BİST

0,00

%0,00

Dolar

0,00

%0,00

Euro

0,00

%0,00

Altın

0,00

%0,00

Gündem
Elfida
28.08.2019 11:59
Elfida, Arapça kökenli bir kelimedir. Kız ismi olarak kullanılır ve “Feda etme, gözden çıkarma, verme” gibi anlamlar içerir. Nereye “vermek” ya da neyin karşılığında “feda etmek”, hangi nedenle “gözden çıkarmak” konusu derinlemesine incelenmeye muhtaçtır. İmkanlarım çerçevesinde araştırmaya çalıştım. Etimolojik olarak tartışılabilir tabi, ancak faydalı bir sonuca ulaştığım düşüncesindeyim.

“Elfida” denildiğinde ilk aklımıza gelen; Türk rock müziği sanatçı Haluk Levent ve malum şarkısıdır. Bir çoğumuz bu kelimeden böyle haberdar olmuşuzdur. Sanatçı, birkaç yıl önce kurmuş olduğu AHBAP Derneği‘nin hayırsever faaliyetleriyle taktir toplamaya devam ediyor. Kendisini, sosyal sorumluluk bilincinden dolayı ayrıca tebrik ediyorum.

Haluk Bey; konuya bağlı olarak, gerek sosyal medya üzerinden, gerekse basına verdiği demeçlerinde; “Elfida” parçasının hikayesini şöyle izah etmişti.

” Elfida ismi sonradan verilmiş bir isim. Adı Beyzanur kızımızın. 4 Yaşlarındayken tanıştım. Babası Murat Çelik bir emekçiydi. Kızın amansız bir hastalığı vardı ve bu amansız hastalıkla mücadelesine destek olmak için Cerrahpaşa Tıp Fakültesine gidiyordum, doktorlarla görüşüyordum. Bir gün doktor odasındaydım ve doktorlardan biri gelip bana “Haluk Bey, bu kızı gözden çıkartın.” dedi. Yanımda da müzisyen arkadaşım Emrah Aydoğdu var. Emrah, “Gözden çıkartılan kadın anlamı Osmanlıca’da Elfida, dedi. Belki tam birebir anlamını karşılamıyordu ama bir kavram olarak çok uyuyordu. Tabi biz birbirimize sarılıp ağladık. Gerçekten Beyzanur’u çok seviyordum. Ve oturdum şarkıyı yazdım. Sevgili Emrah Aydoğdu da elinden geleni yaptı ve sözlerinde düzenlemeleri yaptık. Ömer Faruk Güney’in de müziği vardı. Bu şekilde Beyzanur’un son günlerinde ona şarkıyı söylüyordum ama o kendisi olduğunu bilmiyordu, Elfida olarak biliyordu. Tabii küçük bir çocuktu son zamanlarında, 8 yaşlarındaydı. O dönemde şirketlerim batmış, sözlerdeki “Omzumda iz bırakma, yüküm dünyaya yakın.Şunu ifade etmek içindi: Ya zaten dünya kadar batmışım, sıkıntılıyım. Beyzacığım ne olur bari sen gitme demek içindi. O sözlerdeki yüzyıllardır sarılmamış kolların cümlesinin sebebi de şuydu: Anne ve babası gece gündüz nöbetteydiler. Beyzanur’un kırılganlığından, hasta yatağından dolayı sarılamıyorlardı. Gerçekten sarılabildiklerini görmedim.”

O dönemde hastane personeline Bakırköy’de bir konser verdim. Beyzanur’a iyi baksınlar diye onların gecesine katıldım. O gece evden başka bir yere kaldırılan Beyzanur’u kaybettik. “Beyzanur’u kaybetmemizden sonra anne ve babasından rica ettim. Yıllardır Beyzanur’un başındaydınız. Evet kızımızı kaybettik ama lütfen bir çocuk daha yapın dedim. Aradan bir yıl geçti ve beni aradılar. Haluk Abi, bir çocuğumuz oluyor. Adını Elfida koyun dedim. Şu anda o Elfida belki de 8-9 yaşlarında ve bir okulda okuyor. Ablasının ismini taşıyor…

Sanatçının açıklamalarından, Beyzanur’a daha iyi bakılabilmesi, maddi ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için ekstra çaba gösterdiğini anlıyoruz. Bir nevi kendini vakfetmiş. Bu koşuşturma içerisinde kaybolması, “Beyzanur’un” vefatında bile yanında bulunamaması apayrı bir trajedi. Maalesef; her koşulda insanı aciz bırakan bir anlayış; mağduriyet, mecburiyet mekanizması olarak işler halde insanlığın tahammül sınırlarını zorlamaya devam ediyor.



“Elfida” kelimesinin Arapça olması, Arap toplumlarındaki kadın ve bilhassa kız çocuklarının yaşam öyküleri üzerindeki düşünce ufkumuzu da aralıyor. Bu noktada, zihnimizi tırmalayan bir gerçekliğin, üzerindeki örtünün yeteri kadar açılmadığını anlıyoruz. Açılmadığı bir yana, üzerinin daha da örtüldüğü kanaati hasıl oluyor.

Arap dili ve kültürünü anlamada ortak değerlerimizin rolü büyüktür. Kadim kültürümüz 751 yılında Çinliler’le aramızda gerçekleşen Talas Savaşı sırasında ilk kez Müslüman Araplar ve Türkler’in ittifak ettiklerinden bahseder. Bu ittifaktan hareketle Talas Irmağı kenarında gerçekleşen savaşta Arap ve Türk orduları Çinlileri ağır bir yenilgiye uğratırlar. Bu etkileşim Türk – Arap ilişkilerinde ve Türkler’in Müslümanlaşmasında dönüm noktası olmuştur. Elbette; ittifak üzerine başlayan etkileşim akla ve kalbe hitap eden İslam dini çatısı altında ümmet bilincini daha da kuvvetlendirmiştir. Bu vesileyle Milletimiz, ümmet anlayışının evrensel bir nitelik kazanmasında fiilen etkili olmuştur.

Cahiliyye Araplarının kötü adetlerinden biri vardı ki kriminal karşılığı, net olarak ortaya konamamış, üzerinde yeterli çıkarımlar sağlanamamıştır. Bu kötü adet; doğduktan hemen sonra, kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmeleriydi. Onlar bunu namuslarını korumak veya utanç duydukları için, bazıları da sakat doğum ve çirkin olduğunu düşündükleri için yapıyorlardı. Her ne kadar bir kısım kaynaklar sakat ve çirkin olarak doğduklarından dolayı yaptıklarını iddia etseler de bunu isabetli bir yaklaşım olarak değerlendirmek istemiyorum. Böyle olsaydı; aynı durum ve sonucun erkek çocuklarında da gerçekleşmesi icap ederdi.



Kur’an-ı Kerîm’de bu duruma şu ayetlerle işaret edilir:

“Onlardan birine, Rahman olan Allah’a isnat ettikleri bir kız evlâd müjdelense, içi öfkeyle dolarak yüzü simsiyah kesilirdi.” (Zuhruf, 43/17)

“Diri diri toprağa gömülen kız çocuğunun hangi suçla öldürüldüğü kendisine sorulduğu zaman… “ (Tekvir, 81/8-9)

“Ortak koştukları şeyler müşriklerden çoğuna, çocuklarını öldürmeyi süslü gösterirdi.” (En’âm, 6/137)

Evet Allah (cc) müjdelemişti; ama, onların yüzü neden simsiyah kesilirdi. Böylesine güzel bir müjde öfke ve korkuyla mı karşılanırdı?
Yoksa; İnsana kendi elleriyle çocuklarını öldürmek hangi nedenden ötürü süslü görülebilirdi?


Prof. Dr. Mete Gündoğan; “Para B*k Gibi” kitabında bu konuyu oldukça geniş ele almış.

Buraya kadar çizdiğimiz resim böyle. Bir anlamda zihnimizde oluşan sorulara da cevap niteliği oluşturması açısından kitaptan bazı pasajlar vereceğim. Konuya ilişkin daha geniş analizlere kaynağından ulaşabilirsiniz.

“Bu Kureyş örgütünün kullandığı baskı yöntemlerinden en önemlisi yüksek faizle borçlandırmaktı.”
“Faizle borç para verip sonra da borçluyu tahakküm altına almak cahiliye dönemi Kureyş’inin en önemli uygulamalarındandı.”
“Eğer bir kişi borcunu ödeyemezse teminatlarına el konulur, bu yetmezse tüm mal varlıkları elinden alınırdı. Bunlar da borcunu ödemeye yetmez ise erkek çocukları köle olarak satılırdı. Bunun dahi borcunu geri ödemeye yetmediği durumlarda borçlunun kız çocukları elinden alınırdı. Bu kızlar panayırlarda babasının borcu ödeninceye kadar seks kölesi olarak çalıştırılırdı. Bu uygulama oldukça yaygın bir uygulamaydı.”

“Allah bizleri, kız çocuklarının diri olarak gömülmesi üzerinden bu sistemi sorgulamaya yönlendirmektedir. Tabii o dönemde bütün kız çocukları toprağa gömülmez ama böyle bir risk olduğuna inanan aileler bu uygulamayı yapıyorlardı. Bunlar da genellikle orta halli veya fakir ailelerdi. Kureyş örgütünün hiçbir ileri geleninin böyle bir uygulama yaptığına dair bir delil yoktur.”


Pek, tabi ki; hastalık/imkansızlık nedeni ile ölüm/öldürülme farklı, göz göre göre ölüme terketme, öldürülme farklıdır. Her ne kadar ayrı dönemler olsa da aynı duygular, zihinlerde aynı acıyı tetikliyor. Öyle olacak ki “Elfida” kavramı bu acı kanalın oluşum kılavuzu ve yol göstericisi olmuştur.

Evet! Elfida’nın ve geçmiş “Elfida”ların hikayesini sizlerle paylaşmaya çalıştım. İnşaAllah idrakine varanlardan oluruz. Allah hepsine rahmet etsin.

Vesselam…
  • 12:11

    BTK Hattı, Astrahan'ı da Kalkındıracak

  • 12:16

    Ceren Özdemir Cinayeti

  • 10:27

    Beraat Eden Kişi Görevine Neden Dönemiyor?

  • 11:10

    Kenan Evren'in İsmi Siliniyor

  • 09:51

    Öğretmenler Günü Kutlu Olsun

  • 08:58

    Dünya Felsefe Günü

  • 08:39

    Milli Vicdan Kurucularından Turan Güven'i Kaybettik..

  • 08:56

    2018 Vergi Rekortmenleri Açıklandı

  • 11:02

    14 Kasım Dünya Sosyologlar Günü Kutlu Olsun

  • 10:58

    14 Kasım Ahıska Sürgününün Yıl Dönümü