Hareket alanının son derece geniş olduğu Hanefi mezhebine mensup olanların Şiiliği anlamakta
zorlandıklarını hatta anlayamadıklarını düşünüyorum. Şiilik kendisine inanları kuşatır. Mensuplarının üst
kimliği haline gelir. Genelde diğer kimlikleri bastırır, silikleştirir.
Şiiliğe göre bir Müslüman’ın Ayetullah’ı Uzma veya Mercii Taklit denilen yaşayan büyük alimlerden birine
bağlanması şarttır. Müslüman bağlandığı alimi örnek alır, hayatını onun verdiği talimatlara göre şekillendirir.
Bağlandığı alimin emrinden çıkması, dinden çıkmak anlamına gelir. Mesela Bahreyn nüfusunun %80’den
fazlası Şii’dir. Bahreyn halkı İran veya Irak’taki Mercii Taklitlere bağlıdır. Ülkeleri ile İran savaştığında bağlı
oldukları Ayetullah İran’ı desteklerse onlarda İran’ı desteklemek zorundadır. Bahreyn halkının, İran’ın
Bahreyn’i bombalamasını neden kutladığını bilmem anlatabildim mi?
Bununla birlikte Şii Müslüman, fikir ve hükümlerini beğenmediği Ayetullah’tan koparak bir başkasına
bağlanabilir. Bu durumda yeni önderini örnek alır, onun talimatlarını yerine getirir. Şii Müslüman bağlı
olduğu Merci Taklit öldüğünde yaşayan Ayetullahlardan birini seçerek ona uyar. Genelde Mercii Taklit
öldüğünde yerine bu sıfatı kullanmaya hak kazanmış talebelerinden biri veya birkaçı geçer. Pratikte ölen
Mercii’ ye bağlı olanlar onun talebelerinden birine bağlanırlar. Merci öldüğünde verdiği hükümlerde onunla
birlikte ölür.
Şiilikte, Mercii Taklit anlayışı nedeniyle tarikatlar gelişmemiştir. Zira Mercii Taklitler şeyhlerin işlevlerini de
üstlenirler. Zira onlar hem maddi hem de manevi önderdirler. Hükümleri Kuran ve hadis gibidir. Mesela
namazın beş vakit olduğu ayetle sabittir. Eğer Merci ‘’beş vakit namaz cem edilerek üç vakitte kılınır’’ derse
Müslüman bu talimatı yerine getirmekle mükelleftir. Merci Kuran’ın hükmünü değiştiremez ama
uygulanmamasına karar verebilir.
Aslında verdiği hükümlerin Ayetullah’la birlikte ölmesi ve Ayetullah’ın günün şartlarına göre hüküm
vermeye hakkının olması, iyi değerlendirilse dinin günün şartlarına uyum sağlamasını yani zamana hitap
etmesini sağlar. Bu olanağı Humeyni ortaya attığı ve ısrarla savunduğu Velayeti Fakih teorisiyle çok iyi
değerlendirdi.
Caferi Şiiler 12. İmam’ın gayba karıştığına (Bu teoriye göre imam bin yaşın üstünde) ve zulüm dayanılmaz
hale geldiğinde dünyaya avdet edeceğine ve Müslümanların en parlak devirlerini yaşayacaklarına inanırlar.
Bu inanç gereği devlet kurmak, güçlenmek gibi eylemlere önem verilmezdi.
Humeyni 1200 yıldır süren bu düşünceyi değiştirdi. Ona göre bu hedefe ulaşmak için Mehdi geldiğinde
ordusu ve devleti hazır ve güçlü olmalıydı. Yani Müslümanlar devrim yaparak Şahı devirmeli, İran devletinin
yönetimini ele geçirmeliydi. Güçlü bir ordu kurulmalı. Bilgili ve inanmış mollalarla askerler devrimi
yaymalıydı.
Bunların yapılabilmesi için Peygamberimizi, Hz. Ali’yi, İmam Hüseyin’i ve diğer imamları temsil edecek,
hükümleri Allah’ın hükümleri olacak bir lider (Velayeti Fakih) seçilmeliydi. Sayıları on beş civarında olan
Mercii Taklitler dini önderlerdi, tek ve eşsiz olan Velayeti Fakih ise hem dini hem de siyasi önder. Bu teori
Şiiliği siyasileştirdi.
Velayeti Fakih teorisi ileriye sürüldüğünde çok az Şii tarafından benimsendi. Zulmün zirve yapması, İran’ın
fukaralaşması, Şaha sert ve uzlaşmaz muhalefet yapan Humeyni’yi kitlelerin gözdesi yaptı. Humeyni’nin
destekçilerinin sayısıyla birlikte Velayeti Fakihe inanlarda arttı. Devrimden sonra devletin resmi ideolojisi
olan teoriyi İran’daki Şiilerin ve mollaların çoğu benimsedi. Böylece önce Humeyni, onun vefatından sonra
Hamaney Allah’ı, peygamberi ve imamları temsil eden dini ve siyasi otoriteler oldular.
Teori İran dışında pek rağbet görmedi. Haddizatında bağlıları için tek otorite olan Merciler de hareket
alanlarını sınırlayan Velayeti Fakih müessesine sıcak bakmadılar. Yaklaşık olarak İran’daki Şiilerin %60’ı,
Irak’takilerin %20’si, Lübnan’dakilerin %80’i Velayeti Fakih inancını kabul ediyor. Yemen’deki Zeydiler zaten
Caferi olmadıklarından 12 imamı kabul etmiyorlar. Bununla birlikte İran’ın etkisiyle Caferiliğe geçenler ki
bunlar toplumun çok küçük ama yönetici kısmı, Velayeti Fakih’e inanıyorlar.
Arap dünyası, Azerbaycan, Hindistan ve Pakistan için yaklaşık rakam bulamadım ama Velayeti Fakih’e
inanlar yok denecek kadar az. Şiiler genelde eğer varsa kendi memleketlerindeki, ulaşabildikleri, aynı dili
konuştukları Mercilere inanıyorlar. Bunun istisnası Şii aleminin her parçasında hüsnü kabul gören Sistani.
Yani Ali Hamaney Şiilerin lideri değil. ‘’Katolikler için Papa neyse, Şiiler için İran’ın dini lideri odur’’ tespiti
yanlış. Hamaney, Velayeti Fakih teorisine inanan Şiilerin dini lideri. Ama Taklidi Merci olduğundan bütün
Şiilerin hürmet ettiği biri. Şunu da belirteyim, devlet gücüne rağmen Hamaney en çok bağlısı olan Mercii de
değildi. Sistani hem en çok bağlısı olan hem de diğer Mercilerin otoritesini kabul ettikleri bir din adamı.
Velayeti Fakih teorisinden evvelde Şiilik, mensupları üzerinde diğer mezheplerden daha etkiliydi. Fakat
siyasi değildi. Velayeti Fakih teorisi Şiiliği siyasileştirdi ve İran’ın emrine soktu, tabii teoriyi benimseyenler
açısından. Rejim halktan koptukça ana vatanında da teoriye inananlar azalıyor. Ülkenin kötüye gitmesi,
Velayeti Fakih’in otoritesini sarsıyor.
Konuyu Türk Dünyası açısından ele aldığımızda Şii Türkler, genelde yaşadıkları ülkelerdeki Mercilere bağlılar.
Ve İran dışında, Afganistan’daki Hazaralar hariç, Velayeti Fakih teorisini kabul eden Türk yok denecek kadar
az. Türkiye’deki Şiilerin baskın çoğunluğu Sistani’ye bağlı. Azerbaycan’da Şiilik büyük oranda folklorik.
Bununla birlikte dindar Türklerin çoğu Güney Azerbaycan’daki Türk Ayetullahlara bağlılar. Sadece İran
tarafından himaye edilen Taliş azınlık Hamaney’e bağlı.
Türklerin takriben %20’si Şii. Şii Türklerin yaklaşık yarısı Velayeti Fakih fikrine inanıyorlar. Şii Türklerin dörtte
üçü bir mercii’ye sıkı bağlarla bağlı. Türk Dünyasını inşa ederken bu gerçekleri göz önünde bulundurmalıyız.

