kırmızı ışıkta geçeni görmüyorsunuz. En düşük ücretli bile insanın onuruyla yaşayabileceği gelirleri var. Yetmiyorsa devlet desteği var. Lüks arabalara değil kendilerine yetecek arabalara biniyorlar. Bazı Avrupa ülkelerinde apartman dairesinde yaşayanların oranı sadece %30. %70’i müstakil evlerde yaşıyorlar. Evlerinin kapıları, kilitli denemeyecek kadar cam kapılar. Hırsızlık korkuları yok. Alışverişlerinde aldatılma korkusu yok. Yabancılar hariç birbirlerine güven duyuyorlar. Evlerinin bahçesindeki odunlar kalem dizilmiş gibi. Yabancılar hariç hiçbirinin bahçesinde dağınık odunlar göremiyorsunuz. Yere çöp atan bir kişiyi göremiyorsunuz. Ülkeyi yöneten Başbakanın işine bisikletle gittiğini görüyorsunuz. Bir yayaya yol vermediği için istifa eden Bakan duyuyorsunuz. Ahlak mı? Yaz aylarında görmedim ama dekolte giyinen bir genci görmedim. Ve en önemlisi;

Huzurlular.

Bizimkiler ise binlerce polis ve korumayla ve onlarca lüks makam araçlarıyla şehri felç ediyorlar. 

“Bütün bunlar için Müslüman olmak gerekmiyor muydu?”

Sonra daha ağır soru geliyor:

“Madem gerekmiyormuş, biz neden Müslüman olduğumuz halde bunları yapmıyoruz veya yapamıyoruz?”

Yanlış nerede?

“Din bizi dünyada mutlu ve huzurlu etmek, insan onuruyla yaşamak için gelmedi” diyecek birisi var mı?

“Zenginlerin mutlu, ekmek derdine düşmüş yoksulların, çileler içinde huzursuz ve mutsuz yaşaması bizim kaderimiz” diyecek birisi var mı? 

Denetimsizlik ve kayırmacılık yüzünden yüzlerce insanın iş kazalarında, madenlerde ölüyor. Yurtlarda, otellerde çıkan yangınlarda yüzlerce insan yanarak can veriyor.

Hayatımız güvensizlikler içinde kararmış. Sudan bahanelerle birbirlerini öldürenlerin arasında yaşamak.

Suç Laik düzende masalına kimse sığınmasın. İktidarın yapamadığı hiçbir şey yok ve 25 yıldır başımızdalar.

Sakın bana Avrupa’da yaşayıp ülkemizi kötüleme diyen çıkmasın. Onlara derim ki bırakın Avrupa’yı, gelin burada yaşayın. Söz hakkınız o zaman olabilir. 

KUR’AN NE DİYOR?

Kur’an'ı açıyoruz. Karşımıza ilk çıkanlardan biri:

“Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” Nisâ 4:58

Emaneti ehline ver. Yani liyakat. Adaletle hükmet. Yani hukuk.

Peki biz ne yapıyoruz?

Makama gelecek insanın önce: “Kimden?” olduğuna bakıyoruz. “Kimin yakını?”, “Kimin adamı?”, “Kimin çevresinden?”, “Kime sadık?” diye soruyoruz.

Kur’an ise: “Ehline verin.” diyor.

İşte insan burada susuyor.

Çoğunluğu Müslüman bir ülkede neden bunları yaşıyoruz? Neden böyle kara bir düzende yaşamak mecburiyetindeyim? İtiraz edince neden suçlu oluyorum?

ADALET

Kur’an'ın adalet konusunda söylediği söz daha da çarpıcı:

“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun.” Mâide 5:8

Düşmanına bile adalet.

Peki bizim siyasetimizde ne görüyoruz? Bizim tarafımızdan biri suçlandığında: “Komplo!” “İftira”, Karşı taraftan biri suçlandığında: “Kesin suçlu!”, Bizim belediyemiz hakkında soruşturma açılırsa: “Siyasi operasyon!”, Karşı tarafın belediyesi hakkında açılırsa: “Yolsuzluk!”, Bizim liderimiz söylediğinde: “Haklıdır.”, Karşı taraf söylediğinde: “Yalan söylüyor.” En ufak bir tenkitte doğruca kodese. 

Böyle bir toplumda adalet nasıl yaşayacak?

Kur’an'ın istediği adalet, bizim adamımıza adalet; ötekine ceza değildir. Kur'an'ın istediği adalet: “Sevmediğin insan için bile adalet.”

Sonuç korkudan susan kalabalıklar. 

“KEŞKE AVRUPA'YI GÖRMESEYDİM” DEMEK YERİNE

Belki artık:

“İyi ki gördüm.” demek gerekiyor.

Çünkü görmek acıtır ama öğretir.

Bir insan daha huzurlu bir hayatın mümkün olduğunu gördüyse, artık huzursuzluğu kader kabul etmek zorunda değildir.

Bir toplum daha adil bir sistemin mümkün olduğunu gördüyse, kendi adaletsizliğini “bizim kaderimiz” diye açıklamak zorunda değildir.

Bir Müslüman toplum Kur'an'ın adalet ayetlerini biliyorsa, başka toplumların adaletli kurumlar kurmasını küçümsemek yerine kendisine şu soruyu sormalıdır:

“Onlar bunu nasıl başardı ve biz neden başaramadık?”

SON SÖZ

Ben Avrupa'yı gördüğüm için mutsuz olmadım.

Gördükten sonra kendi ülkemde neden aynı huzuru bulamadığımı sorguladığım için mutsuz oldum.

Çünkü insan artık biliyor: Korna sesi olmadan da yaşanabiliyor. Gece kırmızı ışıkta beklenebiliyor. Sıraya kaynak yapılmadan hayat devam edebiliyor. Başkasının hakkına saygı gösterilebiliyor. Devlet vatandaşını ezmeden de devlet olabiliyor. Yönetici hesap verebiliyor. Güçlü olan da hukuk karşısında durabiliyor. İnsan, korkmadan ve sürekli tetikte olmadan yaşayabiliyor. Ve bütün bunların adı aslında çok basit:

Huzur.

Bir zamanlar arabaların arka camına “Huzur İslam’da” yazıyorduk. Bu ülkeyi Müslümanlar yönetirse öyle olacak diye inanıyorduk.

Peki ne oldu?

25 yıldır dindarlar yönetiyor ve artık olan huzurumuz da kara bulutların arasında kayboldu.

Haşim AKTEN/ Meram/KONYA