Piyasalar

Ekranın Sert Dili: “Ulan”ın Gölgesinde Kaybolan Polis İmgesi

Punto:

Televizyon dizilerinin, özellikle de uzun soluklu olanların, bir toplumun ruh hâlini yansıtan
aynalar olduğu sıkça söylenir. Bu aynalarda yalnızca kurgusal karakterler değil, devletin,
adaletin, güvenin ve otoritenin de suretleri görünür. Kanal D ekranlarında yıllardır süregelen
Arka Sokaklar dizisi de bu ayna işlevini üstlenmiş; halkın gözünde polisin gündelik
yaşamdaki temsilini biçimlendiren güçlü bir popüler kültür figürüne dönüşmüştür. Ancak bu
aynanın yüzeyinde zamanla bir bulanıklık oluştu: dizideki emniyet mensuplarının dilinde
dolaşan “Ulan”, “Lan”, “Defol”, “Adam ol” gibi ifadeler, artık yalnızca karakterlerin değil,
polis kimliğinin de dili hâline geldi.
Bu noktada şu soruyu sormak kaçınılmazdır: İçişleri Bakanlığı ya da Emniyet Genel
Müdürlüğü, bu dilin temsil ettiği üsluptan rahatsız değil midir?
Çünkü mesele yalnızca bir kelimenin ağızdan çıkması değildir; mesele, kamu otoritesini
temsil eden bir kimliğin -ekranda da olsa- hangi üslupla var olduğudur. “Ulan” sözcüğü,
Türkçe de samimiyetle öfke arasında gidip gelen, kimi zaman dostça, kimi zaman saldırgan
bir tınıya sahiptir. Ancak bu kelime, üniforma taşıyan bir karakterin dudaklarından
döküldüğünde, bir anda “otoritenin ağzı” hâline gelir. Böylece devletin dili, kaba ve öfkelidir
artık; empati değil, emir taşır.
Televizyon, sokakla devlet arasında bir geçit gibidir. Seyirci, dizideki polisin tavrında gerçek
polisin suretini görür. Dolayısıyla, Arka Sokaklar yalnızca bir “dizi” değildir; aynı zamanda
toplumsal bilinçte bir kamu iletişimi aracıdır. Halkın gözünde “polis”in kim olduğunu, nasıl
konuştuğunu, nasıl tepki verdiğini bu dizi belirler. Bu durumda, dizideki her “ulan” sözcüğü,
kamusal dilin sınırlarını zorlayan bir yankı hâline gelir.
İşin ironik yanı, dizinin amacı genellikle “kahraman” polisi yüceltmektir. Fakat bu
kahramanlık, zamanla sertliğe, bağırmaya, öfkeye evrilmiştir. Böylece seyirci, “adalet”i değil,
“öfkeyle karışık adaleti” izler hâle gelir. Bir başka deyişle, Arka Sokaklar’ın dili, güvenlikten
çok “gerilim” üretir.
Oysa polis, toplumun güven duygusunun bedenleşmiş hâlidir. Onun dili, ölçülülük ve
saygıyla örülmelidir. Ne var ki, televizyonun dramatik iştahı bunu çoğu zaman göz ardı eder;
çünkü öfke reyting getirir, bağırmak sessiz kalmaktan daha “etkilidir.” Böylece dil, estetik bir
araç olmaktan çıkar; güç gösterisinin ham bir aracına dönüşür.
Bu noktada İçişleri Bakanlığı’nın ya da Emniyet Genel Müdürlüğü’nün sessizliği, en az
dizideki gürültü kadar düşündürücüdür. Zira kamu kurumları, kendi imajlarını popüler
kültürün insafına bıraktığında, “devlet dili”nin anlamı halkın televizyon alışkanlıklarına
teslim edilmiş olur.
Bir devletin otoritesi, kelimelerinde gizlidir. Eğer o kelimeler öfke, sertlik ve küçümseme
taşırsa; toplumun adalete olan inancı da aynı oranda zedelenir. Arka Sokaklar’ın karakterleri
belki suçla mücadele ediyor; ama dilleriyle başka bir suçu -dilin hoyratlaşmasını- işliyorlar.

Belki de asıl mesele, şu soruda düğümleniyor:
Gerçek polis, televizyondaki polis gibi mi konuşmalı; yoksa televizyon, gerçek polisin
vakarını mı örnek almalı?
Bu sorunun yanıtı verilmedikçe, ekranın “arka sokakları” dilin de, saygının da karanlık köşesi
olmaya devam edecek.