Piyasalar

Goncasına Kar Yağmış Gül’ün.

Punto:

Muhsin Yazıcıoğlu Şaadeti Anısına …


26.03.2009: Muhsin Yazıcıoğlu ve 4 arkadaşı Taşıyan helikopter K.Maraş-Çağlayancerit ile
Yozgat-Yerköy arasında bir yerde düştü…
29.03.2009: BBP Genel Sekreteri Yalçın Topçu Pilot dahil helikopterde bulunanlarla birlikte
Muhsin Yazıcıoğlu’nun da vefat ettiğini duyurdu…
31.03.2009: Muhsin Yazıcıoğlu Ankara'da kılınan Cenaze namazının ardından Taceddin
Dergahının Bahçesine defnedildi…
‘İnne Lillahi ve İnne İleyhi Raciun.’
‘Ruhu Şad; Mekanı Cennet Olsun…’
Bizim toprağımızda bitecek, bizim suyumuzla yeşerip boy atacak bir kömçe yarpuz olacaksın;
yarpuz yarpuz kokacaksın arkadaş…Yarpuz yarpuz yanacak için…
Seveceksin toprağın, otun,samanın kokusunu; suyun sesine karışacak sesin; nefesinde avazında
bizden olacak arkadaş…Nefes nefes, avaz avaz ‘biz’ diyeceksin….
Bileceksin dirgeni, harmanı, sapı samanı, tırpan vuracak, yonca biçecek, döven görecek, ezik
otlar üzerinde şöyle bir dönüvereceksin; başka türlü dönmeyi bilmeyeceksin…
Bileceksin üzengiyi, dizgini; katarlarla yarışan atların terine karışacak terin; yarış bitse de koşusu
bitmeyen atlarla koşacaksın arkadaş…Topukların baldırların iyi tanıyacak terli ve yorgun atların
sağrılarını, oturdun mu dolduracaksın eğerin her bir yerini…
Bir su medeniyetinin oğlu olacak ve bir çeşme nedir ve nasıl bir şeydir bir su kenarında yatıp
uzanmanın huzur veren berraklığı bileceksin arkadaş…Etin, kemiğin kasın iliğin bizden olacak…
Papatyalar güne gülümserken güneşle kol kola girip peygamber çiçeği toplayan umutların olacak
…Gün güneşe nasıl döner ve güneş hangi dille ‘Gün’ olur da bir demet papatyanın
gülümsemesiyle tütsülenir bileceksin arkadaş …
Başı ‘Vav’dan sonu ‘Fa’ dan halk olmuş bir ‘Vefan’ olacak; içinden dışına taşan ve hangi eli
tutmuş, hangi sırtı sıvazlamış, hangi sineyle kucaklaşmış olursan ol, değip geçtiğin yerlerde bile
bu iki hurufla kazınmış mühürler gibi nakşolup kalan bir ‘Vefan’ olacak arkadaş…

Almaktan usanmamış ellerin hükümferma olduğu bir zaman da vermekten usanmamış ellerin,
parmakların olacak arkadaş…Seveceksin vermeyi, ellerin, ellerin ve parmakların bile hayırlı
olacak…Bileceksin ve hissedebileceksin başı dıbız bir çocuğun süt parasından, yazmalı
kadınların ekmek parasından kesilen bir parçanın omuzlarına yüklediği sorumluluk ne demek,
bunun dahi hesabını yapabilecek bir yüreğin olacak…
Belin sert olacak arkadaş…Omurgan düzgün ve itinayla dizilmiş kemiklerin olacak, bir o yana bir
bu yana fırıldayamayacak, öyle de olur böyle de demeyecek, diyemeyecek bir dilin olacak
arkadaş…

Bir oyunun olacak; en direşkeninden, en hakkından ve en hakikisinden, daha aklın yeni yeni
keserken memleketin sokakların da öğrendiğin ve büyüyüp 550 kişilik salonlar da tek başına
oynasan da oynanan nice büyük oyunları bozacağın kadar büyük bir oyunun olacak arkadaş…
Esiri olmadığın ancak senin eserin olabilecek bir sırrın olacak; öyle ki, ister yaşarken isterse
göçüp giderken bile nice sırlarını paylaştığın ve senden sonra başka hiç kimseyle paylaşacak
sırları olmayan sırdaşların olacak arkadaş, dostların olacak…

Bir yolun olacak arkadaş; imanla inançla ve muhabbetle taş taş, parça parça ördüğün bir yolun,
ondan başkasında yürüyemediğin, sapıp yalpalamadan yürüyüp geçtiğin bir yolun, bir menzilin
olacak…

Uzak çok uzak bir yerlere dair bir özlemin olacak; ve bir kanadıyla sana açılırken diğer kanadıyla
ötelere uzanan pencerelerin olacak…Öyle bir için olacak öyle bir içte duracaksın ki, hiçbir kıyıda
dolaşamayacak, hiçbir kıyıda olmayacak, olamayacak, her neredeysen tam içinde olacak, şeksiz
şüphesiz seni tam orada tutup orada gösterecek ve görebilen herkesi hayran bırakacak bir için,
bir yatkınlığın, istidadın, itiyadın, ihtiyarın olacak arkadaş…

Koskoca bir bağrın, can elması bir yüreğin ve bu yürekle irtibatını kesmemiş bir kafan olacak
arkadaş…Olacak ki; devlet nedir, millet nedir, birlik nedir, büyüklük nedir bilesin ve bilmem ne
kadarı hücrede geçen ‘Ebucehil devrinin eylül uzantılarında’ başına gelen hayırsız yanlışlıktan
sonra bile ‘ben devletime küsmem, ben milletime küsmem…’ diyebilesin…
Velhasıl; bir yalnızlığın olacak arkadaş…bir gün tek başına kalsan bile ah vah dedirtmeyecek, bir
kırıntı pişmanlıkla bile berelenmeyecek, kırılıp dökülmeyecek bir yalnızlığın olacak…İşte ancak o
zaman sonsuzluğun peşine düşebilecek ve gide gide ‘ey sonsuzluğu sahibi sana ulaşmak
istiyorum…’ diyebileceksin…

Ve işte ancak o zaman bir hilal uğruna bir hilalin bağrında goncasına kar yağmış bir gül gibi
sonsuzluğa ulaşacaksın inşallah…Muhsin olacaksın…

Şahin Torun/ERZURUM