Piyasalar

Devletin Yeniden Yapılandırılması ŞARTTIR.

Punto:

 

Gelişen ve dönüşen dünya karşısında mevcut kanunlar yetersiz, cezalar ise caydırıcılıktan uzaktır.

Hukuk, 
adaleti tesis eden bir zemin olmaktan çok, sorunları öteleyen bir prosedüre dönüşmüştür.

Kurumlar sağlam ve öngörülebilir sistemler üzerinden değil; 
birkaç izan sahibi yöneticinin şahsî gayretiyle ayakta durmaktadır.

Toplumun sosyal katmanları arasındaki uçurum çok derinleşmiştir.

Ekonomik ayrışma, ahlaki ve zihinsel kopuşla birleşmiştir.  

Ortak değerler, ortak gelecek ve ortak sorumluluk fikri zayıflamıştır.

Üstte dokunulmazlık hissi, altta çaresizlik duygusu hâkimdir.

Toplumsal değerler sistemli biçimde aşındırılmaktadır.

Doğru ile yanlış, 
faydalı ile zararlı,
adalet ile zulüm,
iyi ile kötü, 
güzel ile çirkin
arasındaki sınırlar bilinçli olarak bulanıklaştırılmaktadır.

Son olarak ortaya saçılan Epstein rezaleti, yalnızca bir suç dosyası değildir. 
Bu rezalet, küresel ölçekte cezasızlık düzeninin, seçkin dokunulmazlığının ve ahlaki çöküşün açık bir itirafıdır.

Batı’nın yıllardır yüksek sesle savunduğu insan hakları, demokrai, hukuk devleti ve medeniyet söylemleri bu dosya karşısında fiilen çökmüştür.

Bu hadise, uzun süredir sallanan yapının tabutuna çakılan son çivi niteliğindedir.

İşte tam bu noktada tarih bize yol gösteriyor.

1402 Ankara Savaşı, 
Osmanlı Devleti için yalnızca askerî bir yenilgi değildi.  

Otoritenin dağıldığı, kurumların çöktüğü ve meşruiyetin sarsıldığı büyük bir kırılma anıydı.

Fetret Devri boyunca eski düzenin sürdürülemeyeceği açıkça ortaya çıktı.

İşte o ortamda Çelebi Mehmet, 
devleti eski hâline döndürmeye çalışmadı. 
Aksine, 
şartları okuyarak onu yeniden yapılandırdı.

Dağılmış beylikleri birleştirdi, 
merkezi otoriteyi yeniden kurdu, 
mali ve idarî düzeni toparladı ve 
devleti yeni bir denge üzerine inşa etti.

Osmanlı’nın ikinci kuruluşu olarak anılan bu süreç, “onarım” değil, bilinçli bir "yeniden kurma" iradesiydi.

Bugün de benzer bir eşikteyiz.

Mevcut yapılarla, 
mevcut reflekslerle ve 
günü kurtaran düzenlemelerle yol almak mümkün değildir.

Devletin yeniden yapılandırılması artık bir tercih değil, tarihsel bir zorunluluktur.

Gecikmek, sorunları ertelemek ya da makyaj düzenlemelerle süreci idare etmeye çalışmak, 
ödenecek bedeli büyütmekten başka bir sonuç doğurmayacaktır.

Çelebi Mehmet’in yaptığı gibi, kırılmayı doğru okumak, 
cesur kararlar almak ve yeni bir düzen kurmak gerekir.

Aksi hâlde gecikmenin bedeli yalnızca ekonomik ya da siyasi olmayacaktır.

Toplumsal çözülme, değer kaybı ve uzun vadeli istikrarsızlık olarak karşımıza çıkacaktır.

Bundan böyle milli meselemiz, günü kurtarmak değil; 
devleti ve toplumu geleceğe taşıyacak yeni bir yapıyı inşa etmek olmalıdır