Dünya hızlı ve beklenmedik tarzda gelişmeler gösteriyor. Değişimin beklenmedik
tarzda olması, tarih bilimini de değersiz kılıyor.
Tarih bilimi, olayların akışına göre geleceği tasarlamamıza yardımcı olacak bir birikim
olmaktan çıktı. Medeniyet ve Hukuk Devleti kavramlarındaki pozitif gelişme süreci,
gücü ile varlığını sürdürme ve geliştirme anlayışı ile tersine döndü. Bunca yıllık
insanlaşma süreci, “Güç kullanarak zorbalık yapma” anlayışına yenik düştü.
Dünyaca ünlü gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’un orta yerinde, Arabistan
konsolosluğunda öldürüldü ve cesedi asit kuyusunda eritildi. Katil sıfatı taşıyan Suud
hanedanı, Tramp tarafından yüksek bir aklama bedeli ile kalıcı Kral haline getirildi.
Delilli dosya elinde olan yöneticimiz de bunu fırsat bilip, susma bedeli talep ederek,
dosyayı sümen altı yaptı. Bu cinayet, hukukun tüm dünyada rafa kaldırıldığını
olduğunu ortaya koyan önemli bir dönüm noktasıdır. Medeniyetin beşiği ABD ve
Medeniyet için büyük bedeller ödemiş Avrupa, hukuku savunmuyor ve güce dayalı
sisteme itiraz etmiyorsa, dünyanın geri kalan kısmının vay haline!...
Filistin-Kudüs bölgesi, dünyadaki değişimi değerlendirmek için önemli ve güncel bir
konu. Bu bölgedeki taş binaları, Yahudi ve Müslümanlar, “ölümüne savunulacak
kutsal mekanlar” olarak değerlendiriyor. Bu çatışmalarda zavallı Filistin halkı ve bir
niteliği olmadığı için paralı askerlik yapan Yahudi gençler ölüyor.
Filistin konulu çatışmaların kazananı, tüm dünyaya silah satanlar. Filistin deki
çatışma, tüm bölgedeki savaş ve silahlanma arzusunu tetikliyor, bölgenin tüm
kazancı silah ücreti olarak bu doymak bilmez canilerin hesaplarına akıyor.
Askerlik çağındaki 18-30 yaşındakiler, artık taş-toprak için ölmek istemiyor. Tüm
dünyada, paralı askerlik için başvuranlar çok azaldı. Yeni nesil, ölmek yerine
yaşamaktan yana. Bu sebeple, kara savaşları ve ölümlü savaşların sonu geldi. Hava
gücü ve teknoloji ile, iktidarların el değiştirmesini amaçlayan savaşlar öne çıktı.
İnançlar çoğu zaman gerçek amacı gizlemek için kullanılır. Silah satıp, ülkeleri
birbirine kırdırıp, sonra da zayıf düşen halkların yerüstü ve yeraltı zenginliklerini,
emeklerini sömüren çıkarcılar, şimdi de Filistin’in güzelim sahillerini turizm alanı
yaparak para kazanmanın derdindeler. Filistin’de zulme uğramış eli kolu bağlı
insanlar da, sorunu kanla temizlemek düşüncesi ile, intihar timleri ve suikastlarla
karşı tarafa zarar vermeyi düşünüyor. Bu kısır döngü biter mi?
Filistin halkı, “Din için savaşın, arkanızdayız!” diyerek, az bir destek verip sonra da
kaybolan müslüman ülkelerin iki yüzlülüğünü gördü. Bu şartlarda, silah sanayi-Yahudi
anlayış ve bunun güdümündeki ABD’ye karşı koymak mümkün değil. Filistin halkı,
kendisini bu hale getiren bu ölçüsüz güçten başka bir güç kalmadığını, geleceklerinin
de bu güce bağlı olduğunu yaşayarak gördü.
Halbuki, “Hicret” kavramı anlaşılmış olsa, ölümler engellenebilir ve tüm dünyaya
dağılan Filistin halkı, zalimlik yapan Yahudilerin sonraki süreçte takipçisi olurdu.
Fedakar Musa, zalim Firavun ve ekibi ile defalarca görüşmüş/tartışmış ve ikna
edemeyince, halkına dönüp, “Bu azgın adamı durdurmak mümkün değil, ölmemek
için her şeyimizi bırakıp gitmeliyiz” diyerek, tehdit altındaki insanları o bölgeden
çıkarmıştır. Aynı şeyi Medeni Muhammed de yapmış ve sömürgeci düzenlerini
ölümüne koruyan müşriklerden canlarını kurtarmak için, “Medine bölgesine
taşınmaktan başka çaremiz yok!” diyerek ashabını çevrelenmiş ölüm atmosferinden
çıkarmıştır. Filistin bölgesinde de, hicret şartları çoktan oluşmuştu. Buradaki mazlum
aileleri, tüm ülkelerden gönüllü aileler himaye ederek yanlarına alabilirdi. Bu konuda
çok yazılar yazdım ve bir aileyi yanıma alabileceğimi de belirttim.
Aktörler içerisinde en büyük çelişkiyi Yahudiler ortaya koyuyor. Zira Firavun ve Hitler
tarafından iki kere büyük zulümler görüp, yaşam alanlarını terk etmiş olmalarına
rağmen (Hicret), şimdi de kendilerine Firavun ve Hitler’in yaptığını Filistin halkına
yapıyorlar. Yaratıcı tarafından özel yaratılmış!, seçilmiş! bir ırk olduklarını düşünen ve
Yahudi olmayanları hayvandan farksız gören bu anlayış, ortalık biraz sakinleşince bu
büyük çelişkileri ile yüzleşecek ve değersizleşecektir. Bana göre bir kısım etkin
Yahudi, inançtan ziyade silah ve diğer ticari unsurları kullanıp zenginleşmelerini
arttırmak amacı ile bu saçma anlayışları kullanıyor. Ne Yaratıcı bir gurup insanı
seçmiştir, ne de vadedilmiş bir toprak veya kurtarıcı Mesih! vardır.
Yaşamaktan ziyade ölmeyi sevenler ve ölümlerden beslenenler, Hicret kavramını öne
çıkarmazlar. Sorunsuz yerlerde rahat yaşayanlar, sorunlu yerlerdeki dindaşlarının tüm
dünya için cihat ettiğini düşünüp onların ölümlerine sevinirler. Çeçenistan, Afganistan
vb birçok yerdeki kaçınılmaz ölümler, buradaki halk savaşa teşvik edilerek yaşatıldı.
Kendileri normal hayatlarını sürdürürken, cebindeki küçük paraları aktararak ve
propaganda yaparak, kazanılması mümkün olmayan savaşlarda milyonları ölüme
sürükleyenler, mücadele! veriyormuş gibi tatmin olmaya çalışsa da, bu ölümlerden
sorumludurlar. Ya daha güçlü olup zalimi durdurursun, ya da zulme uğrayanı oradan
alıp çıkarırsın…
Ölmek ve öldürmek konulu bu çatışma ortamında, hep garibanlar ölür, sermaye ise
sürekli büyür. Bu sarmalı durdurmak için, yaşamayı, yaşatmayı, hicret anlayışını,
insanlığa barış ve iyiliği öğretmeyi öne çıkarmalıyız.
Av.Uğur KARACA / NEVŞEHİR

