Piyasalar

İsrail, ABD’yi ikna ederse İran’ın nükleer tesislerini vurur mu?

Punto:

Uzun süredir İsrail Ordusu, İran’ın nükleer tesislerine yönelik Saldırı Senaryoları hazırlıyor ve siyasi yönetime sunuyor. Bunu gizli saklı yaptıklarını sanmayın. Belki saldırı öncesi davul zurna çalmazlar veya Şofar öttürmezler. Ancak böyle bir saldırının Tahran'ın nükleer programını nasıl etkileyeceği sorusuna tam cevap veremedikleri söylenebilir.

Bununla birlikte İran Nükleer Tesislerinin hava saldırıları ile imhası sonrası bölgede kendilerini bekleyen kriz analizini yaptıklarında küresel bir güç odağının desteği olmadan ayakta duramayacaklarını da görüyorlardır. 

İran Velayeti Fakih rejiminin “Şii Kuşak” ile Ortadoğu ve Güney Akdeniz’de çevreleme ve baskılama stratejisini en iyi yorumlayan ülkelerden birisi Türkiye. İran İslam Devrimi gerçekleştiğinde bölgede en seküler ve batıcı rejim sözde Türkiye olmasına rağmen, 12 Eylül darbecilerinin dahi İran halkının bu tarihi tercihini “hoşamedi” ile karşılaması çoğu insanı şaşırtmış olmalı.

Türkiye’deki askeri rejim kesinlikle İran halkına karşı düşmanca tavır sergilemediği gibi ilişkilerin geliştirilmesinde ne gerekiyorsa yapıldı. Hiç şüphesiz ki bu kararın alınmasında en önemli etken, İran İslam Devrimi’nin ruhani lideri Ayetullah Humeyni’nin Türkiye devleti kurumlarınca çok iyi şekilde tanınması denilebilir. 

Neden mi? Şah tarafından Türkiye’ye sürgün edilen Ayetullah Humeyni, 4 Kasım 1964 tarihinde İran gizli servisi SAVAK'tan Albay Hafzali ve 3 koruma ile gizlice Ankara'ya getirilmişti. Humeyni'yi askeri havaalanında Türkiye adına Askeri İstihbarat görevlisi Farsça bilen Albay Ali Çetiner ve dönemin MİT görevlileri karşılamıştı. 

Ankara’da kısa süre kaldıktan sonra, Bursa'ya götürülen Humeyni, sürgün günlerini Albay Çetiner'in evinde misafir olarak geçirmiş, hatta Bursa Ulu Camii’nde Türkçe hutbe verecek kadar Türkçe’yi iyi bildiği anlaşılmıştı.

Türkiye, neden İran ile ilişkilerinde ihtimam gösteriyor, hiç düşündünüz mü? Sebebi çok açık, çünkü İran'ın üçte ikisi Türkİran, Büyük Selçuklu Devleti'nin ana üssü. 

İran, Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türk Devletleri’nin toprağı. Türkiye, İran'ı rakip değil, kardeş olarak görüyor. Bölünmesine gönlü razı değil. Ama  İran'ın Türkiye karşıtı terör eylemlerine her ne amaçla olursa olsun destek çıkmasından da rahatsız. Suriye'de “Şii Kuşak” jeopolitiği adına Suriye rejimine verilen desteği de Türkiye sorgulamıyor  mu sanıyorsunuz? 

İran İstihbaratının göreceli başarısı…

Şii Kuşak ile Ankara’yı baskılamaya çalışan İran’ın kurumsal ve kolektif bilinçaltının labirentlerinde ne var ne yok en iyi Türkiye bilir. Çünkü Kızılbaş isyanlarından günümüze, İran’ın Şii kuşak projesinin yaygınlığı ve sürdürülebilirliği çabalarının en mühim motivasyonu, büyük ölçüde Türkiye Türklüğünün Orta Asya, Orta Doğu ve Trans Kafkasya'da önünü kesmek niyet ve eylemliliğidir. Bu hususta İran istihbaratı paydaşı diğer gizli servislerle işbirliğini zaten gizlemiyor. 

İran ve Türkiye ilişkileri…

İran, 400 yıla yakın süredir değişmeyen 560 km’lik bir sınırı paylaştığı, Türkiye’nin önemli önemli bir komşusu. İran ve Türkiye arasında sınır güvenliği, terör ve örgütlü suçlarla mücadele alanlarında işbirliği mevcut. Türkiye’ye gelen İranlı turist sayısı, her geçen gün artıyor ve milyonlara ulaşıyor. İranlı turistler, Türk toplumunun hayat tarzına imreniyor. 

Türkiye’nin başlıca ihraç ürünlerini; altın, çelik profil, lif levha ve otomotiv yan sanayi ürünleri oluşturmakta. Başlıca ithalat ürünleri ise petrol ve petrol ürünleri, doğalgaz ağırlıklı. İran’da etnik yapı çok karışık. Resmî dil Farsça. İran’daki Türk nüfusu 31-35 milyon civarında olduğuna göre, anadili Türkçe olanların genel nüfusa oranı yüzde 43’tür. 

İran yönetiminin Irak meselesinde Türkiye’ye bakışı…

Türkiye’nin Kuzey Irak meselesine bakışı ve PKK ile mücadelesi bağlamında bu bölge ile ilişkileri farklı bir bakış açısıyla ele alınmış, Türkiye’nin Kuzey Irak’ı işgal etme çabası içinde olduğu iddia edilmiştir. Türk yetkililerin terörle mücadele kapsamında serdettiği sözler çarpıtılarak, kendince Türkiye’nin “emperyal güdülerinin” ifşa edildiği bir niyet okuma çabasına girişilmiştir. 

Oysa bilindiği gibi Türkiye’nin bölge ile stratejisinden bu tarz bir çıkarım yapmak oldukça zorlama olacaktır. Türkiye ve İranOrtadoğu’da çatışmalı bir jeopolitik mücadele içinde. Bu mücadele alanı Irak, Suriye, Yemen dahil bütün Ortadoğu’yu kapsıyor. İran, Türkiye’nin diplomatik ve siyasi girişimlerini kendi aleyhine görüyor ve Türkiye’nin nüfuz ve imkân alanını sınırlandırmak, daraltmak istiyor.

İran jeopolitiği; zengin petrol ve doğalgaz rezervleri, coğrafi konumu, Fars milliyetçiliği, devrim ihracı ve Şiilik’ten besleniyor. Türkiye, bir taraftan Batı ve ABD ile ilişkilerini iyi seviyede tutarken diğer taraftan İran-Batı sorunlu ilişkilerinde aracılık ve uzlaştırıcılık rolüyle hem İran’la ilişkilerini olumsuz etkilemeyecek hem de Batı ile ilişkilerini de bozmayacak şekilde ilişkilerini geliştirme stratejisi izliyor. 

Bana göre bu yaklaşım; Türkiye açısından en doğru yaklaşımdır. Görünen köy kılavuz istemez. 

Türkiye; bölgede güvenlik ve istikrarın temeli, medeniyetler arası bir köprü ve enerji koridorlarının geçtiği bir güzergâh olarak jeopolitik değerini her geçen gün artıran bir ülke. 

Ankara - Tahran hattında Washington…

Türkiye, Tahran tarafından Batı ile hareket eden bir düşman gibi görülebilir. Türkiye NATO üyesi olmasına rağmen İran’ın dünyaya açılan kapısı da. İran ile ilişkileri geliştirirken dikkat edilmesi gereken şey, ABD’yi çok fazla rahatsız etmeyecek noktaların dikkate alınmasıdır.

NATO ve Varşova Paktı’nın egemen olduğu iki kutuplu dünyada Türkiye, NATO’nun en Doğu ucunda Ortadoğu’ya Kuzey’den bir bıçak gibi girerek, Sovyetler Birliği’nin geçişini engelleyen konumu ile önem kazanmaktaydı. 

O zamanlarda, Sovyetler Birliği, Kafkaslar, Hazar Havzası ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine egemen durumuyla büyük bir avantaja sahipti. İran, Türkiye ve Afganistan ile birlikte Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu’ya ve sıcak denizlere inmesini önleyen bir stratejik konumdaydı.

Soğuk savaş yıllarında İran'ın özellikle, Türkiye ile birlikte bir yay biçiminde Ortadoğu’yu kuşatması Sovyetler için önemli bir engel teşkil etmekteydi. 1991 yılında Sovyetler Birliği dağılarak Soğuk Savaşın sona ermesiyle Rusya Federasyonu kendi içine döndüğü gibi Dünya’da ve Ortadoğu’da büyük bir boşluğun oluşmasına  ortam hazırladı. 

Washington’un Tahran'dan umdukları…

ABD’nin Avrasya’da tam kontrolü sağlayabilmek için ihtiyaç duyacağı yegane ülkenin İran olduğu, coğrafyanın dikte ettiği bir gerçek olarak önümüze çıkmaktadır. 

İran ile iyi ilişkiler kurarak veya bir şekilde müdahale ile kendisine müzahir bir yönetim getirerek bu ülke üzerinde etkinlik kurması yoluyla, ABD’nin aşağıda belirtilen jeo-stratejik avantajları elde edebileceği değerlendirilebilir.

Ancak bu şekilde ABD; Afganistan ve Irak ile fiziki irtibatı sağlayarak, Orta Asya’yı yay gibi saracak ve Orta Asya, Hazar havzası ve Ortadoğu’daki bütün enerji ulaşım hatlarını kontrol altında tutabilecektir. 

ABD’nin beklentisi, Afganistan ile birlikte Pakistan’ın da kendisine  yaklaşmasıdır. Bu  yakınlaşma mutlaka sağlanmalıdır çünkü Hindistan’ın Rusya’ya destekçi yaklaşımı ortadadır. Bu durum uzun vadede ABD çıkarlarını tehdit etmektedir.

İsrail - İran denklemi…

İsrail ‘sevmediği ot burnunun dibinde bitermiş’ hesabı, İran’ın Suriye’deki varlığını ulusal güvenliği açısından tehdit kapsamında değerlendiriyor. Bazı gelişmelere bakıldığında ABD ile İran arasında bölgede sınırlı bir savaşın yaşanması söz konusu. 

Amerikalılar bu savaş için yıllardır hazırlanıyor. Kuzey Irak’ta silah ve mühimmat depoladılar. Suriye’de PYD/YPG’yi nasıl sözde DEAŞ (IŞİD) ile mücadelede müttefik kara ordusu -gelin biz buna paralı askerler diyelim- kullandılarsa Peşmergeyi de İran ile savaşlarında aynı şekilde kullanmayı planlamışlardı. 

Şimdi bu plana Rakka’dan tahliye ettikleri DEAŞ’lı teröristleri kattılar. İran ve Irak’ta faaliyet gösteren Kürt milliyetçisi silahlı örgüt PJAK tam adı ile Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’de ABD için bulunmaz ‘Hint Kumaşı’dır. 

Muhtemelen bir sonraki aşama PYD/YPG unsurlarının İran’a yönelik operasyonlarda kullanılması. Nitekim NATO savunma bakanları toplantısında, ittifakın Irak’taki askeri eğitim misyonunu genişletmesi kararı alınmıştı. İttifak, Irak silahlı kuvvetleri için yeni okul ve akademiler açılmasına yardımcı olma, eğitimin Irak’ın başkenti Bağdat ve diğer kentlerinin yanı sıra Ürdün gibi komşu ülkelerde de verilebilmesini kararlaştırmıştı. 

Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında iktidar el ve yer değiştirse de Amerika’da neocon politikalar her zaman revaçta. Neoconlar küresel emperyalizme biat etmeyen Türkiye’deCumhurbaşkanı başta olmak üzere bir takım değişimlerin yapılmasına dönük zorlamaları  bırakın düşünmeyi,  özellikle ekonomik  kuşatma ile pratize ediyorlar. 

Dış müdahale ile İran’a diz çöktürmek kolay değildir. Amerika, içeriden yıkmayı deneyecektir. Bu noktada İran'ın Şii hilalindeki etkisini yok etmek için de mücadeleye girecektir. Bunu İsrail ve Körfez işbirliği kapsamında, aynı zamanda kuzeyden inerek yapmaya çalışacaktır. 

Bu meselelerin çözümü için TürkiyeRusya’yla olduğu kadar İran’la da işbirliği yapmak mecburiyetindedir. O zaman Şii kuşağındaki diğer grupları da etkileme şansına sahiptir. Ancak bir risk vardır. Bunu yaptığında Şii kuşağındaki İran mevcudiyeti Türkiye’nin aleyhinedir. 

Dolayısıyla aynı zamanda bunu da önlemesi gerekir. Bu noktada Türkiye’nin menfaati Amerika’yla birlikte hareket etmeyi gerektirir. Çıkarlarımızla oradan gelecek sonuçlar örtüşmüyor. Fevkalade dikkatli, çok başarılı bir diplomatik atakla bu işi çözmemiz gerekir. 

Çünkü İran’a diz çöktürdükleri gün sıra Türkiye’ye gelir. 

Burada bir Kürt devletinin Amerika yönünden hedef olduğu artık bir sır değildir. Türkiye’nin bunu, birlik ve beraberliği arttırarak, Silahlı Kuvvetleri dahil güç dengeleri içinde kendini kanıtlayarak başarabilmesi mümkündür. İç politikamızı da bu manada gözden geçirmemiz gerekmektedir.

İsrail savaş uçaklarının İran'ın nükleer tesislerini imhaya yönelik hava harekâtı ile başlayacak süreçte Türkiye’nin seçenekleri nelerdir?

Bunlara kısaca değinmek yerinde olacaktır. 

Türkiye, ABD ile İran operasyonunda neden uzlaşır?

ABD ve Türkiye belirli dönemlerde birbirini stratejik ortak kapsamında nitelendirmiş iki ülke. İkisi de NATO üyesi. Rusya Federasyonunun Çarlık Rusya’sı ideallerine dönüş sinyalleri verdiği ortada. Ankara; yayılmacı politikalar geliştiren Moskova’nın karşısında yalnız bırakılmamak için ABD ile uzlaşabilir.

Türkiye’nin ABD’nin olası İran operasyonunu destekleme nedenleri:

1- Bölgedeki güçlü ve nükleer silaha sahip İran’ı Türkiye istemez. İsrail Ordusu'na İran'ın nükleer programını engellemesi için 2.9 Milyar ABD Dolar bütçe verildiği belirtilmektedir. Türkiye-İran arasında Kasr-ı Şirin (1639) ile kurulan denge var. Bu denge,İran nükleer silaha sahip olursa ne olacak? Hazırlıklı olmak gerek.
2- İran devletinin öncelikle Türkiye, Suriye ve Irak’taki terör örgütlerini desteklemesi Türkiye’nin milli güvenliğine tehdit oluşturmaktadır.

3- İran, Sünni Türkiye’yi de kuşatan, baskılayan, Orta Asya, Orta Doğu ve Trans Kafkasya'da önünü kesen Şii Hilali yani Şii Kuşak oluşturmak istemektedir.
4- Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya ve Ortadoğu’da Türkiye’nin rakibi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bölgelerde Selefi akımlar kadar Şii akımlarda Türkiye’nin dini perspektifi ile çatışma potansiyeline sahiptir.
5- Avrupa, Amerika ve Rusya’da güçlü ve yaygın diasporası bulunan Ermenistan ile siyasi ve ekonomik ilişkiler geliştiren İran, Türkiye’yi Ermenistan üzerinden baskılamanın hesapları içindedir.

6- Türkiye’nin enerji nakil hatları üzerinde ki ana terminal olma özelliği ve Rus doğalgazını Avrupa’ya ulaştırma projesi İran’la aramızdaki bir diğer anlaşmazlık ve rekabet konusudur.
7- Su kaynaklarının kullanımı konusu da problem riski taşımaktadır. Şiddetli kuraklık yaşayan İran'ın, Türkiye’nin su kaynaklarına olan ilgisi bilinmektedir.
8- Asıl en önemli sebep, tarihi Osmanlı - İran rekabetinin günümüzde de sürdürülebilir potansiyel taşımasıdır. Bu nedenle Cumhurbaşkanlığı Forsu’nda yer alan 16 yıldız ile simgelenen tarihteki bağımsız 16 büyük Türk Devleti arasına İran’da kurulan Türk Devleti Safeviler dahil edilmemiştir. Bu aslında Türkiye’nin net tavrını gösteren önemli bir figürdür.

Türkiye, tarafsızlık adına operasyonu desteklemediğinde İran için şunları yapacaktır:

1- Türkiye, ABD’nin İran operasyonuna destek vermemesi durumunda öncelikle ülke içinde ABD istihbaratına angaje sözde Şia karşıtı Ehli Sünnet grupların hareket kabiliyetlerini azaltır, kontrol altında tutar. Sayın Cumhurbaşkanının dinin güncellenmesi çıkışı bu yönde atılan bir adım olabilir.

2- ABD’nin İran’a yönelik ambargoyu; özellikle gıda ve sağlık malzemeleri temininde, uluslararası hukuk elverdiğince delmeye çalışır. 

3- Türkiye ile irtibatlı etnik ve dini grupların İran rejimi aleyhtarı eylemlere girmesini engeller. Özellikle Güney Azerbaycan Türklüğü ve Sünni Türkler üzerinden bunu gerçekleştirir. 

4- Sınır denetimini gevşek tutar, giriş ve çıkışlarda kontrolde ABD’nin istediği gibi davranmaz.

5- Hava sahasını İran uçaklarına kapatmaz. 

Türkiye, ABD ile İran operasyonunda neden uzlaşmaz?

1- Türkiye açısından ABD, güvenilir bir müttefik değildir. Johnson Mektubu olarak bilinen diplomatik kriz; ABD’nin Türkiye’ye bakış açısını çok net şekilde yansıtmaktadır.

2- ABD’nin Türkiye’ye baskı yaparak haşhaş tarımını yasaklatması. Türkiye’de 1971 yılına kadar haşhaştan afyon üretimi yapılırken Türkiye’nin, yasadışı uyuşturucunun kaynaklarından biri olarak suçlanması nedeni ile Türk Hükümeti bu suçlamaların doğru olmadığını kanıtlamak amacıyla ülkede haşhaş ekimine 26/06/1971 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile tam bir yasak getirdi.

1974’e kadar süren bu yasak sırasında, Avrupa ve Amerika’ya yasadışı uyuşturucu girişi devam etmiş, üstelik diğer afyon üreten ülkelerin üretimlerinde artış gözlenmiş ve yeni haşhaş üreticisi ülkelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Diğer taraftan bu yasak, önemli bu gelir kaynağından mahrum olan üreticilerimiz üzerinde sosyal ve ekonomik olumsuzluklara yol açmıştır.

1,5 milyon insan bu yasaktan olumsuz etkilenmiştir. 01/07/1974 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile ilaç hammaddesi ihtiyacının sağlanması ve geçimi büyük ölçüde haşhaş üretimine bağlı olan çiftçilerin yaşam koşullarının düzeltilmesi amacıyla haşhaş ekimi ve ham afyon üretimi 7 ilde (Afyon, Burdur, Isparta, Denizli, Kütahya, Uşak ve Konya) serbest bırakılmıştır.

06/12/1974 tarihli kararname ile kaçağa kayma riski yüksek olan ve haşhaş kapsülünün çizilmesi ile elde edilen afyon üretimi yasaklanarak, daha güvenli bir yöntem olan çizilmemiş haşhaş kapsülü üretimine geçilmiştir.

3- Türk ordusunun gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekâtında ABD Türkiye aleyhtarı politika izlemiştir.

4- ABD’ye rağmen gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında Türkiye’ye ambargo uygulamıştır.

5- ABD zaman zaman Türkiye’ye saldırgan davranabilmektedir. 1992’de ortak tatbikat sırasında Türk gemisi Muavenet Zırhlısının vurulması bunun en belirgin örneğidir.

6- Körfez harbi öncesinde ve sonrasında Çekiç Güç aracılığıyla terör örgütü PKK’ya her türlü lojistik temininde bulunması.

7- Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde 4 Temmuz 2003 günü, karargâh kurmuş bulunan bir binbaşı komutasında 11 Türk Silahlı Kuvvetleri mensubunun ve Türkmen mihmandarlarının Irak’taki işgal kuvvetlerinin bir parçası olan Amerikan 173. Hava İndirme Tugayı’na bağlı askerlerce ve yanlarında peşmergelerin de bulunduğu bir ortamda, sürpriz bir baskın sonucu derdest edilmeleri ve başlarına çuval (kukuleta) geçirilmek suretiyle götürülüp 60 saat süresince alıkonularak sorguya çekilmeleri hadisesi, bu tür olayların yinelenebileceğini göstermektedir.

8- Türkiye; soğuk savaş döneminin en zor şartlarında NATO üyeliğinden kaynaklanan sorumluluklarını yerine getirmesine rağmen ABD’nin başını çektiği NATO’nun Suriye savaşında Türkiye için kılını kıpırdatmaması.

9- ABD, Suriye’de Ankara’ya verdiği sözlerini tutmamıştır. Örneğin Mümbiç’in Türk tarafına bırakılacağı söylenmesine rağmen şimdiye kadar bir gelişme olmadığı gibi, terör örgütü PYD/YPG’nin silahdırılmasını sağlamıştır.

ABD ve İsrail'in İran nükleer tesislerine saldırısında Avrupa Birliği ile Rusya’nın pozisyonu ne olabilir?

Avrupa Birliği siyasi ve ekonomik çıkarlarına ters düştüğü gerekçesiyle ABD’nin istediği pozisyonda olmayacak ve ABD’nin yaptırımlarını delmek için her fırsatı değerlendirecektir.

Rusya Federasyonu, kendi hinterlandı gördüğü Ortadoğu coğrafyasında kazanımlarını kaybetmemek adına imkânları ölçüsünde İran’ı ABD’ye ezdirmemeye çalışacaktır. Çin ise enerji kaynaklarına bağımlığı açısından enerji tedarikçisi ABD güdümünde bir İran’dan yana olmayacaktır. 

Washington yönetimi; Velayeti Fakih rejimi ile topyekûn bir savaş yerine yumuşak güç kullanarak İran’da rejim değişikliğini gerçekleştirme yoluna gidecektir. Türkiye ise aktif İran karşıtlığına soyunmayacak, ABD ile İran arasındaki sorunların yasal platformlarda çözümünden yana olacağını deklare edecektir.

İran açısından ekonomi dezavantajı…

İş olanaklarının yetersizliğinin yoksulluğu derinleştirdiği İran'ın zayıf para birimi enflasyonun artışında yüksek ve etkili paya sahip.

Yaptırımlardan dolayı İran’ın petrol ihracatında düşüş yaşandı. Ayrıca bankacılık, madencilik gibi diğer sektörlerdeki uluslararası kısıtlamalar ülkenin dünyanın geri kalanı ile toplam ticaretinde daralmaya neden oldu. 

İran’ın uluslararası yaptırımlar nedeniyle zayıflayan ekonomisinin savaş yükünü karşılayamayacağını öngörmek için medyum olamaya gerek yok. 

Tahran’ın Suriye ve Yemen'den Afganistan'a uzanan Ortadoğu'daki vekil güçlerini, paramiliter grupları kullanarak, ABD'ye yönelik saldırısını hala artırabileceğini söylese de, mali yaptırımlar İran’ın savaş için fon bulma olasılığını kısıtlıyor.

Bölgede eski camlar bardak oldu!..

Körfez ülkeleri 2015'te Obama yönetiminin İran'la nükleer anlaşmayı imzalamasından mutsuzdu. Ardından İran'ın nükleer ve balistik füze programlarının yanı sıra Orta Doğu'da vekil güçler üzerinden nüfuzunu genişletmesini önleme konusunda Trump yönetiminin azami baskı siyasetine bel bağlamışlardı.

2018'de Trump'ın nükleer anlaşmayı çöpe atmasından da memnun görünüyorlardı. Fakat 2019'da Aramco'nun petrol tesisleri ile BAE açıklarında bazı gemilerin hedef alınması Amerikan güvenlik taahhüdündeki  açıkları ortaya çıkardı. 

Tabii Trump yönetimi İran'ın ortak tehdit olduğu algısını yükselterek İsrail'le ilişkileri normalleştirmeyi hedefleyen Abraham Anlaşmaları'nın 2020'nin son dönemecinde Körfez'den BAE ve Bahreyn ile imzalanmasını başardı. 

Körfez'de yakalanan bu ivmeyle İsrail'in yanına itilen Sudan ve Fas'ın gerekçeleri elbette farklıydı: 2019'da Ömer el Beşir rejimini sırtından atan ama ipleri eline alan askeri konsey nedeniyle henüz sivil yönetime kavuşamayan Sudan, ABD'nin kara listesinden çıkarılma taahhüdü; Fas ise Cezayir'le kavgalı olduğu Batı Sahra üzerindeki egemenlik iddiasının tanınması karşılığında İsrail'le ilişki kurmayı kabul etti. 

Bir taraftan da İsrail'le normalleşme Amerikan dostluğunu kazanmanın bir yolu olarak görüldü. Ancak özellikle Körfez'de İsrail'le yakınlaşmanın İran'la olası çatışmalarda kendilerini ön cepheye dönüştüreceği endişesi ha bire körüklenmişti. 

Üstelik tarafların güçleneceğini umdukları güvenlik şemsiyesi, şimdiden su geçirmeye başladı. Şıpır şıpır damlıyor. BAE, İsrail'i tanımaya karşılık, beklediği F-35 edinme hayaline kavuşamadı. Umduğu dağlara kar yağdı.

İsrail kararlı durmak bilmiyor!..

İsrail, İran nükleer tesislerinin yok edilmesini ülke güvenlik konseptinin olmazsa olmaz ilkesi gördüğünden bu sabit fikirle yaşıyor.

The Israel Defense Forces/İsrail ordusu, İran’a yönelik olası saldırı kapsamında destek verecek operasyonel birimlerin organizasyon ve eşgüdümünü eğitim tatbikatları ile  sağlama uğraşında. Ordu, İran'a yönelik olası bir saldırı için geçtiğimiz aylarda yaptığı hazırlıkların bir parçası olarak gelişmiş silahlar edindiğini, hava kuvvetleri eğitim tatbikatları düzenlediğini ve Askeri İstihbarat'ın hedef  noktalar için yeni saldırı hedefleri topladığı bilgisini kamuoyu ile paylaşıyor.

The Israel Defense Forces/ İsrail Savunma Kuvvetleri  IDF'ye bu amaçla 9 milyar şekel (2,9 milyar dolar) ek bütçe verildi. Askeri yetkililer, IDF'nin hükümet onay verir vermez İran'ı vurmaya hazır olacağını söylüyor. İsrail Ordusu, Lübnan'da Hizbullah veya Gazze Şeridi'nde Hamas ile çatışma senaryosu dahil olmak üzere, İran'ı vurmanın sonuçlarına hazırlıklılar. 

Bu senaryoda IDF, düşman güçlerin paramiliter yapılarına ağır bedeller ödettirmek ve bu cephelerde önemli kazanımlar elde etmek için zemin hazırlıyor. IDF'nin değerlendirmesine göre, İran son yıllarda hava savunma düzenini artırdı ve geliştirdi, bu da hava saldırısını daha karmaşık hale getirdi. 

İranlılar, İsrail'in herhangi bir noktasını kolayca vurabilecek uzun menzilli füze cephaneliklerini de önemli ölçüde artırmayı başardılar. 

Çünkü işte tam da bu noktada İsrail, hava saldırısına destek amaçlı Irak üzerinden sınırlı bir kara harekatı planlanıyor. Mossad ve AMAN unsurlarının bölgedeki diğer müttefik ülkelerin istihbarat birimleri ile koordineli şekilde operasyonda yer almaları üzerinde çalışılıyor. 

IDF, ayrıca istihbarat toplamak ve diğer operasyonel faaliyetlerin yanı sıra ortak terörle mücadele operasyonları gerçekleştirmek için Mısır, Ürdün, Kıbrıs, Yunanistan ve bazı Körfez ülkelerindeki bölgesel ortaklarla birlikte çalışıyor. Savunma yetkilileri, bu ortaklığın İsrail ile komşuları arasındaki bağları güçlendirdiğini ve İran'da olası bir İsrail askeri harekâtına daha fazla meşruiyet kazandırabileceğini söylüyor. Bu konuda Türkiye ile görüşmeleri var mı şimdilik kimse bilmiyor. 

IDF, İran, Suriye ve Irak'tan Lübnan'a yapılan mühimmat sevkiyatının yaklaşık yüzde 70'ini engellemeyi başardığını değerlendiriyor. Bu, İranlıları, zaman zaman sivil havayolları uçuşlarında daha küçük sevkiyatlarda mühimmat transfer etmeye zorladı, böylece İran'ın Suriye'deki mevcudiyeti ve Hizbullah'ın füze dizisi engellendi.

Ancak, aksiliklere rağmen, IDF, Hizbullah'ın hassas füze cephaneliğini artırmayı başardığına inanıyor. 

Güvenlik kurumu tarafından sunulan veriler, geçen yıl IDF'nin İsrail'in düşman devletlerine karşı caydırıcılığını sürdürdüğünü gösteriyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Aviv Kochavi, askeri muhabirlerle yaptığı konuşmada, “IDF'nin manevra kabiliyeti, birliklere kaliteli istihbarat aktarma kabiliyetimiz üzerine inşa edilmiş, [yerdeki silah ve personel miktarını artırarak] önemli ölçüde iyileşti” dedi. 

Güvenlik teşkilatındaki kaynaklar, İsrail istihbaratının, İranlı mevkidaşından çok daha üstün olduğunu söylüyor. Bu stratejik üstünlüğü korumak için, daha etkili hedef toplama için gelişmiş siber sistemler için diğer şeylerin yanı sıra Askeri İstihbarat'a önemli ek bütçeler tahsis edildi.

İsrail Hava Kuvvetleri, ABD desteğine muhtaç!..

Hava Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Tomer Bar, “İsrail, yarın İran'ın nükleer programını başarıyla vurabilir” dedi ve bu operasyonun komutanlık döneminde gerçekleşeceğini söyledi.

Ancak İran'ın tüm nükleer programını ortadan kaldırmanın İsrail'in askeri yeteneklerinin ötesinde olduğu söylenmelidir. IDF ve hava kuvvetleri, bu programın merkezi tesislerine ciddi hasar verebilir, ancak Amerikalılar taraf olmadan, verilen hasar sınırlı olacaktır.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan'ın Kudüs'te yaptığı görüşmeler, nükleer silahlı bir İran'ı önleme görevinin nasıl ele alınacağı konusunda Washington ile Kudüs arasında mesafeyi kapatamadı. Görüşmelerde deyim yerindeyse adeta havanda su dövüldü.

Sullivan ziyaretinde gözden kaybolmuş olabilecek Dışişleri Bakanı Yair Lapid, 27 Aralık Pazartesi günü Knesset Dışişleri ve Güvenlik Komitesi'ne çokça kullanılan sloganı attı; “İsrail, İran'ın nükleer bir  devlet olmasına izin vermeyecek. Elbette uluslararası bir operasyona katılmayı tercih ederiz ama gerekirse tek başımıza hareket ederiz. Kendi kuvvetlerimiz güvenliğimizi savunacak" dedi.

İran'ın nükleer bombaya ulaşmak için korkulan eşiğe çoktan ulaştığına dair işaretler artıyor. Bu demektir ki, yakın bir zamanda bölgemizde savaş tamtamları çalınmaya başlar. İsrail, İran'ın nükleer yeteneklerini yok etmek için askeri bir operasyona girişmeye karar verirse, kendisini tek başına savaşırken bulacaktır. 

Ne olursa olsun ilerleyip ilerlememek tek bir yerde, Kudüs'te verilecek bir karara bağlıdır.

Hamas Gazze'de ne yapabilir?

Gazze Şeridi'ndeki Hamas'a gelince, IDF örgütün geçen Mayıs ayındaki son çatışma turunun ardından ağır bir darbe aldığını değerlendirdi. Tahminlere göre Hamas, askeri gücünü ve roket üretim tesislerini yeniden inşa etmeye başladı. IDF, insani yardımın önümüzdeki yıl da kıyı yerleşim bölgesine girmesine izin vermeyi planlıyor.

Buna ek olarak, İsrail istihbarat teşkilatı, geçtiğimiz yıl İsrail ve Hamas arasında İsrailli sivillerin ve örgütün esir tuttuğu İsrail askerlerinin cesetlerinin iade edilmesi konusunda görüşmeler yapıldığını kaydetti. Belli bir ilerleme kaydedildi, ancak müesses nizam, taraflar arasında hâlâ büyük anlaşmazlıklar olduğunu belirtiyor.

IDF, son bir buçuk aydaki terör saldırıları dalgasına rağmen, “Filistinlilerin Yahudilere yönelik terör saldırılarının sayısının önceki yıllara göre azaldığını…” kaydetti. Öte yandan, Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik milliyetçi suçlarında artış var. 

Sonuç;

İsrail, ABD yönetimini destek konusunda ikna ederse, İran Nükleer Tesislerinin imhası için  hava saldırısı düzenleme konusunda kararlıdır.  Yurtta sulh cihanda sulh ilkesini benimseyen Ankara,  İran'ın nükleer silaha sahip olmasını bölge barışı ve kendi sınır güvenliği açısından tehdit kapsamında değerlendirmektedir. 

 Eğer İran barış istiyorsa, öncelikle Erivan ile ilişkilerinde Türkiye ve Azerbaycan karşıtı politikalarını sürdürmeyi bırakmalıdır. Ayrıca Irak ve Suriye'de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin terör saldırısı önleme amaçlı bulunmasına karşı çıkmayı durdurmalıdır.