Piyasalar

Erzurum'da Erzurum'a Hasret Yaşamak

Punto:
Akşam namazına çocukluğumun, gençliğimin geçtiği ilmihali, edebi, ahlakı, saygıyı, sevgiyi öğrendiğim Caferiye Camisine ve Cumhuriyet Caddesine gittim, Yüzlerce kere, bir aşağı bir yukarı, volta attığımız mecburiyet caddesine, Gezindim yıkılmış mahalle aralarında, sokaklarda, caddede, Belki çocukluğumu, çocukluğumdaki Erzurum'u bulurum diye, Ama nafile bulamadım, Ne mahalle kalmıştı, ne sokak, ne de Cumhuriyet Caddesi, Ne caminin içinde vardı Erzurum, ne avlusunda, Ne o defalarca süpürdüğüm, pırıl pırıl yıkadığım kaldırımlarda, Ruhsuz, kimsesiz, yapayalnız, sahipsizliğini haykıran Erzurum ve ben, Ne Mehmet Gürgür Hocam vardı, ne Hüseyin Küçük ustam, ne de İbrahim Karaali ustam, Ne babamın dost canlısı, cömert, hoşgörülü, güler yüzlü esnaf dostları oralardaydı, Ne dayım, ne de içine dünyamızı sığdırdığımız dayımın kulübesi, Ne sergimizi serip satışımızı yapacağımız kaldırımlar vardı ne de tablamızı koyabileceğimiz bir yer, Arkadaşlarım da yoktu, ağabeylerim de, o eski dostluklar da, Ne eski dükkân komşularımız oradaydı, ne çıraklar, kalfalar, ustalar, Namazımı kıldım bin bir hayal kırıklığı ve gözyaşlarıyla, Ve dedim ki, verin bana kaldırımları süpürdüğüm çalı süpürgesini, süpüreyim bu ruhsuzluğu, bu suskunluğu, bu sahipsizliği belki geri gelir o mert, güler yüzlü, yardımsever, mutlu insanların Erzurum’u, İnsanlar ölür, ölür de, şehirler de ölürmüş, gördüm, inandım, Haykırdım içimden; Erzurum neredesin? Nerede ruhun, nerede değerlerin, nerede insanların? Seni bu hale getiren, seni öldüren, seni bu ruhsuzluğa, suskunluğa ve teslimiyete götüren ne? Erzurum sustu ben sustum, ağladım, ağladım, Beni bir tek boynu bükük kalmış Caferiye Camisi ve yüzlerce kere abdest aldığım çeşme anladı ve onlar da ağladı.