Kur’ân’ın Ahlâkı, Devletlerin ve Milletlerin Aynası ve Acı Bir Hakikat
İslam dünyasında sıkça dile getirilen bir cümle vardır: “Batı’da İslam var ama Müslüman yok; İslam ülkelerinde Müslüman var ama İslam yok.” Bu söz, ilk bakışta bir slogan gibi görünse de, modern çağda yapılan bazı akademik çalışmalar bu tespitin ne kadar sarsıcı bir hakikat barındırdığını gözler önüne sermektedir.
Bunların en dikkat çekicilerinden biri, Amerikalı Müslüman akademisyen Prof. Dr. Hossein Askari ve birlikte çalıştığı iki araştırmacının ortaya koyduğu İslamilik Endeksi (Islamicity Index) çalışmasıdır.
Prof. Askari, uzun yıllar George Washington Üniversitesi başta olmak üzere çeşitli akademik kurumlarda görev yapmış; ekonomi, siyaset ve kamu yönetimi alanlarında saygın çalışmalara imza atmış bir isimdir.
Askari ve ekip arkadaşları, 2010 yılında yayımladıkları kapsamlı akademik çalışmada şu temel soruyu sormuşlardır:
“Bugün yeryüzündeki devletler, Kur’ân-ı Kerîm’in emrettiği ahlâkî, sosyal ve yönetsel ilkelere ne ölçüde uymaktadır?”
Bu soru, yalnızca Müslüman ülkeleri değil, bütün dünyayı kapsayan evrensel bir muhasebe çağrısıdır.
Çalışmanın en çarpıcı yönü şudur: Araştırmacılar, ülkelerin ne kadar “dindar” olduğunu, kaç kişinin namaz kıldığını ya da oruç tuttuğunu ölçmemiştir. Çünkü Kur’ân, bireysel ibadetlerin samimiyetini istatistiklerle ölçmeyi değil; emanetleri ehline vermeyi, hükmederken adaletle hükmetmeyi, kul hakkı yememeyi, beytülmâle el uzatmamayı, kamu malını israf etmemeyi ve toplumu ayakta tutan ahlâkî düzeni esas alır.
Bu çerçevede Askari ve ekibi, Kur’ân’dan ilhamla şu temel ahlâkî ilkeleri merkeze almıştır:
Emanetin ehline verilmesi, adaletle hükmedilmesi, yolsuzluk ve israfla mücadele, kul hakkının korunması, istişare kültürünün işletilmesi, maslahatı yani toplum menfaatini şahsî çıkarlardan üstün tutma anlayışı, doğruluk ve dürüstlük, aldatmanın ve yalanın reddi, insan onuruna saygı ve yöneticilerin hesap verebilirliği.
Bu ilkeler daha sonra ölçülebilir göstergelere dönüştürülmüş; Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler ve benzeri uluslararası kuruluşların verileri kullanılarak ülkeler karşılaştırılmıştır.
Endeks dört ana başlık altında oluşturulmuştur: ekonomik adalet, hukuk ve yönetişim, insan ve siyasal haklar ile uluslararası ilişkilerde ahlâk ve barış. Her ülke bu başlıklardan aldığı puanlara göre sıralanmıştır.
Ortaya çıkan tablo, özellikle Müslüman toplumlar için son derece sarsıcıdır. Sıralamanın en üst basamaklarında İrlanda, Yeni Zelanda ve Finlandiya gibi ülkeler yer alırken; Müslüman çoğunluklu ülkelerin büyük bölümü alt sıralarda kalmıştır. Uzun yıllar “başarılı Müslüman ülke” olarak anılan Malezya’nın bile ancak 39. sırada yer alabilmesi, meselenin derinliğini açıkça göstermektedir.
Bu sonuç, İslam’ın ahlâkî iddiası ile Müslüman ülkelerin siyasal ve yönetsel pratikleri arasındaki büyük uçurumu gözler önüne sermektedir. Burada altı çizilmesi gereken kritik bir nokta vardır: Bu çalışma, ne Batı’yı yüceltmek ne de İslam dünyasını aşağılamak amacı taşımaktadır. Aksine Prof. Askari, Müslüman bir akademisyen olarak şu tespiti yapmaktadır:
“İslam, doğru uygulanırsa dünyadaki en adil ve en ahlâklı toplumsal düzeni kurabilecek ilkeleri barındırır. Sorun İslam’da değil, Müslümanların İslam’ı hayata geçirme biçimindedir.”
Kur’ân’ın defalarca vurguladığı adaletle hükmetme, emaneti ehline verme, kul hakkını gözetme, beytülmâli koruma, israfı yasaklama, işleri istişare ile yürütme ve maslahatı esas alma ilkeleri; bugün ne yazık ki birçok Müslüman ülkede sloganlarda kalmış, devlet düzenine ve yönetim ahlâkına nüfuz edememiştir. Buna karşılık dinî referansları olmayan bazı ülkeler; adaletli yargı, şeffaf yönetim, kamu malına riayet, yolsuzluğa sıfır tolerans ve toplumsal güven gibi alanlarda Kur’ân’ın ruhuna fiilen daha yakın bir tablo ortaya koyabilmiştir.
Bu tablo bize şu soruyu sormak zorunda bırakmaktadır: Biz İslam’ı ne zaman yalnızca bir kimlik ve retorik meselesine indirgedik? Ne zaman ahlâkı, hukuku ve adaleti ikinci plana itip; şekil, slogan ve hamasetle yetinir hâle geldik?
Kur’ân’ın “Allah adaleti emreder” hükmü neden mahkeme salonlarına, ihale masalarına, kamu yönetimine ve siyaset ahlâkına tam olarak yansımıyor?
İslamilik Endeksi çalışması, Müslüman toplumlar için bir aşağılanma belgesi değil; tam tersine bir uyanış çağrısıdır. Bu çalışma bize, İslam’ın bir medeniyet iddiası olduğunu ve bu iddianın ancak adaletle, ehliyetle, istişareyle, maslahatı önceleyen bir anlayışla ve yüksek bir ahlâk düzeniyle hayata geçirilebileceğini hatırlatmaktadır.
Eğer Müslüman ülkeler Kur’ân’ın emrettiği bu ahlâkî düzeni gerçekten inşa edebilselerdi, bugün bu sıralamalarda öncü olmamaları için hiçbir sebep yoktu.
Prof. Dr. Hossein Askari ve arkadaşlarının çalışması şunu açıkça ortaya koymaktadır: İslam, sadece camilerde yaşanan bir inanç değil; devletin, hukukun ve toplumun ahlâkıdır. Bu ahlâk hayata geçirilmediği sürece, Müslüman coğrafyanın yaşadığı krizler de bitmeyecektir.
Asıl soru şudur: Biz Kur’ân’ı gerçekten hayatımıza mı rehber ediniyoruz, yoksa onu sadece konuştuğumuz, övündüğümüz ama hayata geçirmediğimiz bir metin olarak mı bırakıyoruz?
Mehmet Mutluoğlu/TRABZON

