Piyasalar

AŞKIN FİZİĞİ

Punto:

Seni ilk gördüğüm yerdi…

İki gök arasında kalmış gibi

Yer çekti ayaklarımdan

Sen bir yıldızdın 

Ben yörüngene tutunmaya çalışan bir toz bulutu

Ve gök eskisinden de maviydi.

Aramızda adı konmamış bir çekim,

Sen yaklaştıkça titreşen bakışlarım…

Mesafe dedikleri neydi,

İki noktanın arası mı?

Yoksa sana varamayan

Bir ömrün en uzun yarası mı?

Sana yaklaştıkça ıraksayan zaman

Cetvellerin ölçemediği tanımsızlık,

Sayıların kifayetsizliği

Sen bir adım uzaklaşınca

Araya sıkışan sonsuzluk.

Direncimi yaktın 

Kaç voltluktu ki bakışın

Dokunmadan daha,

Ben dal gibi incecik bir tel,

Sen yüksek gerilimdin,

Bir kıvılcıma mahkûm iken

Koca bir yangın

Sonra ışık girdi sıraya,

Gözlerinden bana doğru;

Ben doğrusal sanmıştım,

Meğer eğriymiş aşkın yolu.

Her tümseğin ardında saklanınca şavkın,

Bazen gün tutuldu bazen ay, 

Her zaman ben…

Gölgeler uzadıkça 

Acıyan yüreğimin sızısı

Heyulaya döndü eğri aynalarda

Yansıma dediler 

Ben hatıra dedim;

Işığın döndüğü yerden

Sana hep geri geldim.

Bir prizmaya düştü yüzün,

Renklere ayrıldı gece,

Seni beyaz olan sandım lakin

Yedi renktin…

Saçaklanan gök kuşağındaydın 

Tutamadım…

Sesin başka mesela,

Dalga dalga gelir uzaktan;

Hangi frekansta sustuysan

Sessizlik çöktü zamana.

Rezonansa girdi kalbim

İstikrarsız ritmiyle,

Aynı titreşimde seninle,

Suskunluğunun dönüştüğü gürültüdeydin

Ve sonra zaman karıştı işe,

Saatler eğrildi;

Sen yaklaştığında 

Yıllar güz yaprakları gibi uçuverdi,

Uzaklaşınca saniyeler çamura saplandı

Görelilik buysa eğer…

Zaman da sustu

Bir ağırlığın vardı

Bir kütlen bir hacmin vardı mesela

Tartıların ölçemediği

Ama ya yokluğun

Sen gittiğin anda odama çöken…

Bozdu bütün ölçüleri

İnfilak etmiş gibi zaman

Ve üstüme çöken koca kâinat 

Sen gittikten sonra 

Daha ağır olurdu her şey.

Sonra öğrendim

Bir sandalye boşluğundan farklıymış boşluğun

Galaksideki kara delik gibi

Zamanı da yutan 

Bazen bir gidişten arta kalan

Evren kadar genişleyip

Göğsüne çöken şeymiş

Entropiyi geç öğrendim,

Düzenin dağılmaya meylini;

Masada iki fincan varken

Her şey ne kadar da dengedeydi.

Birini kaldırınca kaosa evrildi hayat;

İnsan bazen termodinamiği bile

Bir ayrılıkla anlarmış.

Varlığında kalbimin sıcaklığı 

Hangimizdendi bilemem,

Sen gidince bardakta çay,

Fincanda kahvem soğudu

Aslında soğuyan neydi

Oysa sen kapıyı kapatınca

Lamba titremeye başladı 

Işık üşüdü

Fizik öyle diyor

Kaybolmaz, yalnız biçim değiştirir enerji;

Bir hareket durduğunda başka harekete dönüşür

Demek senden kalan şey de yok olmadı büsbütün;

Biraz hüzne, biraz söze,

Biraz bana dönüştü.

Newton ne bilsindi

Her etkinin tepkisini mesela;

Sen bir adım uzaklaşınca

Benim on adım sana düştüğümü

Ya da sen giderken her adım 

Beni bir ışık yılı uzağa düşürdüğünü 

Aşk kuantum mudur?

Sen hem orda 

Hem başka yerde — ne tuhaf

Hem yoksun, hem benimle;

Sen yıllar önce 

Dışardan kapattığın kapının

Hala bu tarafındasın

Anladın biliyorum ama 

Belirsizlik işte 

Her şeyi aynı anda bilemezsin;

Yerini bilsem de yönünü,

Yönünü bilsem menzilini bilemem

Ben yerini bilmiyorum artık,

Hangi şehir, hangi evrendesin;

Ama ne zaman geçmiş desem

Sen o an içimdesin.

Şimdi biliyorum;

Çekim başlatır,

Direnç büyütür,

Gerilim bekletir.

Işık görünür kılar,

Zaman eğer,

Entropi dağıtır.

Sonra bir yerde

Fiziğin de hükmü biter.

Kaybolmayan

Enerji de kaybolur;

Çünkü çoktan

Gitmişsindir sen.

Bıraktığın boşluğun

Tedirgin ağırlığı bile dağılır zamanla.

Biçim değiştirdin,

Artık o sen değilsin;

Irayıp uzaklara

Bir kara delikte

Zamansız kaldın.

Ben şimdi gökyüzünde

Sönmüş yıldızlar sayıyorum.

İnsan bazen 

kıyameti kopmuş bir yıldızı 

gökyüzünde var sanır.

Muhsin HALİS

13.09.2026 Kocaeli