Muğla’da yaz günlerinin bunaltıcı sıcaklığında sık sık kendimi attığım, yüksek rakımlı
tepelerinde çam ormanları içinde soluklandığım yerdir Kavaklıdere tarafları. Gerçi şimdiki
kelleşmiş tepelerini görünce de üzülmüyor değilim ama onu da insana benzetip, insanın
başının da eskiden daha gür bir örtüyle kaplıyken zamanla döküldüğüne yorarak avunmaya
çalışırım. Madenler elbette zenginliğimiz, elbette çıkarılmalı ama böylesi yeşil bir örtüyü de
olabildiğince muhafaza etmemiz, içerisinde bulunan yüzlerce tür canlıyı da korumak zorunda
olduğumuzu hatırlatmak isterim.
Yeni rezervler bulunduğuna dair haberler artık kimimizi heyecanlandırsa da çoğumuzu da
yeni kaygılara sürüklemekte. Geçen hafta, işte bu harika ormanların bulunduğu Muğla
Kavaklıdere’de devasa rezervlerin bulunduğuna ve tam 17 kuyu açılacağına dair ulusal basına
düşen haberler de ister istemez bu endişeleri beraberinde getirdi.
Muğla İli, Kavaklıdere İlçesi, Çamyayla ve Çatak Mahallesi sınırlarında bulunan ruhsatlı
sahada sıvı karbondioksit arama ve İşletme faaliyetleri kapsamında 17 adet sondaj kuyusu
açılarak çıkarılması düşünülen CO2 gazının, arazi içerisinde döşenecek boru hatlarıyla
iletilerek Sıvı Karbondioksit Üretim Tesisinde hammadde olarak kullanılması planlanıyor.
Karbon dioksit (CO2) gazının doğal rezervlerden çıkarılıp epey geniş bir kullanım alanı
olduğunu biliyoruz. Bunlardan bazıları:
1- Alkali atık suların nötralizasyonunda kullanılarak; karbonik asit oluşturup, pH dengesi
sağlaması.
2- Belirli şartlar altında kimyasal reaksiyona girmeyen bir gaz türü olduğundan metal
kaynaklarında koruyucu atmosfer tabakası oluşturmak maksadı ile tercih edilmesi,
3- Geliştirilmiş petrol çıkarma yöntemlerinde, CO₂’in yeraltına enjekte edilerek petrolün
viskozitesini azaltarak üretimin artırılmasına yardımcı olması.
4- Çimento iyileştirme ve demirlerin kalıplaştırılarak peletlemesi gibi işlemlerde
kullanılması.
5- Kola, soda, bira gibi gazlı içeceklerin karbonatlanmasında kullanılması.
6- Kuru buz formunda gıdaların taşınması ve saklanması ile gıda paketlemelerinde
koruyucu atmosfer oluşturmak için ambalajlarda kullanılıp, raf ömrünü uzatması.
7- Yanmayı engellemesi ve başka gazlarla tepkimeye girmemesi özelliğinden dolayı inert
gaz olarak yangın söndürme tekniklerinde en çok tercih edilen gaz olması.
8- Cankurtaran botları ve hava yastıklarının şişirilmesinden tutun da aerosol ürünler,
deodorant ve spreylerde taşıyıcı gaz olarak kullanılabilmesi.
9- Sera atmosferi zenginleştirme işlemlerinde bitki büyümesini hızlandırma
aşamalarında kontrollü salınımlarda kullanılıyor olması.
10- Tehlikeli sıvıların transferinde ve bazı arıtma işlemlerinde en tercih edilen ürün olarak
kullanılması.
Böyle bir zenginliğin toprak altında tutulmasına hiçbir vicdanın razı olmayacağı kesin ancak
sorun bizim sürdürülebilir şekilde bir işletme zaafımız olduğu, ‘vur deyince öldürür’
özelliğimiz. Başka bir bakışla da, Alman gibi başlayıp, Türk gibi bitiriyor olmamız.
Bu kadar geniş bir kullanımı olan karbondioksit (CO2) gazının özellikle bizim gibi ülkelerde
çıkarılacak olmasının çok büyük riskleri de olacağını göz ardı edemiyoruz. Mesela CO₂'nin yeraltına enjekte edildiği kuyularda sızıntı olması durumunda, gazın yeraltı suyu ile etkileşime
girerek suyun kimyasını değiştirip, çevredeki içme suyu kaynaklarını ve tarımsal sulamayı
olumsuz etkileme riski.
Veya CO₂'nin yeraltında çözünmesiyle oluşan karbonik asidin, çevre kayaçlarla reaksiyona
girerek mineralleri çözüp, yine çevredeki toprağın yapısını ve tarımsal verimliliği etkilemesi.
Bir başka tehlike ihtimali de sondaj kuyularında meydana gelebilecek yapısal bozulmalar veya
yanlış enjeksiyon teknikleriyle CO₂'nin yüzey sularına ulaşması ihtimali. Bu durumun, göl ve
nehir ekosistemlerinde asidifikasyona yol açabileceği tehlikesi de göz ardı edilmemelidir.
Ayrıca CO₂ enjeksiyonunun, yer altı basıncını artırarak küçük ölçekli sismik hareketlere
(mikro-depremler) yol açabileceği de üzerinde önemle durulması gereken hususlardandır.
CO₂ taşımak için kullanılan boru hatlarında meydana gelebilecek muhtemel kaçaklar da,
yüksek yoğunluktaki gazın çevreye yayılmasına neden olabileceği gibi genellikle yüksek
basınç altında ve sıvı formda taşınacağından tank veya ekipmanlarda meydana gelebilecek
kaza, trafik kazası ve muhtemel hatalardaki ani boşalmaların da hem çevre hem de canlılar
için epey tehlike oluşturabileceği atlanmamalıdır.
Otuz yıl önce bu yollarda sürücülere trafikte korku veren araçlar, sadece ormandan odun
taşıyan ağır tonajlı araçlardı. Sonra yanlarına madencilik sektöründe çalışan iş makinaları ve
mermer taşıyan çeşitli ağır vasıtalar eklenmişti. Anlaşılıyor ki yakın bir gelecekte bunlara bir
de tehlikeli madde; yüksek basınçla sıvılaştırılmış karbondioksit taşıyan tankerler eklenecek.
Umarım yüklenici firmalarla yapılacak sözleşmelerde bunlara ilişkin riskler ve yaptırımlar
etraflıca ele alınır. CO₂'nin yüzlerce yıl yer altında kalması hedeflendiğinden, bu süreçlerin
etkin şekilde izlenmesi her ne kadar güçlükler içerse de ve teknolojik açıdan zor olsa da uzun
vadeli taahhütlerle bu sürecin daha sağlıklı takibi sağlanır.
Saydığımız riskler iyi bir mevzuat ve iyi bir devlet denetimiyle belki hiç problemsiz aşılabilecek
iken günümüzde o denetimlerin nasıl yapıldığını, daha doğrusu yapılmadığını hepimiz de
görüyoruz. Hadi diyelim ki bu sefer başka olacak ama size daha enteresan bir şey ifade
edeyim mi? Türkiye’de henüz bu karbon yakalama, kullanma ve depolama teknolojilerini
düzenleyen özel bir mevzuat dahi yok. Olan mevzuatın bile uygulanamadığı, hep bir
yerlerden emirlerle ancak kamu yararı adına eylem konulabilen bir ortamda olmayan
mevzuatla neyi, nasıl kontrol edip bu riskleri bertaraf edebileceğiniz tabii ki önemli bir sorun.
Anlaşılıyor ki göç yine yolda düzülür anlayışıyla bekleyeceğiz. Ümidim odur ki TPAO, MTA,
BOTAŞ gibi sondaj yapabilen kurumların mevzuatlarında değişikliğe gidilerek, CO₂ taşıma,
depolama ve izleme süreçlerini kapsayacak şekilde güncelleşmeler süratle yapılır.
İnsanın yolculuğu sürüyor. Ama semalara, ama yerin altına, ama gidebildiği her yöne doğru.
Yolculuklarda da ondan istenen ve beklenen elbette halife sıfatına uygun olarak davranarak
ve kendiyle beraber yaratılmış diğer canlıların da haklarını gözeterek ilerlemesi. İşte insan
ancak o zaman şerefli bir yaratılmış oluyor. Aksi takdirde sadece kendi menfaatleri için diğer
bütün doğanın katledicisi bir zalim oluveriyor.
Biz yine de hayrı dilimizden düşürmeyelim ve yeşilin ortasında yerin altına doğru çıkılacak bu
yolda insanımıza hayırlı ve doğaya saygılı yolculuklar dileyelim.
Erdal ÇİL/Muğla

